![]() |
Karikatür, okurun bakışını çıplak kadına çekiyor ama
ayaktaki adamın ilgisi yataktaki erkekte. Espri, bu beklenti değişikliğinden ve
yataktaki erkeğin telaşından doğuyor. Homofobik bir yanı yok diyemem: Eşcinsel
arzu, heteroseksüel erkek için komik bir tehdit gibi işliyor. Bununla birlikte sahnenin
en rahat, kendinden emin kişisi de ayaktaki adam. Telaşa kapılan, ne yapacağını
bilemeyen öteki.
Arkadaşıma da sordum: Bu karikatürde kime gülüyoruz?
Erkeği arzulayan erkeğe mi, bu yakınlaşma karşısında paniğe kapılan erkeğe mi?
Çizim, bu iki gülüşü birbirinden tam ayırmıyor.
Çizgiyle üretilmiş her şeye ilgi gösterdiğim malumunuz.
Asteriks temalı bir iskambil destesi üretilmiş; merak ediyordum, nihayet
ulaştım. Çok parlak bir fikri olan, eserin cıvıltısını taşıyan bir üretim
olduğunu söyleyemem. Kupa ve karo Galyalılara, sinek ve maça karşı tarafa
ayrılmış… Ama Asteriks’in dünyasında Galyalıların karşısına aynı ağırlıkta bir
karakter kadrosu çıkarmak kolay değil. Sezar tamam da gerisini getirmek zor.
Nitekim Kleopatra’yı da o tarafa katmışlar. Destenin simetrisini kurmak için
serinin dünyasını biraz zorlamışlar.
Sosyal medyada rastlamıştım; Sefa Önal’ın yazdığı, Bedri
Koraman’ın çizdiği Kumru’dan “sıradışı” diye söz ediliyordu. Çocukça bir
oburlukla meraklandım tabii. 1956’da çıkan Komet isimli kısa ömürlü bir dergide
yayımlanmış. Okumamıştım, Sefa Önal’ın yazması merakımı ayrıca artırdı. Elif
(Kut) sayesinde derginin dijital örneklerine ulaştım. Altı sayı çıktığı
söyleniyor; Kumru ikinci sayıda başlamış ve haliyle yarım kalmış.
![]() |
İlk iki bölüm şaşırtıcı ölçüde karanlık. Meyhanedeki
arkadaşları Kumru’nun bedenini diline dolayınca, onu “sokaktan alıp büyüten”
üvey baba eve farklı bir gözle dönüyor. Kumru, kendisine saldıran adamın başına
bir şey indirip kaçıyor. Annesinin eski dostu Cemile Teyze’ye sığınıyor ve
orada içkici oğul Bülent’le karşılaşıyor. Yani bir sarhoştan kaçıp bir
başkasının evine giriyor. İlk sayfadaki pardösülü takipçi ise bir daha
görünmüyor; asıl düğüm muhtemelen onunla kurulacaktı.
Anlayacağınız, bir soap opera okuyoruz. Önal’ın daha
sonra sinemada tekrar tekrar işleyeceği melodramların erken bir örneği diyelim.
Sıradışı bir çizgi roman filan değilmiş; sahiden yok yere abartmışlar. Az
bilinmekle sıradışı olmak aynı şey değil. İnsanlar keşfettiklerini, bazen de o
keşfe harcadıkları okuma emeğini abartabiliyorlar.
Çizgiler için de bir çekincem var. Bedri Koraman’ın adı
derginin üçüncü sayısından itibaren kalkıyor. Kumru’nun yüzü kareden kareye
değişiyor; çizgiler de farklı kaynaklardan kopyalanmış izlenimi veriyor.
Özellikle üçüncü bölümden itibaren başka birinin çizdiğini ya da kopyaladığını
düşündüm. Bunu kesinleştirecek bir bilgim yok ama çizgideki tutarsızlık göze
batıyor.
![]() |



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder