Perşembe, Aralık 17, 2015

Ben üretmeye devam edeceğim




Çizgi romanla nasıl tanıştınız? Bu tanışma çizgi romana profesyonel yaklaşımınızı ne ölçüde etkiledi?

Çizgi romanla bütün yaşıtlarım gibi çocukken tanıştım, yine küçük yaşlarda taklit ederek defterlere çizerek dergiler hazırlamaya çalıştım. 15 yaşındayken de pek çok genç çizerle mektup arkadaşlığı yoluyla çalışmaya, çizgi roman üretmeye başladım. İlk öykülerim Korku dergisinde yayınlandı (1985). Doksanlı yılların başında fanzinler (fotokopi dergiler) çıkarmaya başladım. Daha da sonra çizer ve koleksiyoncularla konuşarak, kütüphanelerde çalışarak Türkiye’de çizgi romanı anlatan bir kitap yazmaya başladım. O kitap ve öncesinde yazdığım çizgi roman ve mizahla ilgili makaleler benim üniversiteye girmemi sağladı, akademisyen oldum. Uzun uzadıya anlatmak istemem ama çizgi romana gösterdiğim tutku, beni bir yerlere taşıdı demek daha doğru. Hayallerim vardı, o tutku giderek beni de var eden bir hissiyata dönüştü. Sorunuzun içinde yer alan profesyonellik ifadesi, benim tutkumu tam olarak nitelemiyor. Amatörce başlayan, akademi deneyimimle beraber disipline olan başka bir şey oldu ama bu yine profesyonelce olmadı. Bugün, grafik roman senaryoları yazıyorum, albümler yayınlanıyor, işin kendisi her bakımdan profesyonel görünebilir ama içimde hâlâ, çocukluktan kalan hatırı sayılır bir tortu var. Aşk olmasa bu kadar süremezdi çünkü.

Türkiye’de çizgi romanla uğraştığınız süreçte olumlu veya olumsuz ne gibi deneyimler yaşadınız?

Çizgi roman öyle adam akıllı saygı gören sanatlardan değildir, sanat bile sayılmaz çok zaman. Benim gibi bu işle yıllarca uğraşırsanız, bu türden itibarsızlaştırmayla çok karşılaşmış biri olursunuz. Gençken, çizgi romana Teksas Tommiks denmesine bile kızar, düzeltirdim. Şimdi pek umursamıyorum. Bir üretici olarak iyi hikâye anlatmaya bakıyorum, insanlara dokunan, onları etkileyen hikâyeler. İyi, hikâye er ya da geç sevilir ve konuşulur. Asıl itibar da odur. Yıllarca çizgi roman hakkında yazarken, sanat ve edebiyat dergilerinde çizgi romanla ilgili yazılar çıkması için didinirken de aynı hissiyatım vardı. İyi yazılırsa, iyi anlatılırsa yayınlanır ve okunur dedim.

Gözlemleriniz doğrultusunda Türkiye’nin çizgi romana yaklaşımının süreç içerisinde ne gibi değişiklikler geçirdiğini söyleyebilirsiniz?

Eskisi gibi değil demek gerekiyor. Bir ara kaybolmuştu, tekrar hatırlandı, sonra nostaljisi yapılır oldu. Nostalji bir şeyin tükenmişliğini gösterir. Yeni şeyler üretmeye çalışıyorum. Grafik roman vurgusunu da bu sebeple yapıyor ve başka türlü hikâyeler anlatmaya çalışıyorum.

Türkiye’de özellikle genç yazarlar/çizerler çizgi roman alanına yönelmeyi tercih ediyor mu?

Çok değil çünkü yapılan işin, mevcut koşullarda telif getirisi yok. Gösterilen emeğe göre yok demeli veya. Öte yandan yurt dışına daha fazla insan iş yapmaya başladı, o güzel.

Türk çizgi romanının batılı çizgi romanla arasında nasıl bir ilişki olduğundan bahsedebilir misiniz?

Türkiye’de çizgi roman ilk üretimlerine taklit ederek başlamıştır. Taklit ve hayranlıkla başlayan bir süreçten söz ediyorum. Yerli üretimin çok yoğun olduğu 1970’li yıllarda ise dünyayla ilişkisi azalıyor, neredeyse hiç takip edilmez oluyor. Herkesin bu kadar Oğuz Aral taklit etmesi, piyasada para eden çizgiyi yinelemek kadar ufuksuzluğu gösteriyor. Gerek görmemişler yeni bir şey aramaya, denemeye. Para eden, piyasada makbul olan çizgi sürekli yenilenmiş. Bugünse hem satışlar düştü, hem de çizgi roman çok az insan için bir geçim kaynağı. Yabancı üretimlerse geçmişe nazaran daha çok izleniyor.

Türkiye’nin çizgi roman alanında dünyadaki konumu nedir? Bu konuma etki eden faktörler hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Dünyada bir konumu yok, bilinmiyoruz, yurt dışında çeşitli etkinliklerde bulundum. Hakkımızda tek bir fikirleri yok desek yeridir. Oysa bizim çizgi romanımız sahiden tuhaf ve ilgi çekici içeriklere sahip. Geniş anlamıyla çocuklara değil yetişkinlere yöneliktir örneğin. Çocuklar için üretilmiş ve popüler olmuş çizgi romanımız yok desek yeridir. Amerikan çizgi romanı giderek çocuksuluktan sıyırılırken, underground comics estetikle ve sansürle dünya kadar kavga ederek bir noktaya gelirken, biz oralara çok daha önce vardık mesela. Bu bile ilginç aslında ama en çok ürettiğimiz yıllarda yurt dışına çıkmamışız, ürün satamamışız. Tek tük istisnalar var onlar da genel durumu değiştirmiyor. Çizerler uzunca bir süre Türkiye’de telifle geçinebildikleri için yurt dışına çıkmadılar, şimdi çizgili dergiler az satmaya başlayınca, piyasa daralınca dışarıya yöneldiler. Arz talep ilişkisi…

Çizgi romanın ülkemiz ve dünya genelinde geleceğiyle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Bu tür soruların cevabını bilmiyorum, çizgi roman yazılı basın varolduğu sürece varlığını koruyacak onu biliyorum. Ben üretmeye devam edeceğim, onu da biliyorum. 

[Bu yıl içinde Bilkent'te bir ders kapsamında soruldu bu sorular. Kimler sordu bilmiyorum ama soruları bana Anıl Karasaç isimli bir öğrenci aktardı.]

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails