Cumartesi, Mayıs 09, 2026

Nerdesin Allah?

Birkaç yıl önce sosyal medyada görmüştüm; bu işlerde kaynak zinciri hızla bozuluyor, kim bulmuş, kim aktarmış karışıyor. Bir hata varsa baştan affola. Levent Gündüz isimli bir arkadaş, Necip Fazıl Kısakürek’in kitaplarına almadığı bi şiirini paylaşmış. 1923’te Yeni Mecmua’da yayımlanmış. Üniversitede çalıştığım yıllarda bu şiir etrafında dönen bir tartışmaya şahit olmuştum. Önce birkaç dize:

(…) Sorsalar varlığın bir sır mı olur? / Kul yükü bu kadar ağır mı olur? / Yükseğe çıkınca öksüzün ahı / Şu derin göklerin sağır mı olur? / Allah’ım derdime dert katan sensin! / Gizlenip kendini aratan sensin! / İsyanım o kadar büyükse eğer / Onu da, beni de yaratan sensin! / Nazarlar önünde perdesin Allah! / Neden bir görünmez yerdesin Allah / Bu dem ta gönülden gelirken sesi / Söylesen nerdesin, nerdesin Allah?

O tartışmada mesele, Necip Fazıl’ın Allah’a olan inancıydı. Dizelerdeki uhrevi ton, derinlik, sevgi kanıtlanmaya çalışılıyor; herkes aynı metni birbirine karşı bir delil gibi kullanıyordu. Tek kelime etmeden, itiraf edeyim “radyo tiyatrosu” gibi dinlemiştim. Siyaseten romantikler öteden beri ilgimi çeker: abartıları, itirazları, kestirimleri, “gözyaşları” ve “kahkahaları”yla baş döndürücü bir insan türüdürler. Üstelik bir yıldızı kutsamak üzere toplaşmış kalabalık, ister istemez ilginçtir. Üstelik okur-yazar kalabalıklar, kendileri dışında herkesi eksik bulmaya meyillidir. O salonda herkes, diğerinin Necip Fazıl’ı “anlamadığını” düşünüyordu.

Şiiri okur okumaz hatırladım, çünkü Sabahattin Ali’de de benzer bir tınıya rastlanır. O gün bu bağlantı kurulmamıştı, belki de ben kaçırdım. Sonradan öğrendiğim şu: Necip Fazıl bu şiiri 1928’den sonra kitaplarına almamış. Neden? Yazdıklarının genel ortalamasının çok altında olduğu söylenemez. Alsaydı ne olurdu? Büyük ihtimalle yine aynı şekilde, Allah sevgisi ve inancı üzerinden okunur, yine uzun uzun konuşulurdu. Bir itibarsızlaşma da yaşamazdı.

Buraya kadar olanı “edebiyat magazini” diye geçiştirmek kolay. Asıl soru başka: Bir yazar neden kendi metnini dolaşımdan çeker? Estetik bir yetersizlik mi, yoksa sonradan kurduğu ideolojik/ruhsal mimariye uymayan bir ton mu? Necip Fazıl’dan söz ediyoruz, kendini adeta bir roman kahramanı gibi kuran, hayatını ve metinlerini bu kurguya göre yeniden düzenleyen bir yazardan.

Almadığına göre -ve bu daha makul görünüyor-o şiiri yazan Necip Fazıl’ı artık sevmiyordu. Daha doğrusu, o eski sesi kendi hikâyesinden sildi. Yazarların metinlerini değil, kendi geçmişlerini de edit ettiğini kabul edersek, bu tercih anlaşılır hale geliyor. Ama şu soruyu da açıkta bırakıyor: Bir yazar, kendi eski benliğini metinlerinden çıkardığında, gerçekten ondan kurtulmuş, hayatından çıkarmış mı olur?

2 yorum:

Aziz dedi ki...

Her büyük yazar biraz kendi arşivinin sansürcüsü müdür?

Levent Cantek dedi ki...

Otosansür ise kastettiğiniz, o mutlaka olur. Geçmişe dönük bir ‘temizlik’ de olur, oluyor. Aziz Nesin, ‘asıl ölçü kitaptır’ derdi. Kitaba almıyorsam, o yazı o kadar da önemli değildir demeye getirirdi. Elbette bu biraz rasyonelleştirme. Kitaba alınmayan metinleri tamamen hükümsüz ya da sahipsiz ilan etmiyor ama onları edebiyatın merkezinden uzaklaştıran bir hiyerarşi kuruyor. Bir bakıma, yazar kendi geçmişine editörlük yapıyor.

Related Posts with Thumbnails