Pazartesi, Kasım 02, 2026

İnsan Sarrafıyız Mıstık Abi

Global popüler kültürde sık rastladığım üç adlandırmadan söz edeceğim: “performatif erkek”, “tradwife” ve “pick-me”. İnsanlar uzun açıklamalara ihtiyaç duymadan bu tipleri tanıdıklarını düşünüyor, şakalarını yapıyor ve çevrelerindeki kişilere yakıştırabiliyor. Üçü de kadınlığın ve erkekliğin nasıl sergilendiğine ilişkin tartışmaların parçası. Kimi zaman rolün sahiciliği, kimi zaman önerdiği hayat sorgulanıyor.

“Performatif erkeği duydum da diğerleri nereden çıktı, bana ODTÜ’lü gibi konuşma” diyeceksin Mıstık Abi, onu da biliyorum. Kadınların ilgisini kazanmak için duyarlı, kültürlü ve feminist görünmeye çalışan birini ikimiz de tanıyoruz. En azından böyle yaptığını düşündüğümüz birini.

Benim ilgilendiğim, bu adlandırmaların nasıl birer tipe dönüştüğü. Sözcük bir karakteri, karakter de bütün bir hikâyeyi çağırıyor. Mizah açısından önemli olan bu sıkıştırma: Birkaç eşya, hareket ve replikle insan karikatürleşebiliyor.

Bir arkadaşım, performatif erkek denince bez çantalı birini hayal ettiğini söyledi. Tradwife denince de aklına Instagram geliyormuş: Mutfağında ekmek yapan, şıkır şıkır bir kadın. Birinde çanta, diğerinde mutfak; hikâyenin geri kalanını biz tamamlıyoruz.

Tradwife, geleneksel eşliği ve kadınla erkeğin ayrı görevler üstlendiği aile düzenini arzu edilir bir hayat olarak sunanlar için kullanılıyor. Evinde yemek yapan herkesten söz etmiyoruz. Rolün özellikle vurgulandığı, bir hayat önerisine dönüştürüldüğü bir sunum var burada. Gündelik ev işi, kaybedilmiş bir mutluluğun işareti olarak sahneleniyor. Hamurun nasıl açıldığını görsek de evdeki iş bölümünün nasıl yaşandığını bilmiyoruz.

Pick-me ise erkeklerin onayını kazanmak için kendini diğer kadınlardan üstün göstermeye çalışanlara yöneltiliyor. “Ben diğer kadınlar gibi değilim” iddiası belirleyici. Geleneksel eş rolünü benimsemek şart değil. Kadınları fazla talepkâr veya anlaşılmaz bulduğunu söyleyerek kendine ayrıcalıklı bir yer açmak da aynı işe yarayabiliyor: Başkalarını küçültüp seçilmeye değer olduğunu göstermek.

Performatif erkek ve pick-me çoğunlukla başkasına yöneltilen suçlamalar. Tradwife ise sahiplenilen bir kimlik de olabiliyor. Birinde “Sen aslında busun” deniyor, diğerinde kişi “Ben buyum” diyebiliyor.

Davranışların hepsi yeni değil. Dikkatimi çeken, adlarının küresel dolaşımdan hazır gelmesi ve çoğu zaman çevrilmeden kullanılması. Sözcüğü bilmek, o konuşmanın içinde olmak demek. Mıstık Abi’nin itirazı biraz da buna. Bilenler arasında ise “Ben de böyle biriyle karşılaştım” duygusuyla ortaklık kuruluyor. Mizah da bu tanışıklıktan besleniyor.

Birine “maganda” ya da “entel” dediğimizde olduğu gibi, adlandırma bazen açıklama ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Neyi kaba, neyi yapmacık bulduğumuzu ilan ediyor, dinleyenlerden aynı şakaya katılmalarını bekliyoruz. Ama bir tipi tanımakla bir insanı tanımak aynı şey değil. Bez çantalı arkadaşın duyarlılığı sahici mi, bilmiyoruz. Yine de niyetinden emin konuşuyoruz. İtiraz ederse rolünü sürdürdüğünü, susarsa yakalandığını düşünüyoruz.

Bu adlandırmaları feminist eleştirinin popülerleşmesiyle birlikte düşünmek mümkün. Kadınların deneyimlerini azımsayan eleştiriler de var, eşitlik taleplerine karşı geleneksel rolleri yücelten tepkiler de. Aynı etiket karşıt tutumlara hizmet edebiliyor: Performatif erkek, bir yerde duyarlılık pozunu, başka bir yerde “yumuşak erkeği” alaya almaya yarıyor. Bir kadının tercihleri, başka kadınları küçümseyip küçümsemediğine bakılmadan pick-me suçlamasına yetebiliyor. Cinsiyet kalıplarını sorgulayan mizah, nasıl erkek ve kadın olunacağını yeniden tarif etmeye başlayabiliyor.

Etiketi yapıştıran bizler de sahneye çıkıyoruz elbette. Başkasının duyarlılık, kültür veya mutluluk gösterisini teşhir ederken kendi kolay kandırılmazlığımızı sergiliyoruz. “Bana sökmez, ben bunları tanırım” demek istiyoruz. Bunun da beğenilmesini bekliyoruz.

Bu yazı aynı şeyi yapmıyor desem yalan olur: Üç tip seçtim, aksesuarlarını sıraladım, okurdan tanımasını bekledim. Bunu itiraf edince kuyudan çıktım mı, bilmiyorum. Arz ederim Mıstık Abi, eve bir Siyam yavrusu geldi, onunla uğraşmaktan pek yazamıyorum. Bu da bir yazar pozu sayılır ama kedinin haberi yok.

Hiç yorum yok: