Bir iki eski-yeni arkadaşımla konuştum, genel olarak böyle bir listeyi “hayatı yaşamaya değer kılan şeyler” gibi anladılar. Küçük mutluluk katalogları ya da kişisel sığınaklar gibi de okunabilirler halbuki. Yirmi yaşındaki listemde “Ayaş domatesi” var ama hemen yanında “kalbi hızlandıran şeyler” yazmışım. Neyi kastettiğimi bilmiyorum artık, biraz edepsiz, biraz edebi görünmek istemişim galiba. “Yeşil çoraplı kız” da var mesela. Pek hatırlamadığım bir genç kadını listeye katmışım. Şimdiki hafızamda var mı yok mu kategorisinde halbuki.
Şimdi olsa nasıl bir liste yapardım diye düşündüm. Mutlaka “çilek” yazardım. Gece benim sokaktan yürüyerek geçen insanların ayakkabı tıkırtılarını seviyorum. Bir arkadaşım eski çizgi romanların arasından çıkan ekmek kırıntıları dedi, bir başkası kedi gurultusu. Bir başkası plak cızırtısı. Dünyanın en şahane müziğinin, kimsenin artık hatırlamadığı bir dizinin jeneriği olduğunu söyleyen bile oldu. Bir saat sonra “Frigo Buz” yazdı aynı arkadaş.
Walter Benjamin, çocukluk hatıraları ve oyuncaklardan girip, kaybolmadan önce tutulmaya çalışılan şeylerden söz eder. Abdülhak Şinasi Hisar’ın şehir estetiğini, Selim İleri’nin buruk cümlelerini, Tanpınar’ın eski bir şarkının etrafında dolaşan boşluk hissini de aynı heybeye koyabiliriz. Henüz çürümemiş şeyler var demek istiyorlar Mıstık abi.
Dün gece bir arkadaşım, “Sığınak mı arıyorsun?” diye yazdı. Algoritmik kaostan, nostalji bağımlılığından filan söz etti uzun uzun. Payladı beni. Sonra da aynı konuşmanın ortasına annesi vefat ettiği için tadamayacağı yemekleri bıraktı. İnsan en çok kendi çelişkilerini saklayamıyor galiba. Kimse üzgünüm diyemiyor ama herkes bir “kayıpla” konuşuyor.
Eco’ya göre liste yapmak biraz da sonsuzluk karşısında paniklemek anlamına geliyor. Dünyayı toparlamak, elde tutmak, dağılmasını geciktirmek istiyoruz belki de. Dünya çok hızlı değiştiğinden yaralarımızı pansumanlıyoruz. Böyle bir listeleme yapıyoruz çünkü bazı şeylerin kaybolduğunu bir türlü kabul etmek istemiyoruz.
Benim bilmem kaç yıl arayla tuttuğum kayıtlar, nesnelerin fiziksel varlığından ziyade, onlara yüklediğim duygusal belleğin birer dökümü elbette. Gelecekten korkuyoruz. Bugüne geçmişin gücüyle direnebileceğimizi düşünüyoruz. Belki sevdiğimiz şeyleri önemseyince daha değerli insanlar olacağımıza bile inanıyoruz.
Laf uzamasın, kırmızı mürekkepli kalemlerden bahsetmiş miydim? Güzel şeyler kurşun kalemle yazılamaz elbette…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder