Pazartesi, Ocak 31, 2022
Suzan Sözen fotoğrafı
Pazar, Ocak 30, 2022
Candoğan'ı döven Yüzbaşı Türkoğlu
Candoğan'dan otuz yıl sonra olmalı, ilkokul ikinci sınıfta bazı arkaşlarla "Pilot Yayınlarını" kurmuş, benzer nitelikte tek kopyalık çizgi roman dergileri çıkarmıştık, o tarihte fotokopi nedir kimseler bilmediği için elimizdeki tek kopyayı satamıyor kiralıyorduk. Tanesi iki liraydı, Yüzbaşı Türkoğlu diye Yunanlılara dünyayı dar eden son derece dürüst ve yakışıklı bir kahramanımız vardı... Senaryoları ben yazıyordum, ne sandınız?
Aydın Selçuk isimli bir arkadaş, ki sürekli fırk fırk çektiği mümüklü burnuyla hatırlanırdı, sağolsun, maceranın devamını okumak için dört sayılık avans vermişti, şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da, kendisi benim "canım canım" ilk okurumdur... Allah onun ömrüne ömür, varsa çoluğuna çocuğuna afiyet ve bereket versin, gerçek bir sanatseverdi, bazıları "lan oğlum salak mısın" filan deseler de fikrinden caymamıştı, hürmetle hatırlıyorum.
Cumartesi, Ocak 29, 2022
Victim of a wall
Perşembe, Ocak 27, 2022
Cenaze evi şenlik evi
Sosyal medya kamusallığında cenazeler çok farklı yaşanmıyor, yazmak ve göstermek, bir tür teşhir ve iddiaya dönüştüğünden, insanlar "bugün" gazetelerine ne yazacaklarını, neyi, manşete çıkaracaklarını düşündüklerinden ölen öldüğüyle kalmıyor, ya ölmemiş, öldürülmüş oluyor ya da bizatihi oracıkta öldürülüyor...
Vesile de ediliyor elbette. Yukarıdaki tivit bunun bir örneği olmuş, yazan kişi bildiğini okumuş, döner döner bina okur mu demeli...yoksa inadım inat mı bilemiyorum, tutturmuş, e yani mesele pek de Fato gibi durmuyor...
Yanlış anlaşılmasın, aktüel bir tartışma yapmıyorum, kişilerle ilgilenmiyorum. Bir eğilimden söz ediyorum, cenaze dedim, birinin ölmesi bize yetmiyor demek istiyorum, taziye bizi kesmiyor, illa hikayeyi yükseltiyoruz, ilgili-ilgisiz birine çakıyoruz, çünkü "normal" olursa o gazete okunmuyor, o cümle dinlenmiyor, o ses duyulmuyor, o hayat ilgi çekmiyor...Sabır dilemek, acıyı paylaşmak, rahmet okumak ne ki, son derece normal...
Çarşamba, Ocak 26, 2022
Gelincik'te Sabahattin Ali
İnsan ister istemez şaşırıyor, çünkü, Sabahattin Ali, komünist sayılan, ölümüne pek de üzülünmeyen bir isim, hani tam da öldürüldüğü, cinayetin mahkemeye taşındığı günlerde böyle bir yazı yayımlamak az şey değil. Sahiden riskli ve cesaret istiyor... Savcılar delirebilir, okurların korkabilir, vatandaş şikayet edebilir, olabilir oğlu olabilir...
Nasıl olmuş peki? Sabahattin Ali ile birlikte Markopaşa'da çalışan, hatta bir ara yok yere, İstihbarat ajanı sayılan Orhan Erkip, Gelincik'in yayıncısıymış da ondan... Erkip, yakından tanıdığı Sabahattin Ali için o riski göze almış.
Vay diyorsun, e bunu da unutmamalı, şanlı şöhretli aydınlarımızın sesi çıkmamış çünkü... Sayfalardan birini paylaşıyorum.
Pazartesi, Ocak 24, 2022
Ben ne...
![]() |
Pazar, Ocak 23, 2022
Konfor
Tekrar olmasın, Sezen ile ilgili epeyce yazıldı çizildi... Olup bitenleri faşistlerin demagoji ve manipülasyonu sayanlar, hayat tarzı tartışması yapanlar, fırsat bilip " e Sezen de zamanında hörele hürele" demeseydi diyen başka türlü sağcılar var.
"Hayatı mahkemeye çevirenler, hiç şaşmaz, gün gelir o mahkemenin sanığı olurlar" fikrine inanırım...O tartışmalara hiç girmeyelim, yaşarsak göreceğiz.
Benim ilgimi çeken, popüler kültürü ve çoğunluk değerlerini ilgilendiren kısım... Sezen'i sağdan sağdan eleştirenlerde gördüğüm yukarıdan konuşma hali ortalamamızı göstermesi bakımından çok tipik. Konuşmak dediysem de, lafın gelişi, bence konuşmuyor, sadece suçluyorlar çünkü. Büyük haklılıkla ve haklılığın getirdiği güçle konuştuklarına inanmaları daha da ilginç... Farkında bile değiller, tek tek birilerinden söz etmiyorum, ortak bir ruh hali bu...
Hani kimi amcalar teyzeler yaşlanır ve garip bir eşiği aşarlar, kimseyi umursamaz olur, topluluk içinde gaz çıkarır, geğirir, küfreder, ayıp, edep ve empati ölçüsünü yitirirler ya, o evin, o ailenin, o çocukların ve zamanın sahibi gibi davranırlar ya... hah işte onun gibi...
Sezen'i eleştiren herkes bana sanki memleketin, evin, münakaşanın sahibi gibi davranıyor, öyle konuşuyor gibi geliyor. Konuşmuyor, dinlemiyor ve o konforundan vazgeçmiyorlar çünkü...
Keşke hayatta tek bir gerçek olsa, elle tutulur bir doğru olsa... Yok işte.
O sebeple empati diye bir hissimiz var, o sebeple kendimizi başkasının yerine koymamız bekleniyor, o sebeple eğitim alıyoruz. empati kurarsak anlamaya çalışırsak diyoruz. Hayata hainler ve kahramanlar ekseninde bakamayız. Konforlu olandan, kolay olandan kaçmamız gerekiyor, çünkü netlik ve belirginleştirme kolaylıktır, klişelerle karar vermemiz ve karar almamız beklenir.
Ezber, tarihin en büyük konforudur. Doğrular, gelenekler, kurallar, insanlar cahil olduklarını fark ettikçe değişir de değişir, yahu, hepimiz fikren cahiliz arkadaşlar, bunu bir kabul etsek, negzel olur hem "iklim değişir, Akdeniz olur"...
