Çizgilere Derkenar 42
Bettica, Fransız auteur Romane Granger imzalı tek ciltlik
bir çizgi roman albümü. Hikayesi biraz karışık ama malzemesi yok değil. Lynch /
Cronenberg / Black Mirror hattından gidiyor diyelim. Polisiye gibi başlıyor,
ilk sayfalarda “kahraman” sandığımız birileri var, onlar bir anda kayboluyorlar.
Suç öyküsü de psikolojik bir travma anlatısına dönüşüyor. Alternatif Frankofon damarı keşfetmek, yeni bir auteur
ile karşılaşmak, atmosfer odaklı çizimleri ve moda olan renk kullanımlarını
görmek isterseniz albüm iyi bir seçenek. Travmanın ticarileştirilmesi ve modern
tarikat / wellness dilini mesele etmesi nedeniyle ilgimi çekti. Çizgiler hoş ve
hipnotik bir auraya sahip, albümse baskı olarak koleksiyoner merakına uygun.
Tasarım başarılı ve şık ama biliyorsunuz, bu hikâyeye yetmiyor. Duygusal etkisi
daha güçlü olmalıymış. Yani dizayn iddialı, dramatik yoğunluk ise tartışmalı. |
|
Yıllar önce okuduğum bir Martin Mystère serüveni durduk
yere aklıma takıldı; içimde yeniden okuma isteği uyandı. Koca bir külliyatın
içinde hangi sayıydı, nasıldı derken iz sürdüm, sahafları taradım, sonunda
bulup sipariş ettim. Araya başka şeyler girdiği için kavuşmamız neredeyse iki
ay sürdü. Martin amcanın karşısına çıkan siyahi bir lümpen, o bedene sıkışmış
bir kadın olduğunu söylüyor ve yardım istiyordu. Maceranın adı Annabel
Lee’nin Yeniden Doğuşu idi. Hep olur ya, yeniden okuyunca insan
hafızasının bazı şeyleri cilaladığını anlıyor. Aklımda kalanı biraz fazla
büyütmüşüm. Fikir hâlâ iyi, hatta kışkırtıcı ama bağlanışı o kadar parlak
değil, gereğinden fazla uzatılmış. Benzer damarı Garth’ın 1960 Büyük Ateş
sayılarındaki (1960) macerası çok daha sıkı ve zarif anlatmıştı diyerek bu
faslı kapatayım. Meğer aklımda kalan, hikâyenin kendisi değil, ona yüklediğim
hatıraymış.Umberto Eco’nun ünlü romanı Gülün Adı’nın Milo Manara
tarafından yapılan çizgi roman uyarlamasının ikinci cildini nihayet görebildim;
bizde henüz yayımlanmadı. İlk kanaatim değişmedi: Manara’nın çizgi olarak en
“iyi” işlerinden biriyle karşı karşıyayız. Albüme gösterdiği emek, titizlik,
iştah ve sabır açıkça sinmiş. Adı etrafında oluşmuş kolay klişelere bakmayın;
kimi sahnelerde beklenen yollara sapmamış, özellikle sakınmış, başka bir
niyetle çalışmış. Büyük bir eserin ağırlığını hissetmiş, buna göre davranmış.
İşin hakkını vermek istemiş; daha önemlisi, vermiş.
 |
|
Oğuz Aral’ın 1950’li yıllarda Verem Savaş Derneği için
hazırladığı kartpostallar, kamusal sağlık propagandasının hoyrat -demek zorundayım- döneminden kalma. Verem gibi ağır bir hastalık, çocuklara seslenen parlak
renkler ve muzır sayılabilecek bir mizahla anlatılıyor. Sarışın çocuğun
gözlerine yerleştirilen hareketli bilyeler ise bugünün ölçüleriyle tuhaf, hatta
acımasız sayılabilecek bir şaka mekanizması: kartı salladıkça gözler kayıyor,
şaşılaşıyor, izleyen gülsün istenmiş. O dönem için yaratıcı bir etkileşim, bugün için
kolayca “uygunsuz” damgası yiyecek bir fikir. Kartpostal
tarihimiz gerçekten de yazılmayı bekleyen sahipsiz bir arşiv.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder