![]() |
Mikrofon uzatan kişi bana cevabı öğrenmek istiyor gibi gelmiyor Mıstık abi. Sanki karşısındakinin komik duruma düşmesini, saçmalamasını, tökezlemesini istiyor. Sorular, karşıdaki insanı anlamaktan çok izleyiciye beklediği tipi göstermeye yarıyor.
Meramımı anlatmak için biraz abartmış olabilirim ama size şunu sorayım: Röportajlarda halktan birine söz mü veriliyor, yoksa o kişi seyirlik bir malzemeye mi dönüştürülüyor?
2019’da Yol TV’nin yayımladığı bir sokak röportajında, çiftçi emeklisi olduğunu söyleyen yaşlıca bir adam geçim sıkıntısını anlatıyor. Tartıştığı kişi “Amca açım diyorsun ya telefonunu bir çıkarsana” diyor. Adam cebinden eski, demode tuşlu bir telefon çıkarıyor. Böylece, yoksulluğunu anlatan birinin söylediklerini cebindeki telefonla kanıtlamak zorunda bırakılmasını izliyoruz. Bu röportaj bir haber sitesinde “Akademisyene Haddini Bildiren Kırşehirli Çiftçi” başlığıyla sunuluyor. Başlık bize neye bakacağımızı söylüyor: Çiftçinin nasıl geçindiğine değil, karşısındakini nasıl susturduğuna dikkat çekiyor.
Bir yayıncı, hangi konuşmanın ve çatışmanın daha çok tepki aldığını gördükçe benzer karşılaşmaları aramaya başlayabilir. Başlangıçta rastlantıyla kaydedilen kavga, zamanla üretimin hedefi olabilir. “Cahil dayı”, “şımarık genç”, “elit teyze” … Seyircinin kolayca tanıyacağı, hakkında fazla düşünmeden hüküm verebileceği tipler bunlar.
Aslında yeni de değiller. Yeşilçam’ın ve mizah dergilerinin yıllardır anlattığı, birer klişeye ya da karikatüre dönüşmüş halk tiplemeleri. Günümüzde bu kurmaca karakterler gerçek insanlara bir kostüm gibi giydirilerek dolaştırılıyor sanki. Kurmaca tipin arkasında bir yazar ve çizer vardı; burada da görüntüyü seçen, kesen, başlık atan biri var. Ama sokaktaki dayı, nasıl bir tipe dönüştürüldüğünü bilmiyor. Kendi derdini anlattığını düşünürken başkasının hikâyesinde rol alıyor.
Seyirci tarafında da “ağzının payını verme” iştahını görüyorum. Pek çok yorumcu “asıl önemlisi” diye başlayıp “işin gerçeğini” anlatıyor. Ekrandaki kişiye söylenemeyeni söylemek, verilemeyen cevabı vermek istiyor. Belki de sokak röportajının asıl ürünü röportajın kendisi değil, altındaki yorum bölümü. Video, seyirciye “ben olsam” deme fırsatı sunuyor. Ekrandaki kişi ne kadar tökezlerse, yorum yazanın kendini o kadar akıllı hissetmesi kolaylaşıyor.
Öfkenin karşılık buldukça nasıl tekrarlandığına dair araştırmalar var. Yale Üniversitesi’nden Brady, Crockett ve çalışma arkadaşlarının 2021’de yayımlanan araştırması, Twitter’da öfke ifade eden paylaşımları daha çok beğeni ve paylaşım alan kullanıcıların sonraki paylaşımlarında daha fazla öfke ifade etme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Kontrollü deneyler de bu ödüllendirmenin öfke ifadesini artırabildiğini ortaya koyuyor. İnsanlar, öfkenin karşılık bulduğunu deneyimleyerek öğreniyor.
Yanlış anlaşılmasın, araştırma sokak röportajlarını incelemiyor. Ama söz konusu döngüyü düşünmek için bir ipucu veriyor: Yayıncı hangi karşılaşmanın, yorumcu hangi sözünün ilgi gördüğünü öğreniyor olabilir. Biri benzer videolar üretmeye, diğeri benzer hükümler vermeye devam ediyor.
Biz neyi seyretmekten hoşlanıyoruz? Bir fikrin açıklanmasını mı istiyoruz, yoksa hoşlanmadığımız birinin cevap verememesini mi arzuluyoruz? Tuşlu telefonunu göstererek yoksul olduğunu ispatlayan çiftçinin videosunu hatırlayın. O haberde amcanın derdini mi dinliyoruz, ötekinin boşa düşmesinden mi hoşlanıyoruz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder