Salı, Aralık 20, 2016

Yazı Atölyesi


8 Ocak'ta Ankara CerModern'de bir yazı atölyesine başlıyorum.

Deneyeceğim demek daha doğru, ağır ve sorumluluk isteyen yorucu bir iş çünkü bu...

CerModern'in web sayfasında atölye hakkında verilen malumatı paylaşayım:
CerModern bünyesinde faaliyetlerini yürüten CerEdebiyat Yazarlık Atölyesi yeni döneme Yazar/Editör Levent Cantek yönetiminde başlıyor. Çağdaş Türk Edebiyatının birçok önemli eserine editörlük yapmış olan Cantek, 8 Ocak 12 Şubat tarihleri arasında her pazar 14:00 ve 17:00 saatleri arasında CerModern'de yazı atölyesini yönetecek. Kontenjan 15 kişi ile sınırlı olup detaylı bilgiye www.cermodern.org adresinden veya 0312 310 00 00 numaralı telefondan ulaşılabilir.


Yazarlık, ağır bir işçiliğe, bıktırıcı tekrarlara, sadece yazmaya değil çok okumaya dayanan zor bir uğraştır. Yazı ve yazarlık atölyeleri, yazarlığı değil, yazı ve yazarlık üstüne düşünmeyi öğretebilirler. Metnin nasıl yazılması veya nasıl yazılmaması gerektiğini gösterebilirler. Karakterler, kurgu, tahkiye, dil ve bağlantılar hakkında daha derinlikli düşünmeye sevk edebilirler.

Atölyede öğrencilerin aktif olarak derse katılması, anlatıları tartışması ve yazması, yazdıklarının okunması, okunanların sınıf içinde konuşulması sağlanacaktır.

Atölye yürütücüsü, her hafta yazma ödevleri verecek ve bu ödevler dersi takip eden Cuma günleri teslim edilecektir. Ödevlerden örnekler seçilecek ve bir sonraki dersin bir bölümünde seçilen örnekler irdelenecektir.  Her hafta derslerde roman ve hikâye bölümleri ya da klişe anlatılar konuşulacak, öğrenciler verilen okuma ödevlerine dair yorumlarda bulanacaklardır.

Altı hafta sürecek yazı atölyesi, çok sayıda öykü, roman ve anlatının tartışıldığı, çeşitlendirildiği bir yazım ve okuma süreci olacaktır.

Dersler, atölye yürütücüsünün hazırladığı görsel ve yazılı sunumla geliştirilecek, on dakikalık tek ara dışında her hafta üç saat sürecektir.

link

Pazartesi, Aralık 19, 2016

Cumartesi, Aralık 17, 2016

Cereyanlar



Yorumdur, şahsidir, dostanedir ama iddiamın arkasındayım, Türkçede böylesi yazılmadı. Tanıl Bora'dan Cereyanlar... Pek yakında!

Cuma, Aralık 16, 2016

Karanlıkta Uyanmak


Bir saat ayarı yapıldı, hangi mantıkla, niye yapıldı akıl sır erdiremiyorum... Kim erdiriyor onu da bilmiyorum. Arada öfkelenip söyleniyor, bir gerekçe söylüyor, Araplara-Katarlılara ayarladılar saatleri diyorum. Sonra düşünüyor, haksızlık mı ettim diyorum. Bilmediğim olmalı diyerek br mantık arıyorum, ne yapsam nafile, tek bir olumlu ve haklı gerekçe bulamıyorum.

Tuna, şanslı çocuklardan, okul servisi saat 7:20'de geliyor. Hava ve şehir, o saatte, yukarıdaki resimdeki gibi... Daha erken saatte gidenler var... Havaysa bir saat kadar sonra aydınlanıyor...

Bu uygulamanın gerekçelerini soranlar niye haksız bulunuyor?  Bu saat ayarını yapan bürokratların çocukları yok mu? Kendileri kaçta işe gidiyorlar?

12 Eylül'de, tam yılını hatırlamıyorum, 1981 ya da 82'de olabilir, benzer bir şey oldu. Tabii o zamanlar servis filan yok, küçücük çocuklar, o saatte, o karanlıkta yürüyerek okula gidiyorduk. O kadar çok korkuyordum ki anlatamam...Keçiören, o yıllarda, parkı bahçesi, ağacı bol bir yerdi. Başıboş köpeklerden, bir ağacın arkasından, bir çalılığın içinden, zifiri karanlıktan çıkacak kötü adamlardan, sapıklardan, cinlerden şeytanlardan korka korka, onları aklımda evire çevire, öteleye öteleye okula varırdım.

Okul, o karanlığın içinde, biz çocuklara sığınak oluyordu, aydınlıktı, yan yanaydık.

Vicdan başka, akıl başka... Doğrusunu ben bilirim inadı, mutlak bir akılsızlıktır, onu hiç konuşmayalım ama mesele sadece akılsızlık değil...

Perşembe, Aralık 15, 2016

Üst Kattaki Terörist


Emrah Serbes, küçük bir çocuğun iştah ve öfkesiyle, soldu solacak saplantısıyla, masum karanlığıyla, en bi intikam yeminleriyle yazıyor.

İlban Ertem, ipeksi büyücülüğüyle üst katın dünyasını çiziyor. Çatık kaşlı güzel çocuğu, paylaşmayı, tanışmayı…

Üst Kattaki Terörist yakın dönemin en güzel hikâyelerinden biri. Zamanın ruhu ve hayatın zalimliğine dair küçük bir derkenar.

Salı, Aralık 13, 2016

Yasak!


Gırgır, 1981'de bu kapağı nedeniyle kapatılmış, bir ay kadar yeni sayı çıkaramamıştı. 12 Eylül dönemiydi, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar,gazete ve dergi toplatılması, sansürlenmesi, yasaklanması çok yoğundu ve bütün bu olup bitenlerin değişmesi, yumuşaması, normalleşmesi, çok ama çok uzun zaman almıştı.

Hak arama özgürlüğü, cezanın şahsiliği ya da ifade özgürlüğü gibi haklara yönelik normalleşme, sanıyorum bir onbeş yıl kadar sonra gerçekleşebildi. Yeni keşfedilir gibi liberter kavramlar gazetelerde hatırlatılıyor, televizyonlarda ürkek ürkek konuşuluyordu.

Geçmiş zaman...

Pazar, Aralık 11, 2016

Şimdiki Zaman Nakaratları


Dün yine patlama oldu, yine yok yere insanlar öldü, yaralandı. Ne söylense boş.Normalimiz şaşmış durumda, her zaman ve her yerde patlama olacak gibi yaşıyoruz. Bir türlü bitmiyor bu bombalar, ardı arkası kesilmiyor. Olup biteni hatırlayacak vaktimiz olmuyor, öyle ki, nereye baksak, neye elimizi atsak altından acı ve travma çıkıyor.

Ölümlerin ardından cenazelerde, şurada burada, hep intikamcı konuşmalar yapılır, hep hesap sorulacağı söylenir. Çoğu ezberden söylenen kıfayetsiz konuşmalardır. Eleştirmeye bile değmeyecek bir yeknesaklık.

Benim asıl akıl sır erdiremediğim başka. Ezberden konuşanların bir biçimde sözü başkanlık sistemine getirmeleri bana dehşet verici geliyor. Öyle şeyler söylüyorlar ki, sanki, Türkiye başkanlık sistemine geçeceği için, geçilmesin diye, geçilirse terör bitecek diye oluyor bu patlamalar. Birileri, Türkiye'nin güçlenmesini istemedikleri için patlatıyorlar bombaları.

Seçim propagandasının hiç bitmemesi bana iğrenç geliyor, bir tarafta insanlar ölmüş, bağlamın başka türlü kurulması gerekirken, ısrarla başkanlık kampanyasının sürdürülmesine inanamıyorum.

Haziran 2015 Seçimlerinden bu yana bombalar patlıyor, bu bombalar şu nedenle atılıyor, bütün bu olanlar şu yüzden oluyor/olmakta demek için benim elimde bir veri yok.Hissiyatımı söyleyebilirim ama bunun hakkaniyetli olmayacağını biliyorum.

Terör niye olur?

Sayalım, kaostan, ekonomik yoksulluktan, sıkışmadan, güvenlik zaafiyetinden, siyasi baskıdan, etnik revanşizmden, radikal öfkeden şundan bundan ya da hepsinden azar azar beslenerek olur.

Terör, yaşadığımız koşullar, siyaseten ve iktisaden değişmezse, her koşulda ve her zaman olacak. Terör, mevcut durumda, bu ülke, başkanlıkla yönetilse de olur, şimdiki gibi yönetilmiyormuş gibi gözükse de olur...

İnandığımı yazayım, burası artık mutsuz bir ülke, ne yazık ki böyle...Tek adam kampanyası, bu mutsuzluğu dindiremez, anca safları sıklaştırır. Üstelik, yaşadığımız globalliğin getirdiği çoğulculuk, alıştığımız demokrasi deneyimi tek adamlığı hiç bir biçimde kaldırmaz. Cenazede bile seçim konuşanların anlayamadıkları bu.