Pazartesi, Mayıs 25, 2026

Genç bir ressamın iş başvurusu

Sahaflardan elime geçti. Ankara Atatürk Lisesi öğrencisi bir genç, 1949 yılında Türkiye Yayınevi’nin sahibi Tahsin Demiray’a iş isteyen bir mektup yazmış. Hoşuma gitti.

Uzun yıllar boyunca amatör ve profesyonel çizerlerle mektuplaştım, galiba biraz da onları hatırlattığı için sakladım bu mektubu. Genç ressam adayı, Ankara’daki sınırlılıklardan, geçim sıkıntısından ve durmadan çalışma isteğinden söz ediyor. Seri resimler yapabildiğini anlatıyor, hikâye isterse resimleyebileceğini söylüyor, hatta birkaç örnek gönderdiğini ekliyor. Neredeyse küçük bir ajans gibi davranıyor. On altı-on yedi yaşında biri için dikkat çekici. Hem mahcup hem iddialı bir tonu var.

Az zamanda tanınmış ressamlar sınıfına yükselebilirim” diyor mesela.

İnsanın içini hafifçe burkan bir cümle bu. Firuz ve Sururi ile kıyaslamış kendisini. Takip ediyor ve biliyor. Saf ve dokunaklı bir özgüven taşıyor. Devamını ise az çok biliyoruz. Basında tutunamadı görünüyor; en azından bugün ismen hatırlanmıyor. Türkiye’de çizgi ve basın dünyasının tarihi biraz da böyle kaybolmuş heveslerin tarihidir. Yetenek tek başına yetmez çünkü. Sebat, iştah ve rutin içinde çalışabilme gücü gerekir. Çoğu genç ressam adayı, hayatın daha garanti yollarına sapar.

Bazılarıysa yıllarca çalışır ama yine de unutulur.

Mektubun kendisi de güzel ayrıca. Zarfın üstünde “Bay Tahsin Demiray” yazıyor. Artık kimse kimseye pek öyle “Bay” demiyor. İyi mi oldu kötü mü oldu, ayrı mesele. Kelimenin kendisiyle birlikte başka bir mesafe duygusu da kayboldu demek istiyorum. Resmî ama kişisel, ciddi ama biraz da mahcup bir hitap biçimi.

Posta damgaları, dikkatli el yazısı, “cevabınızı lütfen unutmayınız” cümlesi… Hepsi başka bir çalışma ve sabır dünyasına ait görünüyor şimdi.


3 yorum:

Can Uzunyol dedi ki...

Selam uzun zamandır buralarda yoktum yeni bir blogla geri döndüm sizi takipteyim. Rica etsem sizde destek amaçlı bloguma uğrayıp takip eder misiniz ?

Adsız dedi ki...

Boylesi seyler beni ikilemde birakir.Bulanla bulunanin sahibi arasinda mi kalmaliydi, aciklanip bir doneme taniklik mi etmeliydi? Ayni sey arkeolojik kazilarda cikan bireysel seyler, ozellikle mezarlar, mumyalar vb icin de gecerli.Mahremiyeti ihlal etmis oluyorsunuz bir taraftan ama bir taraftan da insanliga dair bilgi birikimi soz konusu...

Levent Cantek dedi ki...

Her zaman böyle bir sıkıntı var, nahoş bir durum var, kabul ediyorum.

Related Posts with Thumbnails