![]() |
Yüz binlerce basılan ve satan popüler bir mizah dergisi nasıl zarar eder? Üstelik kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir dergiden söz etmiyoruz. Gırgır, Haldun Simavi’nin basın grubunun yayını; arkasında büyük bir sermaye, matbaa ve dağıtım imkânları var.
Aral, 350 bin baskıdan söz ediyor; aynı yazının sonunda da satışın 320 binin üzerinde olduğunu belirtiyor. Rakamlar derginin kendi beyanları. İade yüzde 10'un altında; genelde yüzde 30-35 civarında olduğunu düşünürsek sahiden çok yüksek bir satış oranı. Ama basılan her nüshanın kâğıdı, mürekkebi ve baskısı ödeniyor, satılan nüshanın kapak fiyatı da bütünüyle yayıncıya kalmıyor. Dolayısıyla çok satmak, tek başına kâr edildiğini göstermiyor.
Aral’ın asıl itirazı, gazetelerle mizah dergilerine aynı kâğıdın farklı koşullarda satılması. 4 Mart 1979’da Başbakan Ecevit’e yayımladıkları açık mektupta bunu anlatmışlar. Gazetelere tanınan indirimden yararlanamıyorlar, üstelik kâğıt, günlük gazetelerin ihtiyacı karşılandıktan sonra kalırsa diğer yayınlara veriliyor. Yani hem aynı malzemeyi daha pahalıya alıyorlar hem de ihtiyaç duydukları anda bulamıyorlar.
Fark az buz değil. Cumhuriyet’in 24 Şubat 1979 tarihli haberine göre bobin gazete kâğıdının indirimli ton fiyatı 9 bin, indirimsiz fiyatı 17 bin lira. Gırgır’ın fiilen hangi kâğıdı, kimden ve kaça aldığını bilmiyoruz ama farkın ölçeğini görmek için varsayımsal bir hesap yapabiliriz. Bir nüshada 50 gram kâğıt kullanıldığını düşünelim; ölçülmüş değil, seçilmiş bir değer. 350 bin nüsha için 17,5 ton kâğıt gerekir. Ton başına 8 bin liralık fark, fireyi katmadan bir sayıda 140 bin liraya ulaşır. Bu da 320 bin satış üzerinden nüsha başına yaklaşık 44 kuruş demek. Üç liraya satılan bir yayında dikkate değer bir maliyet.
Ama araştırmanın düğümlendiği yer bundan sonra başlıyor. Aral, bir liralık zammın büyük bölümünün dağıtımcıya gideceğini, geriye kalanın kâğıt ve diğer malzeme zamlarını ancak karşılayacağını söylüyor.
Dağıtımcı payını doğrudan yayıncının kazancı sayamayız; taşıma, bayilik, tahsilat gibi giderler var. Öte yandan büyük bir basın grubunun yayını söz konusu olduğunda, derginin hesabıyla grubun hesabını da birbirinden ayırmak gerekiyor. Dağıtım gelirinin ne kadarının aynı sermaye grubunda kaldığını bilmiyoruz. Ancak grup içindeki bir şirkete yapılan ödeme, derginin hesabında gider, diğer şirketin hesabında gelir olabilir. Bu gelir de bütünüyle kâr değildir elbette. Yine de Gırgır’ın zarar etmesiyle, onu yayımlayan grubun Gırgır üzerinden başka gelirler elde etmesi birbirini dışlamaz.
Bu yüzden Aral’ın açıklamasını ne peşinen reddedebiliriz ne de bir bilanço yerine koyabiliriz. Okuduğumuz şey, bir yayın yönetmeninin hem hükümete baskı yapmak hem de fiyat artışını okuruna anlatmak için yazdığı metin. Üstelik Aral, açık mektupta yayıncının zamdan sonra daha az satışla da kâr edebileceğini, kâr etmezse dergiyi kapatacağını söylüyor. Demek ki savunduğu şey, derginin ucuz kalıp geniş bir okur kitlesine ulaşması.
Bence asıl gerilim burada. Gırgır, gazetelere göre dezavantajlı kâğıt koşullarından şikâyet ederken bağımsız bir mizah dergisinin sahip olamayacağı imkânlarla yayımlanıyor. Gazetelerle dergiler arasındaki kâğıt fiyatı farkı belgelenebiliyor; bu farkın Gırgır’ın hesabında ne büyüklükte bir zarara yol açtığını ise bilmiyoruz. Aral’ın şikâyetinin maddi bir karşılığı var ama bunu anlatırken kurulan “güçlükle ayakta duran dergi” iddiası ayrıca tartışılmalı. “Zarar ediyoruz” cümlesi, arkasındaki büyük basın işletmesini unutturmamalı çünkü.
![]() |











