Pazar, Ekim 04, 2026

Kahramanlar İyi Kalacak!

Çizgi romanlarımızda gerçeklik algısının kırıldığı, çizerin hikâyeye dahil olup yarattığı dünyayı yorumladığı sahneleri seviyorum. Kahramanların başına ne geleceğini izlerken birden onları yaratan insanla karşılaşıyoruz. Hikâyeyi bir süreliğine durduruyor, bize yaptığını anlatıyor, bazen kendini savunuyor. Yakınlarda Oğuz Aral ile Altan Erbulak arasındaki alışverişi, Aral ile kahramanı Hayk arasında büyüyen enteresan bölümleri yazmıştım.

Seçtiğim bantlar, Bedri Koraman’ın Cici Can’ından, Nisan 1960 tarihli. İlginç kısmı, Altan Erbulak’ın Affan adıyla yine işin içinde bulunması. Erbulak çok sevilen sosyal biri; anlaşılan iyi de bir sohbet arkadaşıymış. Farklı çizerlerin hikâyelerinde, onların karşılarına alıp tartışabildikleri biri olarak beliriyor. Burada da Bedri’yle kahramanların bu kadar iyi olup olamayacağını konuşuyorlar. Oğuz Aral’la yürüttükleri tartışmanın başka bir yönü bu.

Affan’ın itirazı, kahramanların kusursuzluğuna dair. Huriye’nin saflığını, temiz yürekliliğini, dürüstlüğünü sıraladıktan sonra soruyor: Gerçekteki insanlar böyle mi? Bedri’nin cevabı açık: Hayır. Bunun üzerine Affan, kendisi gibi yapmasını, kahramanların karakterlerini değiştirmesini istiyor. Huriye yalancı, kalleş, ahlaksız olsun… Tartışmanın komiği de burada: İyiliğin abartılmasına itiraz ederken kötülüğü abartmaya başlıyor.

Koraman, cevabını yalnızca “İnsanlar böyle olsun istiyorum” diyerek vermiyor. Okurun kahramanlarla kurduğu ilişkiyi açıklamaya çalışıyor. Ona göre herkesin iyi bir tarafı var; daha önemlisi, herkes kendini iyi zannedebiliyor. Okur, kahramanda kendisinde bulunan özellikleri gördüğü kadar, kendisinde olduğuna inanmak istediği meziyetleri de buluyor. Kahramanın iyiliğine inanmak, biraz da kendi iyiliğine inanmak demek.


Bence bantların en ilginç tarafı bu. Koraman’ın insanlara bakışı, kahramanlarına bakışı kadar iyimser değil. İnsanların tutarsızlıklarını, kendilerini temize çıkarma biçimlerini görüyor. Buna rağmen iyi kahramanlar çizmekte ısrar ediyor. Gerçek hayatta herkesin iyi olmadığını bilmekle, hikâyede iyilikten yana olmak arasında bir çelişki görmüyor. “Ben idealden yanayım!” derken kendi tercihini de açıklıyor. Son karede bunu açıkça söylüyor: Huriye ve Cici Can, her ne olursa olsun iyi insan olarak kalacaklar. 

Affan ise “Ben kötü kahramanlar çizeceğim! Sen hayallerinle uğraş!” diye çıkıp gidiyor. Elbette bu sözleri doğrudan Erbulak’ın sanat anlayışı olarak okuyamayız. Konuşan, Koraman’ın çizdiği ve tartışmada karşısına yerleştirdiği Affan. Bedri’nin sözlerini ise Koraman’ın kendi görüşlerine daha yakın buluyorum, tartışmanın kuruluşu ve son sözün ona bırakılması böyle bir okumayı destekliyor. Gerçek bir dostluk, hikâyenin içinde bir fikir ayrılığına dönüşüyor, arkadaşının itirazları sayesinde çizer kendi yorumunu açıklıyor.

Çizgi romancılar, hikâyeye dahil olarak kahramanlarını anlatırken kendilerinin nasıl görülmesini istediklerini de söylüyorlar. Koraman, sevimli tipler çizip geçmediğini, onların neden sevildiğini düşündüğünü gösteriyor. Çizginin ve hikâyenin arkasında bir tercih, bir insan görüşü olduğunu hatırlatıyor.

Ben bir itibar arayışı da görüyorum. Çok okunmak, yaptığınız işin ciddiye alınmasıyla aynı şey değil. Çizgi roman üzerine konuşacak, tercihlerini irdeleyecek bir eleştiri ortamı gelişmediğinde, çizer kendi açıklamasını da hikâyesinin içine yerleştiriyor. Kendi işinin yorumculuğunu üstleniyor. Bu bantlarda, hele o yıllarda, bana biraz da böyle bir yalnızlık varmış gibi geliyor: Okurları var, ama yaptıkları işi konuşacak muhataplarını da kendileri çiziyorlar.



Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails