![]() |
Ankara, 1916’daki o büyük yangın sonrasında epey küçülse de, 1920’lerde bambaşka bir şeye dönüşme fırsatı yakalıyor. İttihatçıların başkenti, İstanbul’dan Anadolu’nun ortasına taşıma fikri düşünüldüğünde, kentin yaşadıkları pek de sürpriz değil. Her şeyiyle yepyeni olacak ve bütün ülkeye modellik edecek bir projeye dönüştürülüyor. Hoş, hayal edilen tam olarak gerçekleşmiyor, şehir ne olabilecekse o oluyor. Kapitalizmle yüzleşmek ve o büyük arzu nesneleriyle rekabet edebilmek hiç kolay değil.
Üstelik ilk başta hayal edilen Ankara da kendi içinde epey “tuhaf” ve ütopik. Örneğin, şehrin tam ortasına herkesin kirlilerini yakayabileceği koca bir kamusal çamaşırhane kurmak istemişler. Gelecekteki nüfus artışına dair tahminler ise sahiden gülümsetiyor, kentin yüz bin nüfusa ulaşabileceğine bile inanmamışlar. Her evin kendi bahçesi-serası olsun, herkes ürettiğini tüketsin gibi cidden ilginç tasarımlar varmış hayallerinde. Romantik, gri, perhizci, disiplin ve adanmışlık içeren bir teşhir kültürüyle bunu sunmuşlar... Elbette her dönemin algısı, iddiası ve doğruları farklı, bugünden bakarak o günleri küçümsediğim düşünülmesin. Benim asıl ilgimi çeken şey zamanın iklimi, o dönüştürme iddiası ve bunun propagandası.
İkinci aşamada ise yüzeyleri özellikle parçaladım. Bina cephelerini, kaldırımları, yol yüzeylerini ve gölgeleri doğal biçimlerinden çıkararak başkalaştırdım. Doğallık yerine üçgenler, yamuklar, diyagonaller ve büyük geometrik alanlar oluşturmak istedim.
Özetle, modernist bir tonda, konstrüktivist grafik tasarımı ve kamusal sanat estetiğini çağrıştıran, 1923 Ankara’sını anlatan, taşıyan ve abartan avangard bir görsel dil aradım diyebilirim. Bir bakıma Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki o radikal dönüştürme arzusunu, bugünün görsel dünyasıyla yeniden kurmaya çalıştım. İnkılapçıların yaptığı gibi şehri fiziksel olarak yeniden tasarlamıyorum elbette. Yalnızca o günkü heyecanı, o müdahale iştahını ve biraz da işin naifliğini ödünç alıyorum. Sonuçta ortaya çıkan şey ne tarihsel bir rekonstrüksiyon ne de mimari bir proje. Bunlar daha çok, Ankara’nın hiç yaşanmamış bir paralel evrenine ait kartpostallar.
Oynuyorum Mıstık abi, kaşın gözün oynamasın rica ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder