Perşembe, Ekim 22, 2020

Kaç kitap?


Ferit Edgü ile 1965 yılında yapılmış bir söyleşide rastladım. Edgü, kitap severliğini vurgulamak isteyerek bir sayı vermiş, "on yaşındayken elli altmış kitaplık bir kütüphanem vardı" demiş. Doğum tarihi 1936, on yaş için 46 yılını, büyük savaşın kıtlığını hesap etmemiz gerekiyor, yeterince kitap çıkmıyor...  Çocukça bir rekabetle yazıyorum, gülmeyin, otuz yıl sonra eh, benim de o kadar kitabım vardı diyeceğim. Çizgi romanları hiç saymıyorum. Zaten onları kitap yerine koyan yoktu... 

İnsan, kitapla nasıl tanışır, evvela evde ve ailede karşılaşırsınız.. evde yoksa, okulda ya da kütüphanede... Şu anda sahaflık yapan bir yazar arkadaşım, değil evde, yaşadığı köyde tek bir kitap olmamasını anlatmıştı, nasıl açlıkla saldırmış kitap bulduğunda... Seneler önce, ünlü bir yazarımız henüz 13 yaşındayken Don Quijote'uin tam çevirisini okuduğunu söylemişti, o yaşta ben neler okuyordum diye düşünmüştüm. Don Quijote okuyan ünlü yazarın, çok ünlü bir babası vardı ve yaşadıkları evde birkaç dil konuşuluyordu filan... Edgü'nün babası bir Osmanlı paşasının torunuymuş vs vs... Kültürel sermaye böyle bir şey...Doğarken sizden önceki kuşaktan bir miras alıyorsunuz. 

Bizim evde daha çok serüven romanları vardı, babam her iş seyahatine çıktığında yolda okumak üzere kitap satın alırdı, eve döndüğünde, bavulundan çıkan romanları günlerce dallardım, E Yayınları favorisiydi, döner dolaşır onları alırdı. Eş dostla arada kitaplar konuşulurdu ama sanat ve edebiyat değil de heyecan ve gerilim mesele edilirdi. Yanlış anlaşılmasın, siyaseten bir reddiyecilikle filan yapılmazdı. Şöyle anlatayım, babam ölümünden iki ay evveline kadar günde iki üç film seyrederdi, benden daima "heyecanlı olsun" diye romanlar isterdi, o filmlerin ve romanların ortak noktası "edebilik" değildi, festival filmlerini, yönetmenleri, sanat sinemasını, sinema ve edebiyat ödülleri umursamazdı babam. Onları satın almaz, seyretmez, geçiştirirdi... Kitabı ve sinemayı bir eğlence olarak görüyordu, ancak o kadardı... daha fazla değil.

Kültürel sermaye dedim, insan o sermayeyle hayata başlıyor ama o sermayeyi, o birikimi bile isteye reddedebiliyor da... İlla ki sahiplenecek diye bir kural yok demek istiyorum. Kitaplardan nefret eden çok sayıda yazar ve akademisyen çocuğu tanıyorum. Nasıl, evinde hiç kitabı olmayan bir çocuk, ailesine hiç benzemeden bir kitap kurduna dönüşebilirse... tersi de mümkün. Fakat, ne olursa olsun, kitaplar bence liberter bir dünyanın kapıları açar, romantize ediyor olabilirim ama ben buna inanırım, sadece "büyük edebiyat" değil, serüven romanları da açar...Okunanlar tuvalette çıkmaz veya uzayda kaybolmaz yani...Bir noktada direksiyon sakinliğe ve hoşgörüye dönüverir. 

Sayılara, kitap sayılarına gelince, kendimce hep şunu düşünürüm... 19.Yüzyılda ortalama bir entelektüel hayatı boyunca kaç kitapla karşılaşıyor ve okuyabiliyordu...İnanın çok çok az... 16 yaşımda filan, seksenli yıllardayken, çıkan her Türkçe romanı okuyacağım gibi bir hevese kapılmıştım, sahiden bunu yapabiliyordunuz ama... Pek kitap çıkmıyordu çünkü... İşte o azlık (kıtlık mı demeli) bizi hem kötü kitaplara mahkum ediyordu hem de nasıl demeli, bize şiir ezberleten Türkçe öğretmenimin deyişiyle "sindire sindire" okuyorduk, o yıllardan pek çok roman halen kanlı canlı aklımdadır... 

Fotokopi çıkınca, dünya kadar kitabı kopyalamaya başladım, sonra dijitallerle fotoğraflarını çekmeye, internetten download etmeye koyuldum...Okunmayı bekleyen dünya kadar şey... Tabii ki çok okuyorum ama eskisi kadar "sindirerek" okuyor muyum emin değilim... Yani, yaşadığımız çağda, on yaşımdayken şu kadar kitabım vardı demenin belki de anlamı kalmadı, oğlumun, on yaşında, benden ve Edgü'den daha fazla kitabı vardı ama onlara sarılıp uyumadı, başka eğlenceleri vardı ve onları daha fazla önemsiyordu.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails