Perşembe, Mayıs 14, 2026

İki Üşütük

Gırgır, 1980’de, dokuzuncu yaşını kutlarken, gündelik hayatta ölümlerin çoğalarak normalleştiği başka bir dönemimizde, bütün popüler kahramanlarını birbirlerini dövüp paralarken resmederek kapağına taşımış: “yıldönümlerini günümüzün modasına uygun olarak kutlayan Gırgır Takımı” diyerek bir açıklama yazmıştı. Utanmaz Adam, Korna’nın boğazını sıkarken, omzunda testereyle kafasını kesen Zihni Sinir vardı veya Bediş, Hasan’ın Saksısı’nı, Korna’ya patlatmak üzereydi. Dokuz ayrı çizgi roman kahramanı birbirleriyle kıyasıya dövüşüyorlardı. Avni, Avanak Avni, Hasbi Tembeler, Gaddar Davut vs… O kapakta Altan Erbulak ile Orhan Alev’in kendilerini tipleştirdiği İki Üşütük te yer alıyordu. Bir başka deyişle kapakta kavga edenler arasında iki yazar-çizer vardı.

Yaşadığımız dönemde, mizah dergilerinde, çizgi romanlarımızda, yazar ve çizerlerin kendilerini tipleştirmeleri okur için alışıldık bir durum olabilir. Geçmişte, bu denli rağbet gören bir eğilim değildi, anlaşıldığı kadarıyla uygun da görülmüyordu. Hikâyenin kendisi ya da mesele edilen olgu, eserin üreticisinden daha önemli sayılıyordu, öyle ki, kimin ürettiği dahi o derece hayati değildi. Çizgi tarihimizin ilk dönemlerine baktığımızda, tek tük örnekler yok değil, örneğin Cemal Nadir, kendisini aralıklarla çizerdi. Gırgır’la ilintili düşünürsek, Oğuz Aral, ilk dönemlerinden itibaren her çalışmasında kendisini hikâyelere kattı. Hakeza, Altan Erbulak, gazetelerin ön sayfasında günlük siyasi karikatürler çizerken bile, kendisini çizgileştirirdi. Aral ile birlikte, 1950’li yıllarda, Yeni Sabah gazetesinde günlük bantlar çizerlerken, birbirlerinin öykülerine tip olarak dâhil olurlardı. Gırgır’a kadar kendilerini en çok çizen iki isim, sanıyorum Aral ve Erbulak’tır. Tiyatroya yakınlıkları, tek kişilik sahne performansları yapmaları, geniş anlamıyla oyunculukları, bu eğilimlerinde etkili olmuş olabilir. Okura “bu hikâyeyi size anlatan benim” demenin, kendini komikleştirmenin veya kahramanlaştırmanın garip bir tarafı yok kuşkusuz, demek istediğim onlar aracılığıyla yaygınlaşarak normalleştiler. Buna rağmen tersi de oldu, örneğin Engin Ergönültaş, ne kendisini çizdi ne de bir başkasının kendisini çizmesine izin verdi.

İlk kez 1978 yılında yayımlanan İki Üşütük, Gırgır’ın mutfağını anlatan bir çizgi romandı. Altan Erbulak ile Gırgır tarzı çizgi romanların ünlü senaristi Orhan Alev’i tipleştiriyordu. İkili, haşarı oğlan çocukları gibiydiler, sürekli işten kaytarıyor, Oğuz Aral’ı kandırmaya, Dürdane isimli güzel dergi sekreterini tavlamaya çalışıyor, aralarında rekabete giriyor, Çaycı Kambiz’in tuzaklarına düşüyorlardı. İlk dönem İki Üşütük, klasik anlamda bir çizgi roman sayılmazdı. Süreklilik taşıyan bir olay örgüsünden çok, Erbulak’ın çizdiği bağımsız absürd esprilere dayanıyordu. Günümüz dergilerinde on yıllardır süren esprici-çizer ortaklıklarının tipik bir örneğiydi. Hatta, bana kalırsa, o başlangıçtaki espriler, absürd mizahın o dönem için yenilikçi örnekleriydi, elindeki silahı polise teslim eden adam “çok sarhoştum, ne yaptığımı hatırlamıyorum. Kapıyı iki yerinden vurdum, cezam neyse razıyım” derken arkada iki yerinden vurulmuş, menteşelerinden çıkmış, acıyla kıvranan kapı görülüyordu. Eskimo, evinden çıkarak “kapatın şu sayfayı donuyoruz” diye bağırıyordu. Sonraları bu absürd havadan uzaklaşıldı, dergiyle uyumlu olarak televisüel espriler çoğaldı, dizi, aktüele ve hafiften erotizme yaslanan bir komiklikle kendini yeniden biçimlendirdi.

Altan Erbulak, diziyi çizerken elli yaşındaydı, bir başka deyişle o yıllarda pek çoğu yirmili yaşlarda olan Gırgır kadrosunun en yaşlı isimlerinden biriydi, örneğin birlikte çalıştığı Orhan Alev’den yirmi bir yaş büyüktü. Öte yandan dizide ya da Gırgır’ın içinde kimseyle bir yaş hiyerarşisi kurmuyor, rekabete girmiyor, mesleki hırslara kapılmıyordu. Her zaman çok yoğun ve çalışkandı, enerjik ve pozitifti, işini yapıyor ve bir başka işe yetişmek için tekrar koşuyordu. İki Üşütük yayımlanırken eş zamanlı olarak gazinolarda komedyen olarak sahneye çıkıyor, televizyonda canlı yayında karikatür çiziyor, tiyatro oyunlarında rol alıyor, gazetelere günlük-haftalık iş yetiştiriyordu. Erbulak, uzun bir dönem, açık ara, ülkenin en ünlü çizeriydi, sempati dolu ilgi çekici bir popülerliğe sahipti: “Kendimi [aynada] ilk gördüğümde öyle güldüm, öyle güldüm ki… Bu surat olsa olsa karikatür olur dedim ve başladım çizmeye” diyordu. Bugün dahi, o ölçüde sevilen ve bilinen, farklı mecralarda kendini kabul ettirebilen bir başka çizgi üreticimiz yok.  İki Üşütük, ister istemez, böylesi bir tanınırlığın izlerini taşıyordu. Açıkçası, dizi biraz da Erbulak’ın kişisel köşesi gibiydi. Aralıklarla Üşütükler adıyla yayımlanıyor, Orhan Alev dışında başkaları da espri veriyor, hikâyede ona hempalık ediyordu. Erbulak’ın gündelik hayatı ve televizyon yıldızlığı hikâyelere dâhil edilmekle birlikte dizinin amacı derginin çalışanlarını komikleştirerek kahramanlaştırmak, okurla yakınlaşabilmek, samimi bir dil kurabilmek olduğu için Erbulak’ın asıl işi çizerlik gibi gösteriliyordu. Buna göre diğer işler para içindi, geçiciydi, önemsizdi. Gerek Erbulak gerek Orhan Alev, kıt kanaat geçinen, tembel ve hazcı iki kafadar gibi anlatılıyorlardı, hafiften saftılar, kolay kandırılıyor, kolay çuvallıyorlardı. Sevimli ve iyimser, kin tutmayacak kadar naif ve balık hafızalıydılar.

Dizinin mizahı, tiyatro kökenli komedyenlerin televizyonda yaptıkları skeçleri, hatta Yeşilçam’ın ikili komiklerini andırıyordu. Erbulak, gazinolarda ve televizyonda benzer espriler yapıyor; siyasete, genel ahlaka, tabulara veya underground denebilecek bir koyuluğa hiç bulaşmıyordu. Orhan Alev de bu tarzın uzun yıllar en önemli üreticilerinden biri oldu. Öyle ki, Gırgır’ın kimilerince Mad dergisine benzetilmesinde pay sahibi olduğu iddia edilebilir. Popüler figürleri ve klişeleri makaraya alan, sözden çok hareket komiği kullanan ve güzel kadınlar karşısında aptal erkek kahramanların aczine odaklanan bir mizah anlayışı vardı. Amerikan tarzı, sürpriz son kareli, tek etkiye odaklanan komik çizgi hikâyelerin yaygınlaşmasında katkısı büyüktü. Doksanlı yıllarda, özel tv kanallarının açılmasıyla mizah dergileri büyük tiraj kaybederken gerekçe olarak Gırgır tarzı mizahın (gevşeyen sansürle birlikte) televizyona taşınması gösteriliyordu. Mizah dergileri o tarihten sonra televizyonda anlatılmayanı anlatma tercihinde bulunarak esprilerini başkalaştırdılar. İki Üşütük, bizatihi kendisi televizyon yıldızı ünlü bir üreticisi olan, beyazcamın parodileştirildiği yılların çizgi romanıydı. Bugün o esprilerin çoğu eskimiş görünebilir. Ama Gırgır’ın insan yüzü hâlâ büyük ölçüde Altan Erbulak’ın çizgilerinden hatırlanıyor . Gırgır yazar ve çizerleri, en çok Erbulak’ın fırçasıyla çizgileştirildiler desek yanlış olmaz. Erbulak, 1988 yılında vefat edince, dergi mutfağını anlatan başka çizgi romanlar kullanıldı ve galiba onların en ünlüsü, arada Üşütükler’e espri veren Hasan Kaçan’ın, Ergün Gündüz’le birlikte yaptığı Hasan ile Ergün oldu, mizah mantığı büyük ölçüde aynıydı.


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails