Cumartesi, Ekim 13, 2012

Bu Hikâyenin Kahramanı Bertrand Russell


Logicomix, matematik ve felsefe hakkında bir grafik roman. Tamam, çizgi roman ve matematik hısım akraba olmadıklarından kulağa hoş gelmeyebilir ama sempatik bir kitap bu. Rahat bir dile, sevimli çizgilere, didaktik olmayan bir tavra sahip. İki yazar ve iki çizerden oluşan bir ekibin ürünü. Hikayenin kahramanları olarak onları da izliyoruz, içerikle ilgili tartışıyor ve bazen anlaşamıyorlar. Herşeyden önce zor bir işe kalkışmışlar. 19.yüzyıl sonundan 2.Dünya Savaşının başlangıcına kadar geçen yıllarda yaşanan mantık ve matematik temelli tartışmaları resmetmişler.

Logicomix, yakın dönemin popüler grafik romanlarından biriydi. İlk önce Yunanca’da yayınlandı sonra yaygın dillere çevrilmeye başladı. Yayınlandığı her ülkede haklı bir ilgi gördü. Bertrand Russell hikâyenin kahramanı. Öylesine seçilmiş bir isim değil, kuşkusuz. Bir matematikçi, bir mantıkçı, felsefeyi bilen bir entelektüel, renkli bir kişilik ve polemikçi biri aranıyorsa Russell anlatılmalıydı. Russell, geçen yüzyılın entelektüel yıldızlarından biriydi. Çalışmaları, iddiacı kişiliği, yaşam biçimi ve hatipliğiyle basının rağbet ettiği isimlerdendi. Asilzadeliği bir noktadan sonra hatırlanmaz olmuştu. Olaylar ve deveranlar karşısında ne söyleyeceği, ne tepki vereceği merak ediliyordu. Doğrusu, Russell’in hayatı kitapta iyi toparlanmış, nasıl yaptıklarını da gizlemiyorlar. Örneğin tarihçi olmadıklarından söz etmiş, kendilerinden geçmişe dair sadakat beklenmemesini dilemişler. Biz bir hikaye anlatıyoruz demişler.

Yaşadığımız dünyada pedagojik hassasiyetlerle hikâye anlatmanın belirli reçeteleri var. İddiasız görünerek ebeveyn ve öğreten adam olma karikatüründen uzak duruyorsunuz. Yanılabileceğinizi vurgulayarak duygudaşlık kuruyorsunuz vs. Logicomix bu bakımdan başarılı bir “öğretici”. Ağır bir metni güzel özetliyorlar. Tutarlı ve kendi içinde bütünlüğü olan yorumlar yapmışlar. Neyi dışarda tuttuklarını neden onu anlatmayarak es geçtiklerini bize aktarmışlar. Hikâyenin birkaç meselesi olduğu söylenebilir. Matematikçilerin delilikle dâhilik arasında gidip geldiklerini, kusursuzluk takıntılarının çevrelerinde herkesi bezdirip mutsuz ettiğini özellikle vurgulamışlar. Russell’in intiharın kıyısında yaşayan biri olarak tipleştirmişler, varsayımları için kuşkusuz anlamlı ama onun hedonist yönünü de biliyoruz. Kitap bittiğinde handiyse tüm matematikçilerin şizofren olarak nitelendiğini farkediyorsunuz. Bunu mutlaka işaretlemek istemişler. İkinci ana meseleleri, sanıyorum gerçeği bulmanın mümkün olmaması. Bütün bir kitap gerçeğin aranıp bulunamayışını anlatıyor. Russell, felsefecilerin matematik, matematikçilerin felsefe dediği bir şeyle uğraştığını söylerdi. Biliyorsunuz, bilim hep bir sentez iddiasındadır: yeni bir şey söylediğini savunurken eşikler ve doğru-yanlış düalizmi üretir. Russell gerçeği bulmak için kesin bilgi elde edebileceği bir yöntem arıyor. Kendinden evvelkileri küçümsüyor, kendini yalnız hissediyor, başka ülkelere, başka fikirlere doğru seyahat ediyor vs. Yazdığı bilimsel çalışmaları kimselerin anlamadığının farkında. Logicomix bu noktada edebiyata ve sanata başvurarak Russell’in bilimsel itirazlarını değil hararetli hissiyatını anlatmayı seçmiş. Mantıksızlıkla savaşmayı seçen Russell, Ibsen’den alıntı yaparak “sırtımızda gereksiz yükler taşıyoruz. Bunlardan kurtulmamız gerek” diyebiliyor ya da Turgenyev’den “ilkeler yoktur, reddetmeyi seviyorum. Ben buyum” cümlesini sahipleniyor. Daimi bir ergen öfkesi ve enerjisi bu... Russell’in arayışını pekiştiren isimse önce öğrencisi sonra rakibi olan Wittgenstein. Aristoteles’ten Russell’a kadar mantıkçıların tek yaptığı farklı sözcüklerle aynı şeyi söylemek: totoloji yapmak diyen Wittgenstein, Russell’i derinden etkiliyor. Kitap, etkilenme faslında ilginç bir döküm çıkarıyor. Matematikçiler, paradigma değişimlerinde kuramlarının yetersiz kaldığını mağlubiyet tonunda hissediyorlar. Yeni ve kendilerini aşan çalışmalarla karşılaşınca neredeyse yıkılıyor ve inzivaya çekiliyorlar. Öte yandan -kitabın yazarlarıyla aynı fikirde değilim: bu arayışlar dönüp dolaşıp dar bir klişeye sıkıştırılıyor: hayat kitaplarda yazıldığı gibi değildir ve bilimin tüm gerçekleri dünyanın anlamını kavramaya yetmeyecektir! Bu doğru değildir demiyorum ama el hak hatırda tutmalıyız, bu varsayım anti-entelektüelist bir kibir de taşıyor. Russell, bilindiği gibi, teoriden uzaklaşıp pratiğe yoğunlaşır. Bir okul açar, farklı bir eğitim modeli uygulamaya çalışır ama deneyimsizlikten ya da elegantlığından olabilir, başarılı olamaz. Tutkularının peşinden giden bir tragedya kahramanı sayabilir miyiz onu? Böyle anlatılınca daha anlaşılır bir Russell çıkıyor karşımıza: Yenilmiş bir kuramcı… Logicomix, öyle bir noktada nihayetleniyor ki gerçeğin kapsamı sonsuz olduğuna göre her zaman yanıtlanamayacak sorular olacaktır aksiyomu kitabın ana fikrine dönüşüyor. Yanıtlanmamış sorular değil yanıtlanamayacak sorular vardır demek gerçeği bulmak için kesin bilgileri elde edebileceğimiz bir yöntem olmadığı anlamına da geliyor. Matematiğin felsefeye yenilgisi de denebilir buna.

Logicomix, sevimli ve makbul bir çizgiyle takdim edilmiş. Piyasa her zaman bir tarzı belirler ve yaygınlaştırır, albümleri birbirine benzer çizgiler doldurur. Logicomix’in yaygınlaşmasında hikâyesinin ilginçliği kadar çizgi üslubunun aşinalığı etkili olmuş. Yumuşak renk seçimleri, bütünüyle sevimli tipleştirmeler vs. Kurgu başarılı, öğretme-açıklama güdüsü ister istemez belirleyici olmasına karşın enformasyon yığını yaratmamışlar, hikâye güzel akıyor. Üreticiler arasındaki nezaketli fikir ayrılığı işlevsel olmuş… Tek ısınamadığım bölüm, bence hiç olmasa eksikliğini hissetmeyeceğimiz, başka bir arkaplan gerektiren tiyatro göndermesi. Öyle ki bunun finali aksattığını düşünüyorum. Russell ile ilgili, tutku içeren bir gençlik hikâyesi sanki daha anlamlı olurmuş. Logicomix, eğitim kurumlarının ilgisini çekmeli, nitelikli bir kitap çünkü. 

Radikal Kitap, 12.10.2012

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails