![]() |
Necip Fazıl da o hengâmede üç sayı süren Borazan isimli bir mizah gazetesi çıkarıyor. Pek parlak bir deneme değil, ayrıca Büyük Doğu'da yaptıklarından belirgin bir farklılık içermiyor. Niye kalkıştığını kesin olarak bilemiyoruz. Para kazanmak veya çok ilgi gören bir mecrada kendini göstermek istemiş olabilir. Ne ki, arkasını getirmemiş…
Kişisel olarak, mutlaka büyük sözler etmek isteyen, hayran arayan, kendisine gülünmesine tahammül edemeyen insanların mizahla ilişkisinde bir eksiklik olduğunu düşünürüm. Başkasını aşağılayarak güldürebilirler elbette ama kendilerini gülmenin dışında tutarlar. Hep başkasının kusurunu gösterenler, kendi kusursuzluğundan emin bir sesle konuşur. Bir yerden sonra espri dinlemekten çok nutuk dinliyormuşum gibi gelir bana…
Yukarıdaki görseli Borazan'dan aldım. Esprisi başlığında: “Fotoğrafla Karikatür.” Fotoğraftakilerden biri Başbakan Recep Peker, diğeri de muhtemelen onun eşi. Ne yapılmak istendiği az çok belli. Çizgiye gerek duyulmamış, fotoğrafın kendisinin karikatür olduğu söylenmiş. Artık kilolarına mı, kıyafetlerine mi, yan yana duruşlarına mı gülmemiz bekleniyor, açıklanmıyor. Sadece bakıp anlamamız, aynı küçümsemede buluşmamız isteniyor. Başlık, bir bakıma gülme talimatı… Üstelik hedefte Peker'den çok yanındaki kadın var gibi: rüzgâra yakalanmış, eteğini toplamaya çalışan kadın.
Eğer şişmanlıksa alay edilen, bunu yalnızca Necip Fazıl'a özgü bir tutum sayamayız. Turgut Özal'a “Çankaya'nın şişmanı, işçi düşmanı” diye bağırılırdı. Siyasi itiraz ve muhalefetin yanına bedenle alay etmeyi de eklerdik. Solcuların çizdiği karikatürlerde patronlar ve kötü adamlar aşırı kilolu olurdu; yoksullar zayıftı, zenginler tombul. Birinin göbeğinde ötekinin açlığını görmemiz beklenirdi. Kilo, yalnızca bedensel bir özellik olmaktan çıkar, açgözlülüğün ve sömürünün işaretine dönüştürülürdü.
Bugün bu karşıtlık eskisi kadar kolay kurulamıyor. Parası olanın bedenine ayıracak zamanı, satın alabileceği hizmetler var. Yağlarını aldırabiliyor, bacaklarını, kalçalarını, belini ve yüzünü inceltmek için türlü cerrahi müdahaleye başvurabiliyor. “Fitnıs”a gidip spor hocalarıyla “treyning” yapabiliyor… İncelmek de ince kalmak da bir imkân meselesi olabiliyor. Bedenlere bakarak karakter ve ahlak okumaya ise devam ediyoruz.
![]() |
Sonra şunu düşündüm: Bu fotoğraf bugün sosyal medyada paylaşılsaydı nasıl karşılanırdı? Alay edenler çıkardı, bundan rahatsız olanlar savunmaya geçerdi, şu bu… Hepimiz sayısız örneğini gördüğümüz için az çok tahmin edebiliriz. Kadının kim olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını bilmeden bedeni hakkında konuşmaya başlardık.
Elbette bu fotoğraftan, o yıllarda insanların bedenleriyle daha barışık yaşadıkları sonucu çıkmaz. Borazan'daki örnek de önümüzde duruyor zaten. Üstelik aile albümüne girecek bir fotoğraf çektirmekle tanımadığınız binlerce insanın önüne çıkmak aynı şey değil. Fotoğrafın muhatapları değişiyor, onlarla birlikte, fotoğraf çektirirken aklımızdan geçenler de…
Kiloluysan fotoğrafını paylaşmadan önce iki kere düşünüyorsun. Karnın görünmüş mü, kolun kalın mı çıkmış, şu açıdan daha mı ince duruyorsun? Daha kimse bir şey söylemeden gelebilecek yorumları hesaplıyor, fotoğraflarını ona göre editliyorsun. İşin ucu kaçmış durumda…
Bir kere daha o kadına bakıyorum. Fotoğrafı çektirirken bunların ne kadarını düşündüğünü bilemem. Ama onun pozunda hoşuma giden rahatlığı, bugün fotoğraf seçerken ne kadar koruyabiliyoruz, emin değilim.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder