![]() |
![]() |
Lennon ile Ono, 1973’te bir süre ayrı yaşamaya karar
verir. Tam o aralıkta Ono, yanlarında çalışan, asistanları olan henüz yirmi üç
yaşındaki Pang’i Lennon’a partner olarak önerir. Başka bir ifadeyle, Ono
yokluğunda Lennon’un kimle yaşayacağına da karar vermiş gibidir. Pang ile
Lennon arasında, kamuoyunu meşgul eden, cazibeli ve meydan okuyan bir ilişki
başlar. Dönemin tuhaf atmosferi teşhirciliklerini de besler: saklanmazlar, geri
çekilmezler. Lennon, Ono’yla medya önünde nasıl yaşıyorsa Pang’le de o çizgiyi
sürdürür, aynı açıklık, aynı gösteri, aynı meydan okumayla.
Bundan sonrası ise karışık. Rivayete göre Ono, ilişkinin
denetimden çıktığını görüp Pang’den Lennon’dan ayrılmasını ister. Pang’in bunu
ne zaman, hangi tonda nasıl duyduğu ayrı mesele, sonuçta Lennon Ono’ya döner ve
Pang, yaklaşık bir buçuk yıllık beraberliğin ardından evden ayrılır. Bugün bile
iki kadın arasındaki gerilim (nefret, hezeyan, habislik içeren tuhaf bir ruh
hâli) kolay kolay sönmüş değil. Uzun yıllar, iki kadının karşılaşma ihtimali
bile haber oluyordu. Pang başka müzisyenlerle çalıştı, halkla ilişkiler eksenli
bir iş hayatını sürdürdü, Lennon’la yaşadıklarını kitaba taşıdı. Doksanını
geçen Ono ile bugün konuşmuyorlar, röportajlarda ve metinlerde birbirleri
hakkında sert, hatta kem sözler ettikleri de oldu.
Başa dönersem: Bu tür ilişkilerin “skandal” olarak medya
önünde yaşanmasını elbette tatsız buluyorum. Bana ilginç gelen, tarafların kendilerini
savunma biçimi. Bu insanlar pek öyle geri adım atmıyorlar. “Ben aslında iyi bir
insanım” diye kendilerini aklamaya çalışmıyorlar. Eylemlerini “mevcut ahlak
kriterleriyle makyajlayarak” savunmuyorlar. Tam tersine, ahlak kriterlerinin
kendisini tartışmanın konusu yapıyorlar. Bu, teşhircilikten daha politik bir
şey: mahremi gösterip “hadi şimdi bununla ne yapacaksınız?” demek.
Seksenlerde muhafazakârlaşan dünya bu tür ilişkileri
toptan karaladı. Medya elbette yeni kurbanlar buldu ama o kurbanlar,
yetmişlerin yıldızları gibi konuşamadı, kendini savunamadı. Donanımsızlıktan
söz ederken “zekâ”yı kastetmiyorum, risk alma kapasitesini, kamusal çatışmayı
taşıyacak kültürel özgüveni kastediyorum. Global ölçekli popüler kültür sonunda
daha “pazarlanabilir” bir bireyciliğe, Madonna gibi tekil ikonlara yaslandı,
radikal çiftlerin kamusal meydan okumaları ise “müzeye” kaldırıldı. Bugün hâlâ
bu hikâyeleri “ilginç” yapan şey, aşkın kendisi değil, o aşkın nasıl bir
sahneye çevrildiği ve o sahnede geri çekilmeyi reddedenlerin çıplak özgüveni.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder