Cumartesi, Mayıs 30, 2026

Mendil ve Terleyen Eller

Fotoğraf 1944 yılından. Kadıköy Halkevi’nde küçük bir konser veriliyor. Muhtemelen musiki; sonraki yılların diliyle söyleyelim, “san’at müziği.”

Fotoğrafa dikkatli bakınca insanın gözü ister istemez ayrıntılara kayıyor. Müzisyenlerden biri çocuk yaşta, galiba def ya da bendir, öyle bir şey çalıyor. Salondakilerin ona sempatiyle tebessüm etmiş olduğunu hayal edebiliyorsunuz. Benim dikkatimi solistin duruşu, gövdesine verdiği biçim çekti. Mikrofona mesafesi. Bir elini hafifçe arkaya götürmüş hali… Bugünün diliyle bakınca neredeyse “cool” denebilecek bir sahne tavrı var.

Asıl takıldığım ise elindeki beyaz mendil oldu. İlk bakışta şarkı sözlerinin yazılı olduğu küçük bir kâğıt sandım. Değilmiş. Bildiğiniz mendil. Elbette bunun pratik sebepleri var, sahne ışığı yakıyor, salonlar havasız, mikrofon ilkel, heyecan cabası… Mendil doğrudan işlevsel bir nesneye dönüşüyor, teri silmeye, eli kurulamaya, burnu yoklamaya, dudaktaki nemi almaya yarıyor.

Orhan Boran’ın da elinden mendil eksik olmazdı. Çocukken çok merak ederdim; elleri mi terliyordu, yoksa mendil başlı başına bir kibarlık alameti miydi? O kuşak için mendil biraz da “beyefendilik aksesuarı” galiba. İnsanlar o zamanlar sigara tabakası, çakmak, mendil taşıyorlar. Her biri gündelik hayatın küçük ritüelleri.

Ortaokul yıllarında bir doğum gününe davet edilmiştim. Dans mans olacak, kızlar gelecek, insanın kalbi doğal olarak pırpır ediyor. Saçımı taradıktan sonra babamın çekmecesinden aşırdığım mendili büyük bir özenle arka cebime yerleştirdiğimi hatırlıyorum. Bugünden bakınca küçük bir “amca” gibi giyinmişim aslında; beyefendi gibi görünmeye çalışıyorum. Galiba asıl derdim ellerimin terlemesiydi. Ayy elleri terliyor derlerse korkusu çekiyordum.

Boşa endişelenmişim. O gün, kızların da ellerinin terlediğini öğrendim. Çıkmayı düşündüğüm kızla salınarak konuşurken mendili tamamen unutuvermiştim.

Sadece mendil kaybolmadı, onunla birlikte belirli bir beden dili de kayboldu gibi geliyor bana. Hayıflandığım sanılmasın, sadece değişimi izlemeye çalışıyorum. Görebildiğim kadarıyla günümüz şarkıcılarının elinde artık su şişeleri var; terliyor ve içiyorlar. Ya da sahne önlerine bırakılmış kâğıt havlularla kurulanıyorlar…

Daha “fonksiyonel” ve daha aceleci bir çağdayız. Pratik olan estetik olanı tahtından indirdiğinden beri, sahnede terlemek kimseye dert olmuyor. Kağıt havludan sahne estetiği de çıkmıyor...

2 yorum:

Aziz dedi ki...

Islak mendil var bi de, zarar kere zarar. Islak mendil gelirdi eskiden, berberde sıcak ve ıslak biçimde sakala vurulurdu.

Levent Cantek dedi ki...

Islak mendilin dönüşüme giremediği bu yüzden de bir on yıl içinde yasaklanacağı söyleniyor, bilmiyorum.

Related Posts with Thumbnails