![]() |
Masada demlenen iki erkek benim için “merkezden” o şehre
teftişe gelmiş müfettişler, maliyeci mi dersin, bankacı mı... Giyim kuşam pek
fikir vermiyor, malum erkekler “renkli” giyinemiyorlar, hepimizde
üniformalar... Gri, siyah ve kahverengiyiz. Vakur ve itidalli renklerle,
heyecansız ve ağırbaşlı görünmeliyiz... Hele müfettişsek... “Eyyvatan,
gözyaşların dinsin, yetiştik çünkü biz...”
Yine de iki erkek mizaç olarak farklılar, biri kendini
koyvermiş, hanendeye-şarkıya kapılmış, ahuvah ediyor feleğe, kıpır kıpır... Gamsa
gam, neşeyse neşe... Ey hayat seni sevdiğim için özür diliyorum diyecek sanki.
Diğeri mesafeli, “he heccavdım, bırak alla'sen”
diye bakıyor objektife... Sigarayı tutuşuyla makam sahibi; damadın babası, düğünün
sahibi değil mi yani. Ağzının içinden “getir oğlum” diyecek garsona, göz
ucuyla bakacak mezelere... İstanbul görmüş “izzetli” beyfendiler var
aklında. Dilinde ayrık otları, yanlışlar, sefillikler…
Şarkıcı kadının takma kirpikleri, mikrofonu tutuşu,
inanarak söylüyor oluşu, yumulmuş gözleri, sıcak ve çıtı pıtı görünümü... Sahne
el kadar, mekân havasız, inmiş masaları dolaşıyor ki müşteri tutsun, yine
gelsinler dinlemeye. Temenna edecek, toka edecek, nakaratı bir daha bir daha
söyleyecek ki hesaba değsin “Ankara'dan mı geldiniz, hoşgeldiniz... Söylerim
efenim, bakışından süzülen, işvene kurban olayım... Lütfuna ermek için...”
Konuşsan, sana annesini anlatacak sabah kahvesini içerken…
“Rahmetli babacığım” diyecek…Ortaokuldaki müzik öğretmenini, Zeki Müren’e bile
keman çalmış bir abisini… Gözleri dolup, başını çevirince anlayacaksın ki,
kırık bir aşk hikayesini hatırlayacak…Bir ev, bir adam, bir hayal kırıklığı
derken…odun sobasında fokurdayan çaydanlığa bakacağız.
Ben ordaydım Mıstık abi, her cümleye severek bakan. O gün
öyleydim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder