Salı, Mayıs 15, 2018

Kural: Yaşayan ölüler lazım bize


Popüler bir figür, hele öldüyse, herkesin durduğu yere, inandığı kıbleye göre yorumlana yorumlana başkalaşır, biçim değiştirir. O popüler figür, fil misali, neresinden tutulursa artık, tutulduğu yerden tarif edilir. Öyle olur ki, tarif edenler, o popüler figürü sabitledikleri için aralarında kavgaya tutuşurlar.

Tartışmaların anlamsız olduğunu söylemiyorum. Tartışmanın bağlamını popüler kültür belirler diyorum. Popüler olan , herkes tarafından anlaşılır olduğu için popülerleşebilmiştir veya ne kadar karmaşık olursa olsun, popülerlik imbiğinden geçerek (herkesin anlayabileceği ölçüde) basitleştirilmiştir. Kimse onun yazdıklarını, çizdiklerini okuma zahmetine girmez. Önemlidir, değerlidir, devrimcidir, sanatçıdır, siyasetçidir, kahramandır, hakkı yenmiştir, şudur bu'dur... Olur ve oldurulur. Gerisi mühim değildir. Yani o popüler figür, yazıp çizdikleriyle değil şayiasıyla, aurasıyla, edebiyatıyla yaşamaya devam eder.

Yüzlerce Deniz Gezmiş, bir o kadar Nazım Hikmet, binlerce Atatürk yorumu olması hepsinin doğru ya da yanlış olduğunu göstermez, ayıklamayı da gerektirmez. Zamanın ruhu, mutlaka cevap veremeyecek bir ölü siyasetçiyi, şairi, yazarı alıp bir yere getirir, yukarı ya da aşağı çeker, aktüelin içinde onu kendine hasım ya da hempa olarak evirir, çevirir, kullanır.

Günü yaşayanlar, aktüelin içinde siyaset yapanlar, kaçınılmaz olarak popüler ölülere ihtiyaç duyarlar. Onların popülerliğiyle meşrulaşır ve yaygınlaşırlar. Entelektüel görünür, edebiyattan, siyasetten, memleketten anlar olurlar...

Üzerinde uzlaşılacak bir şey varsa eğer o da gerçeğin çokluğudur, bana öyle geliyor. Popüler kültürün içinde popüler olanı sabitlemeye kalkmak, tek-biricik saymak ve mümkün olmadığı halde, sabitlenmişcesine münakaşa etmek, zaman kaybını geçtim, uzak ara, çok ama çok sıkıcı.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails