![]() |
Seçtiğim bantlar, Bedri Koraman’ın Cici Can’ından, Nisan
1960 tarihli. İlginç kısmı, Altan Erbulak’ın Affan adıyla yine işin içinde
bulunması. Erbulak çok sevilen sosyal biri; anlaşılan iyi de bir sohbet
arkadaşıymış. Farklı çizerlerin hikâyelerinde, onların karşılarına alıp
tartışabildikleri biri olarak beliriyor. Burada da Bedri’yle kahramanların bu
kadar iyi olup olamayacağını konuşuyorlar. Oğuz Aral’la yürüttükleri
tartışmanın başka bir yönü bu.
Affan’ın itirazı, kahramanların kusursuzluğuna dair.
Huriye’nin saflığını, temiz yürekliliğini, dürüstlüğünü sıraladıktan sonra
soruyor: Gerçekteki insanlar böyle mi? Bedri’nin cevabı açık: Hayır. Bunun
üzerine Affan, kendisi gibi yapmasını, kahramanların karakterlerini
değiştirmesini istiyor. Huriye yalancı, kalleş, ahlaksız olsun… Tartışmanın
komiği de burada: İyiliğin abartılmasına itiraz ederken kötülüğü abartmaya
başlıyor.
Koraman, cevabını yalnızca “İnsanlar böyle olsun
istiyorum” diyerek vermiyor. Okurun kahramanlarla kurduğu ilişkiyi açıklamaya
çalışıyor. Ona göre herkesin iyi bir tarafı var; daha önemlisi, herkes kendini
iyi zannedebiliyor. Okur, kahramanda kendisinde bulunan özellikleri gördüğü
kadar, kendisinde olduğuna inanmak istediği meziyetleri de buluyor. Kahramanın
iyiliğine inanmak, biraz da kendi iyiliğine inanmak demek.
Affan ise “Ben kötü kahramanlar çizeceğim! Sen
hayallerinle uğraş!” diye çıkıp gidiyor. Elbette bu sözleri doğrudan Erbulak’ın
sanat anlayışı olarak okuyamayız. Konuşan, Koraman’ın çizdiği ve tartışmada
karşısına yerleştirdiği Affan. Bedri’nin sözlerini ise Koraman’ın kendi görüşlerine
daha yakın buluyorum, tartışmanın kuruluşu ve son sözün ona bırakılması böyle
bir okumayı destekliyor. Gerçek bir dostluk, hikâyenin içinde bir fikir
ayrılığına dönüşüyor, arkadaşının itirazları sayesinde çizer kendi yorumunu
açıklıyor.
Çizgi romancılar, hikâyeye dahil olarak kahramanlarını
anlatırken kendilerinin nasıl görülmesini istediklerini de söylüyorlar.
Koraman, sevimli tipler çizip geçmediğini, onların neden sevildiğini
düşündüğünü gösteriyor. Çizginin ve hikâyenin arkasında bir tercih, bir insan
görüşü olduğunu hatırlatıyor.
Ben bir itibar arayışı da görüyorum. Çok okunmak,
yaptığınız işin ciddiye alınmasıyla aynı şey değil. Çizgi roman üzerine
konuşacak, tercihlerini irdeleyecek bir eleştiri ortamı gelişmediğinde, çizer
kendi açıklamasını da hikâyesinin içine yerleştiriyor. Kendi işinin
yorumculuğunu üstleniyor. Bu bantlarda, hele o yıllarda, bana biraz da böyle
bir yalnızlık varmış gibi geliyor: Okurları var, ama yaptıkları işi konuşacak
muhataplarını da kendileri çiziyorlar.
![]() |


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder