Cumartesi, Ocak 03, 2026

Kanımız kurusun

Beni "of puf ettiren" bir cümle var, sosyal medyada sıkça önüme düşüyor: “Kanımız kurusun ki unutmayacağız.” Cümle, bir anlık “vay be” etkisi üreterek bir tür vicdan çığlığı atmaya yarıyor. Hepimiz, bugün cayır cayır konuşulan bir meselenin dijital ömrünün üç ile yedi gün arasında gezindiğini biliyoruz. On gün sonra, bırak “unutmamayı”, neyi konuştuğumuzu bile hatırlamıyoruz. Bu yüzden “unutmayacağız” bir vaatten çok bir jest gibi çalışıyor: hatırlamanın kendisi değil, hatırlıyor görünmenin işaretine dönüşüyor.

Niye böyle bir ezber var ve niye bu kadar yaygın? Galiba kimse artık anlatmak istemiyor, herkesin derdi göstermek. Anlatmak her bakımdan zahmetli çünkü: bağlam, emek ve risk istiyor. Göstermek ise hızlı, tek cümleyle, tek görselle, tek etiketle “ben buradayım” demeye yetiyor. Sosyal medyada duygunun kendisinden çok, duygunun sahnelenmesi ödüllendiriliyor.

Görünürlük, ölçü birimine dönüştüğü anda, bağırmayanın, köpürmeyenin, kendini sahneye koymayanın varlığı cılızlaşıyor. Duygulanım burada kolektif bir dil değil, bir performans standardı haline geliyor. Sosyal medyada böylesi bir dolaşım hızlandıkça duygular derinleşmiyor, bir işarete dönüşüyor.

Bense kişisel olarak hep aynı yerdeyim: Biz artık sevmiyoruz diyorum, sevdiğimizi başkalarına göstermek istiyoruz. Öfkelenmiyoruz, öfkelenmiş pozu veriyoruz. Üzülmüyoruz, ne kadar üzüldüğümüz görülsün istiyoruz. Bu noktada Judith Butler’ın performatiflik fikrini hatırlatayım. Kimliğin “içten gelen öz” olarak değil, tekrar eden edimler yoluyla kurulduğunu söylüyor biliyorsunuz. Sosyal medyada “vicdanlı özne” de benzer biçimde kuruluyor: tekrar edilen cümleler, paylaşımlar, ritüeller. Ama tekrarın kendisi, içerikle teması garanti etmiyor. 

Burada da “unutmayacağız” sözü, unutmaya karşı bir yemin değil, bizzat unutmanın kendisine yönelik uyumlu bir ritüel gibi işliyor: birkaç günlüğüne kendimizi iyi hissettiren, sonra hızla başka bir gündeme devreden bir duygusal boşalım yaşıyoruz.

Bunu yalnızca ahlaki bir zayıflık diye okumak kolaycılık olur. Daha yapısal bir ekonomi var: dikkat ekonomisi. Platformlar, süreklilik değil, tazelik ister. “Hatırlamak” ise algoritmik akışın doğasına aykırıdır, hatırlamak, ısrar ve tekrar gerektirir ama bu tekrar “trend” üretmezse görünmezleşir. Bu yüzden, “kanımız kurusun” türü cümleler, hatırlamanın içeriğini değil, hatırlamanın hızlı tüketilebilir bir biçimini üretir.

Unutmamak bir cümle kurmakla değil, bir yük almakla ilgili olmalı zaten. Bedeli olan şeyler unutulamaz, bedelsiz olan ise sadece paylaşılır. “Unutmayacağız”ı hakiki kılan, bir estetik yoğunluk ya da retorik sertlik değil de süreklilik, takip, sorumluluk ve gösterilen emektir. Böyle büyük laflar söylenince iddianın merkezine “muhatabı” geri koymak ve rahatsız edici sorulardan kaçmamak gerekiyor bence… Aksi halde geriye yalnızca poz kalıyor, poz da her poz gibi, başka bir pozla kolaylıkla değiştiriliyor.


2 yorum:

Aziz dedi ki...

“‘Unutmayacağız’ demek yerine, sizce tam olarak ne yaparsak bu söz ‘poz’ olmaktan çıkar da gerçek bir sorumluluğa dönüşür?”

Levent Cantek dedi ki...

Gündem bitince de devam ediyorsan ve bunun sana küçük de olsa bir maliyeti varsa, o zaman ‘unutmayacağız’ poz olmaktan çıkar bence. Aynı şeyi her gün paylaşmak değil de düzenli aralıklarla geri dönmek, takvimde ısrar etmek benim ilgimi çekiyor mesela. Zaman, para, konfor, ilişki riski yine önemli… “Like” değil, kayıp ihtimali taşıyan bir şeyle ilerlemek gerekiyor sanki. Çok selam

Related Posts with Thumbnails