Pazar, Temmuz 26, 2020

Uğraşmayın ya bizimle!


Kıyaslama imkanım hiç olmadı, başka kültürlerin insanlarında böylesi bir hararet var mı hiç bilmiyorum ama benim bu topraklardan ve yaşadıklarımdan çıkardığım şey şu: insan kendini ne kadar çok önemserse o kadar çok acı çekiyor.

Diyebilirsiniz ki, hani tek tek insanlar için bu dediğin doğru olabilir ama memleket ne alaka?

Biz kendimizi çok önemsiyoruz. Hep yazıyorum, bu kadar gökdelen bu kadar bayrak direği, bu kadar "en büyük" vurgusu boşuna değil...

Okullarımızda şunu okuyarak derslere giriyoruz "Türk övün...". Evvela gurur duymamız isteniyor, sonra çalışmalı ve sonra ortaya çıkardığımıza güvenmeliyiz...Bağlamı farklı, bir asır önceki vurgusu başka diyenler çıkacaktır. Kabul diyelim, milliyeti, milli kimliği, kolektifliği bir kenara koyalım şimdilik...

Kendini önemsemek, kulağa hoş geliyor da olabilir size, tabii ki kendimizi önemseyeceğiz denebilir. Bizi bir şey yapmaya/üretmeye iten temel motivasyonlarımızdan biri benliğimiz ve önemsenme arzumuz. Öte yandan bunun bir hastalığa dönüşme ihtimalinin de farkındayız. Kişisel ilişkilerimizde başkalarının kibir ve büyüklenme hevesinden şikayetçi oluruz hep. Birine kızarken burnu havada deriz, g.tü kalkmıştır şu bu...Kendileriyle alay edebilen insanları ise hepimiz severiz. Neşe ve mizah, "benlikten" çok daha iyi gelir bize .

Önemsenme ve acı ilişkisine de buradan bakıyorum.

Gündelik ilişkilerimizde, pek çok insan arkasından konuşulduğunu, yersiz yere eleştirildiğini, ciddiye alınmadığını, göz ardı edildiğini, haksızlığa uğradığını düşünüyor, iddia ediyor bunu diline doluyor. Öyle ya da böyle keskinliklerini o "saldırı tahayyülüyle" besliyorlar.

Memlekete dönelim, medyaya, siyasete, popüler kültüre, ahalinin ağzına dikkat kesilince hemen anlaşılıyor, kendimiz dışında hiç bir ırkı, etnisiteyi, ülkeyi sevmiyoruz. Herkesin düşmanımız olduğuna inanıyoruz. Türkün Türkten başka dostu yok diyoruz, bizimle aynı fikirde olmayanları Türk düşmanlığıyla, Türk olmamakla suçluyoruz. Şöyle de bir iddiada bulunayım, bunu eleştirenler dahi aslında o yabancı düşmanlığını değil kendilerinden olmayan konuşmacıyı eleştiriyorlar aslında...Devran dönüyor, bir bakıyoruz aynı yerdelermiş, meğer yokmuş birbirlerinden farkları.

Laf uzamasın, biliyoruz ne olduğunu (!), Türk olmayanlar sürekli iş çeviriyorlar arkamızdan. Oyunlar, kumpaslar, manipülasyonlar hiç bitmiyor...Hep kandırılıyoruz. Çinliler, Türkleri savaşarak değil kurnazlıkla kandırmışlardı, tarih kitaplarından öyle hatırlıyorum...

Aralıklarla hep şunu sormaya başladım, niye bizimle uğraşıyorlar, Türkiye neden önemli? Jeopolitik önemi filan denir, Asya'yla Avrupa arasında köprüdür, Türki devletlere açılan kapıdır, İslam alemi için modeldir... Yıllardır duyarım bunları. Bir ara bor madeni vardı filan... Petrol ve doğal gaz yok ama geleceğin yakıtı vardı şu bu... Ne dersek diyelim, abarttığımızı hepimiz biliyoruz, Türkiye neden önemli, neden bizi işgal etmek istiyorlar sorusunun cevabı yok...

Bu ihtimali kendimizi önemsediğimiz için biz konuşuyoruz zaten, soru ve cevaplara da bizden başka inanan ve dinleyen yok. Anlamıyorlar üstelik.

Önemsenmek istiyoruz, önemsenmiyoruz, bunun farkındayız. Biz söylüyoruz, biz dinliyoruz. Bu yüzden de acı çekiyoruz. "Avrupa, Avrupa duy sesimizi" psikolojisi milim değişmiş değil...

Bu psikolojinin tek tek hepimizi etkilediğine, mantığımızı belirlediğine inanıyorum.  "Bizimle uğraşıyorlar" ile "benimle uğraşıyorlar" aynı ana babanın çocukları...Devlet buna inanırsa, öğretmen de öğrenci de buna inanır, fikir dolaşımdadır, her meşrebe dahil olur.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails