Cuma, Kasım 06, 2026

Bi Gece Daha

Otuz yıldan fazla oldu. Üniversite öğrencisiyken Limon ekibinin bir söyleşisini dinlemiştim. Kemal Aratan merak edilen biriydi. O yıllarda fotoğrafını pek gören olmadığı için kimdir, nasıldır bilinmezdi. Seyircilerden biri onu sormuştu. Sahnede masaya yayılmış, uyuklayan, uzun ince kollu biri elini kaldırıp kendini belli etmişti. Onca ışığın, onca seyircinin önünde bir rock yıldızı gibi uyuklaması, kendisine gösterilen merakı o el hareketiyle geçiştirmesi ister istemez hepimizin ilgisini çekmişti.

Mizah dergileriyle popülerlik kazanmış, son kırk yılın en önemli birkaç çizerinden biriydi Aratan. Kendinden sonra gelen kuşakları onun kadar etkileyen bir başka çizer olmayabilir. Üstelik gençlere editöryal “abilik” etmişliği yoktu. Bunu yalnızca çizdikleriyle başarmıştı. Moebius çinilemesi, Manara kadınları, Don Martin ve Franquin tiplemeleri, Engin Ergönültaş ayrıntıcılığı karelerinde yan yana dururdu. Maharetli bir sentezciydi. Sevdiği ustaların her birini seçebiliyordunuz ama sayfa baştan aşağı Aratan’dı.

Büyük bir yetenek olduğu daha ilk işlerinden belliydi. Çizgisini bir bukalemun gibi birbirinden farklı üsluplara uydurabilir, her seferinde çizmekten aldığı zevki hissettirirdi. Çinisini yenileme arzusu, sahne kurarken gösterdiği özen, çizme iştahı hep göz alıcıydı.

Çizgili dergiler geniş kadrolarla çıkar, çizerler arasında yaşanmışlığa, maharete ve yaşa göre bir hiyerarşi kurulur. Herkesten her şeyi çizmesi istenmez. Kapağı içlerinden özel biri çizer, vakit daralırken, baskıya giderken yapar bunu. Hızlı, güzel ve farklı çizeceğini bilirsiniz. Gösterişlidir, yenilikçidir, pratiktir. Kapağa baktırır o çizer. Gazete tezgâhında dikkat çekmesi istenir. Kemal Aratan, o cezbedici çizgilere sahip bir çizer oldu hep. Sabah bilmeyen ömürlerdendi. Geceleri masa başında kamburunu çıkararak senelerce çizdi. Öyle ki o olmadan büyük bir mizah dergisi düşünülemezdi. Çizerliğin şahikası varsa oralarda bir yerde gezindi.

Galiba Aratan’ın süreklilik gösteren ilk çizgi romanı İhtiyatsız Adam’dı (Limon, 1987). Bir polisiye parodisiydi. Bir iki sayfa içinde “Bu kez nasıl kurtulacak?” dedirten bir işleyişi vardı. İhtiyatsız Adam bir düşmanıyla karşılaşır ya da onun tuzağına düşer, ölümden akıllara ziyan bir hamleyle kurtulurdu. Bana bizde de çok sevilmiş Alman çizgi romanı Zehir Hafiye’yi (Nick Knatterton) hatırlatır. Sherlock Holmes, Süpermen ve Dick Tracy karışımı bu hafiyeyi Bedri Koraman Tekir Hafiye, Osman Filiz Hafiyeler Kıralı adıyla taklit etmişti. İhtiyatsız Adam’da da saplantılı kötüler, garip isimler, tuhaf icatlar, tekinsiz silahlar eksik olmazdı. James Bond sarkastizmine mizahla bakıldığını düşünün. Kahramanımızın kurşunları “sektiren” iki kuzu dişi, ayaklarında üç parmağı, hatıralarını okuduğu sergüzeşt dedeleri vardı. Onun dünyasında her köşe başında soygun için bekleyen eli sopalı haydutlara, biteviye intikam peşinde koşan kötülere, tuhaf ölümlere rastlanırdı.

Aratan, Gırgır’dan ayrılıp Limon’u kuran ekipteydi. Gırgır’ın satışından sonra Oğuz Aral’ın ekibine destek vermek için dönüp yeni çıkan Dıgıl’a iş üretti. Bu dönemin en popüler çalışması, Galip Tekin’in senaryosunu yazdığı Vah Vahap Vah oldu (Dıgıl, 1989). O yıllarda “maganda” hikâyeleri revaçtaydı. Vahap, cinsel açlık içinde kadınlara saldıran, saldırdıkça da kadına dönüşen hoyrat ve cahil bir erkekti. Aratan yine o yıllarda Metin Kaçan’ın yazdığı, sonradan albüm olarak da yayımlanan İstedikleri Yere Gidenler’i çizdi (Leman, 1992). Hikâye olarak ziyadesiyle dağınık, uyuşturucu tribini andıran ama çok güzel çizilmiş bir çizgi romandı. İlgi çeken ve hatırlanan işlerinden Manara’dan La Declic uyarlaması Çıt (Limon, 1991), Galip Tekin’in yazdığı En Alttakiler (Limon/LeMan, 1991-2) de sayılabilir. Sonra bir dönem hiç çizmedi de, dergilerden uzaklaştı, neredeyse kayboldu.

Aratan’ın edebiyata ilgi duyduğunu, roman yazmak istediğini de düşünerek Engin Ergönültaş’la karşılaşmasını önemsiyorum. Pişmiş Kelle’de daha sakin öyküler çizdi. Ergönültaş’ın yazdığı, bugün pek hatırlanmayan eşcinsel dedektif dizisi “Kesin Bulurum” da (1993), pek çok çizere ilham veren “Bi Gece Daha” da (1994) o günlerin işi.

Mizah dergilerinde üretilmiş en başarılı on çizgi romanı saymaya kalksak sanıyorum okur, koleksiyoncu ya da üretici, pek çok insanın listesine Bi Gece Daha girer. Dizi, özgünlüğünü ve sürekliliğini büyük ölçüde Pişmiş Kelle’ye borçluydu. Dergi, popüler mizah yayıncılığının kalıplarını kullanmakla birlikte marjinal ve avangart işlere yer veriyordu. Ergönültaş’ın editoryal tercihleri ve serbest fikirliliği sayesinde bugün ana akıma yerleşmiş anlatı biçimleri ve espriler o tarihlerde dergide hayat bulabilmişti. Galiba ilhamın ihtiyacı olan şey huzur ve sükûnet. Çizerin kendisini hikâyesinin merkezine aldığı böyle kişisel, sarkastik bir anlatı Gırgır’da bir heves olarak denenebilirdi belki, ama bu kadar uzun ömürlü olamazdı. Bi Gece Daha, Pişmiş Kelle’de nefes alıp verebilmiş işlerden biriydi.

Dergi çalışanlarının, arkadaş çevresinin, gelip gidenlerin, eşin dostun, okurların anlattığı hikâyelerden oluşuyordu Bi Gece Daha. Her bölümün ilk karesinde dergi çalışanlarını baskı öncesindeki gece bir arada görürdük. Herkes bir yandan işini tamamlar, bir yandan laflardı. Birisi “Bir hikâyem var” veya “Biri anlatmıştı” diye söze girer, böylece onun anlattığı hikâyeyi okurduk. Sonra bir başkası, sonra bir diğeri. Lafın karnı yok misali, hikâyeler birbirini takip eder, o haftanın köşesi tamamlanırdı.

Nasıl hikâyelerdi? Hepsine iki üç karede biten kısa ve tok fıkralar denebilir. Bir çocukluk hatırası, bir hayal kırıklığı, tuhaf bir rastlantı, bir kaçamak, nemrut bir amca… Hikâyeciler vaktiyle utanıp sıkıldıkları, dumura uğradıkları, bugünse gülüp geçebildikleri şeyleri anlatırlardı. Arada kadınlar da söze girerdi ama muhabbet daha çok erkekler arasında dönerdi. Cinsellik, argo, hınzırlık da o muhabbetin doğal dolantısıydı. Hikâyeler değişse de asıl hikâyeciler dergi çalışanlarıydı. Kendilerini anlatır, Aratan’ın çizgileriyle resmedilirlerdi. Okurun onlarla yakınlık kurmasında dergi mutfağını ve çizerlerin mahremiyetini böyle içeriden görmesinin payı vardı elbette. Aratan’ın çizerken en mutlu olduğu işin Bi Gece Daha olduğuna inanıyorum. Sayfaları çevirirken kıkırdayan çizerleri duyabiliyordunuz. Ter kokusunu, sigara dumanını.

Aratan, yaşıtlarının çoğunun aksine çizmeye devam eden ustalardandı. Otuz yıl önce bir rock yıldızı gibi tanınırken bugünlere gelmek, düşük teliflerle az satan dergilerde çizmeyi sürdürmek, bir de ruhen sağlam kalabilmek cidden kolay değil. Askerdeyken emekli bir kurmay albayla bir kitap işinde çalışmak durumunda kalmıştım. Garip bir tesadüf eseri, Aratan’ın intihar eden subay babasının yakın arkadaşıydı. Bana o trajik günleri, bir yetimin büyüme hikâyesini anlatmıştı. Kemal Aratan’ın tutunma çabasını, çizerek katlanma enerjisini, sessizliğini, koyulaşmasını ve seyrelmesini o günden sonra hep farklı yorumladım.

Hiç yorum yok: