Cumartesi, Eylül 04, 2010

Yalancı Dünyanın Yalancı Hikâyeleri


(...) Yukarıda değinmiştim, gerçeğin taklidin yerine, gerçeklik vehminin gerçeğin yerine ikame edilmesi, en çok tüketim safhasında ete kemiğe bürünüyor. Sanat-hayat ilişkisi ve bağlamı muğlâklaşıyor. Peki, bu yeni bir şey mi? Tarihsel olarak bakıldığında cevabı hayır bu sorunun... Bihter’in çizmelerinden şikâyet edenler, Cahide Sonku’nun Aysel eşarplarını, Clark Gable’ın, dolayısıyla Ayhan Işık’ın fanilalarını unutmasınlar… Popüler kültür tartışmaları, aktüele odaklanan bir perspektifle geliştiğinden, yaşanan zamana-bugüne kahırlanmak gibi bir yönü vardır. Sokaklardaki cinayetlerin nedeni dizilerde artan şiddet nedeniyledir, çocuklar kumara, genç kızlar fuhuşa, bütün toplum Amerika’ya meyletmektedir vs. Popüler kültür eleştirilerinin hafızası da yoktur. Dosyamızdaki diğer yazıları incelerken fark edeceksiniz, isim olarak geçen çoğu diziyi hatırlamayacaksınız. ‘Nasıldı, neydi?’ diye birbirinize soracaksınız. Tersi de var: Herkes Aşkı Memnu hakkında konuşmak ve yazmak istiyor. Türkan Şoray’la Şener Şen’in oynadığı bir dizi vardı, adı neydi? Yıllar önce de onu konuşmuştuk. Ali Kırca, Siyaset Meydanında tane tane konuşarak, es’ler vererek, duygu dolu ifadelerle Türkiye’yi kucaklayan bu güzel diziyi konuklarına sormuştu. Gözlerimiz dolarak, ‘keşke bitmeseydi’ ile ‘tadında bıraktılar’ arasında salınarak izlemiştik, konuşanları. Tarihsel bir bağlam olmadığı için popüler olana yönelik eleştiriler de aktüel bir bağlamda geliştiriliyor: En fazla ‘12 Eylül sonrasında…’, ‘neoliberalizm..’ ‘global medya’ vb milad veya açıklama noktalarıyla sahiden bu kadar mı kesin dedirten, her şeyi çözen ve bilen yorumlar yapılıyor. Bir öğrencim, ‘hocam bu dizileri Amerika yaptırıyor’ demişti, gülerek döndüm, baktım çocuk gayet ciddi. ‘Efendim, herşeyin de delili, kaydı kuydu olmaz, gözle görünüyor işte, uyutuyorlar bu halkı…’ Bir yönetmenden dinlemiştim, tv kanallarından biri izleme pratikleriyle ilgili bir araştırma yapmış. Orta Sınıftan çalışan kadınlar, dizileri aileleriyle birlikte geçirebilecekleri bir etkinlik olarak görüyormuş. Anne-baba, kardeşler artık kim varsa… Alt sınıflardan ev kadınlarıysa, dizileri tek başlarına, kocalarından ayrı izliyorlarmış. Koca akşamları kahvede, belki ilişkileri kötü, o futbol izliyor vs… Hayır, ev hanımı yan odada, mutfakta, küçük televizyonun başına geçiyor ve kimselere bulaşmadan ve kendine de karıştırmadan izliyormuş dizisini. Bana bu tür veriler daha ilginç geliyor, popüler kültür eleştirilerinde, örneğin dizilerin nasıl tüketildiğine dair daha fazla düşünülmesi gerekiyor, sözü döndürüp dolaştırıp oraya getireceğim, uyarmadı demeyin… (...)

Birikim, Ağustos-Eylül 2010, Gündelik Hayat, Tv Dizileri ve Popüler Kültür yazısından bir bölüm...

Çizgi: Turgut Demir

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails