Pazar, Ocak 11, 2026

Öteki Kadın



Yetmişli yılların şöhretli çiftlerini her zaman ilginç buluyorum. Sansasyona yatkınlıkları, teşhircilikleri, radikal tutumları, mahrem olanı deşifre etme arzuları benzersiz çünkü. Lennon ile Yoko Ono çifti bunun en meşhur örneklerinden. Bu hikâyenin “öteki kadın”ı ise magazin dünyasının May Pang diye bildiği figür.

Lennon ile Ono, 1973’te bir süre ayrı yaşamaya karar verir. Tam o aralıkta Ono, yanlarında çalışan, asistanları olan henüz yirmi üç yaşındaki Pang’i Lennon’a partner olarak önerir. Başka bir ifadeyle, Ono yokluğunda Lennon’un kimle yaşayacağına da karar vermiş gibidir. Pang ile Lennon arasında, kamuoyunu meşgul eden, cazibeli ve meydan okuyan bir ilişki başlar. Dönemin tuhaf atmosferi teşhirciliklerini de besler: saklanmazlar, geri çekilmezler. Lennon, Ono’yla medya önünde nasıl yaşıyorsa Pang’le de o çizgiyi sürdürür, aynı açıklık, aynı gösteri, aynı meydan okumayla.

Bundan sonrası ise karışık. Rivayete göre Ono, ilişkinin denetimden çıktığını görüp Pang’den Lennon’dan ayrılmasını ister. Pang’in bunu ne zaman, hangi tonda nasıl duyduğu ayrı mesele, sonuçta Lennon Ono’ya döner ve Pang, yaklaşık bir buçuk yıllık beraberliğin ardından evden ayrılır. Bugün bile iki kadın arasındaki gerilim (nefret, hezeyan, habislik içeren tuhaf bir ruh hâli) kolay kolay sönmüş değil. Uzun yıllar, iki kadının karşılaşma ihtimali bile haber oluyordu. Pang başka müzisyenlerle çalıştı, halkla ilişkiler eksenli bir iş hayatını sürdürdü, Lennon’la yaşadıklarını kitaba taşıdı. Doksanını geçen Ono ile bugün konuşmuyorlar, röportajlarda ve metinlerde birbirleri hakkında sert, hatta kem sözler ettikleri de oldu.

Başa dönersem: Bu tür ilişkilerin “skandal” olarak medya önünde yaşanmasını elbette tatsız buluyorum. Bana ilginç gelen, tarafların kendilerini savunma biçimi. Bu insanlar pek öyle geri adım atmıyorlar. “Ben aslında iyi bir insanım” diye kendilerini aklamaya çalışmıyorlar. Eylemlerini “mevcut ahlak kriterleriyle makyajlayarak” savunmuyorlar. Tam tersine, ahlak kriterlerinin kendisini tartışmanın konusu yapıyorlar. Bu, teşhircilikten daha politik bir şey: mahremi gösterip “hadi şimdi bununla ne yapacaksınız?” demek.

Seksenlerde muhafazakârlaşan dünya bu tür ilişkileri toptan karaladı. Medya elbette yeni kurbanlar buldu ama o kurbanlar, yetmişlerin yıldızları gibi konuşamadı, kendini savunamadı. Donanımsızlıktan söz ederken “zekâ”yı kastetmiyorum, risk alma kapasitesini, kamusal çatışmayı taşıyacak kültürel özgüveni kastediyorum. Global ölçekli popüler kültür sonunda daha “pazarlanabilir” bir bireyciliğe, Madonna gibi tekil ikonlara yaslandı, radikal çiftlerin kamusal meydan okumaları ise “müzeye” kaldırıldı. Bugün hâlâ bu hikâyeleri “ilginç” yapan şey, aşkın kendisi değil, o aşkın nasıl bir sahneye çevrildiği ve o sahnede geri çekilmeyi reddedenlerin çıplak özgüveni.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails