![]() |
Genç bir hanımefendi, stüdyoda çektirdiği resmin üzerine (eskiden
"kaynıyor" derlerdi, o havada) akılda kalıcı ve afallatıcı bir
şeyler, birkaç satır yazmış ve birine göndermiş.
“Sadakatimden emin olabilirsiniz.”
Ardından hemen alt satırda, tırnak içine alarak "şimdilik"
kaydı düşmüş...
“Şimdilik.”
Fotoğrafın hikâyesi o kelimeden çıktı.
Bir yandan güvence veriyor, öte yandan verdiği sözü geri
alıyor. “Elini çabuk tut”, “beni kaçırma”, “bana fazla güvenme” der gibi.
Uçabilirim, kaybolabilirim, başkasına gidebilirim. İşveli bir pervasızlık oyunu
oynuyor.
Fikret Şenes şarkılarındaki ters köşeli romantizmi
hatırlatan bir meydan okuma bu. “Seveceğim, gezeceğim. Görürsün, sana neler
edeceğim.” mi diyor. Yoksa “Hiç yalvarma bu iş olamaz. Olmaz olmaz bu iş olamaz”
mı? Yazmasaydım, sonum ya kumarhane ya tımarhane olacaktı demiyor mu Fikret Hanım.
O fasıldan çalıyor nefesliler… İyi çalmazsa çekilmiyorlar…
Fotoğraftan genç kadının kendisini nasıl görmek
istediğini de sezebiliyoruz. Renkli gözlerini, dikkat çekici bulduğu
göğüslerini, önemsediği a la mode ayakkabılarını. Kendisine bakılacağını, uzun
uzun inceleneceğini hayal etmiş olmalı. Yazdığı notla da bu görüntüyü pekiştirmek
istemiş.
Bu satırları bir kadına mı yazdı, bir erkeğe mi?
İsimlerden anlamak mümkün değil. Üstelik cevap, hikâyeyi tamamen değiştiriyor. Karşıdaki
bir maşuk muydu? Yoksa birlikte çapkınlık yaptıkları bir sırdaş mı? Bilmiyoruz.
Ajda “Sana doğru” diye diye bitiriyor şarkıyı.
Zaman geçiyor. Geriye fotoğraflar ve onlarla gezinen ihtimaller
kalıyor. Birileri bu resmi saklamış. Kimdi, niye sakladı, nasıl korudu
bilmiyoruz. Ama doksan küsur yıl sonra, bir kutunun içinden çıkıp beni konuşturmayı
başarıyor.
Belki eski fotoğrafların marifeti budur: Sahiplerinin
sustuğu yerde konuşmaya devam etmeleri. Dağılalım Romalılar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder