Cumartesi, Eylül 14, 2013

“12 Eylül Döneminde Mizahçılar da Çok Dikkatliydi ”




12 Eylül döneminin şiddet ve baskı ortamı mizahı nereye evriltti?
 Kontrollü olmaya itti... Bütün gazeteler ve yayıncılar gibi mizahçılar da çok dikkatliydi. Mizah, popülerleşemezse yaşayamaz, o yüzden güçlü iletişim araçlarına ihtiyaç duyar. Şimdi unutuluyor ama devrin çok satar iki rakip mizah dergisi Gırgır ve Çarşaf, birbirlerine rakip olan Simavi kardeşlerin yayınlarıydı. Onların gazete ve yayın grubu olarak sessizlikleri ne kadarsa o dergiler de o kadar sessiz kaldılar, ya da ancak o kadar ses çıkarabildiler.

Gırgır dendiğinde Haldun Simavi ve Günaydın gazetesi, Çarşaf denildiğinde Hürriyet ve Erol Simavi akla gelmiyor, gelmeli aslında. Bunlar çok satar popüler dergiler, onların eleştirileri çoğunluk değerlerine yönelik olamazdı. 12 Eylül rejiminin halkın yüzde doksan küsuru tarafından onaylandığını unutmayalım. 

Bazen mizahçılar romantize ediyor ve herkes susarken biz bir başımıza eleştiriyorduk 12 Eylül'ü diyorlar. Doğru değil. Özellikle mizah dergilerinin popüler kültür ürünleri olduğunu unutmamak lazım. Siyasetle ilişkileri sanılanın aksine zayıftır. Çok satmak durumunda oldukları için daha muğlak ifadeler kullanırlar.  Daha önemlisi, bağlı oldukları yayın grubunun rejimle-hükümetlerle ilişkisini hesap ederlerdi. Şöyle söylemek doğru, Oğuz Aral Simavileri...Gırgır çalışanları da Oğuz Aral'ı gözetmeden çizmediler, üretmediler.

12 Eylül yasaklarının kalkmasıyla mizahta değişen bir şeyler oldu mu? Örneğin siyasi figürlerin eleştiri konusu edilmesi gibi…

Sokak, Yeni Gündem ve daha sonra Nokta gibi dergilere kadar eleştiri ve muhalefet adına yayın çıktı denemez. Ondan sonra kıpırdanma oldu bence. Mizah dergileri o tarihlerde güçlü bir yayın mecrası. Televizyon yok, sinema yok, 1981'de örneğin sadece iki tane mizah öykü kitabı çıkmış. 

Aziz Nesin'in kitabı 1984'de yayınlanabilmiş, bir tercih de olabilir. Sadık Şendil, Kandemir Konduk ya da Muzaffer İzgü gibi siyasetle daha mesafeli durabilen yazarlar öne çıkıyor. 12 Eylül'den demokrasiye geçilince eleştiri mekanizması yeniden işlerlik kazandı denebilir. ANAP dönemi, 1980-83 aralığına göre bir yumuşamadır, bu yüzden de ancak o dönemin sonrasında siyasi mizah ürünleri artabiliyor.

Öte yandan sanki şu ayrımı yapmamız lazım: 12 Eylül ve sonrasında gelen bütün hükümetler, şu yargıyı kabullendiler ve pekiştirdiler. En liberter görüneni bile işine geldiğinde buna başvurdu: Sol(cu) tehlikelidir. Mizah dergilerine döndüğümüzde ise şöyle bir şey var. 1950'den bu yana sağcılar yönetiyor Türkiye'yi. Siz de derginizde ister istemez sağcı siyasetçileri eleştiriyorsunuz. Peki solcu musunuz? Bence solcu olmanız gerekmiyor, sağcıları eleştirdiğiniz için zaten solcu görünüyorsunuz. Sağcıları eleştirmekle solculuk aynı şeyler değiller.

Gırgır, 12 Eylül rejimi tarafından bir süre kapatıldı. O dönem popüler olan bir milliyetçi şarkıyı eleştirdiği için kapatıldı, bir milliyetçilik eleştirisi yapıldı diye hatırlanır. Dikkatle bakılırsa, bayrağın kullanım biçimine yönelik milliyetçi bir eleştiridir yapılan. Mizah dergilerinin veya mizahçıların solcu sayılmasına biraz daha sakin bakmak gerekiyor sanki.

Mizah bugün de 12 Eylül’de karşılaştığına benzer bir baskıyla karşılaşıyor mu? AKP döneminde mizahçılara sıklıkla dava açıldı. Bugün baskı daha mı yoğun?

Doğrusu insanlar aktüel düşündükleri için yaşanan zamanı abartmak eğilimindedirler. Dün, bugünden güzeldir. Yarın daha da kötü olacaktır gibi bir popüler mantık vardır. 12 Eylül sonrası bir üç yıllık dönem, cumhuriyet tarihinin en karanlık dönemi, kıyas götürmez bana göre. Çok ama çok insan öldü, kayboldu, kaçtı...

AKP ise başka bir dönemin partisi, çok uzun bir süredir iktidarda...Mizahçılara davalar açtılar ama sonuçları nedir ben bilmiyorum. Azımsamak için söylemiyorum. 12 Eylül'de mizahçılara dava açılmadı ama o dönem sayısız insan evlerinden alınıp öldürüldü, dava filan hak getire. Bu türden kıyaslamalar bana doğru değil gibi geliyor. Sadece açılan davalara bakarak bir sonuca varırız ama bir iklimi tanımlamak için ne kadar doğru olur emin değilim.

Bugün, siyasi mizah, dergilerde ya da anaakım medyada değil sosyal medyada ve tivitırda yaşıyor. Kontrol edilebilir mi sizce? Edilemiyor. 12 Eylül'de rejimi eleştirebilmek için yıllarca beklemiştik. Nokta dergisi, işkenceci polisi kapak yaptığında o kadar şaşırılmıştı ki, biz işkencenin konuşulmasına, bunu haber yapılabilmesine o cesarete şaşırmıştık asıl. Bugün de baskı var ama söz söyleyebiliyoruz.

Gezi mizahını nasıl değerlendiriyorsunuz? Gezi mizahı, Gezi’nin tüm sürecinden bir an bile uzaklaşmadı, sokak çatışmalarıyla beraber yürüdü. Bu Türkiye için yeni bir şey miydi yoksa daha önce de böyle dönemlere rastladınız mı?

Gezi ayaklanması, cumhuriyetin en uzun ve kapsamlı muhalefet eylemi, bunun bir benzeri olmadı. Mizahi bir tema hep var, şiddet yok diyemem ama şiddet ana motif değil. Partiler var ama ana ekseni heterojen bir topluluk belirliyor. Gücünü dağınıklığından alıyor, o sebeple yaygınlık ve devamlılık gösterebildi zaten.

Büyük siyaset, yeni bir gençlik muhalefetiyle karşı karşıya. Siyaset, parti liderlerinin karizmasıyla ilerler, bu yeni siyaset biçimiyse başka ve alışılmadık bir biçimde kendini gösterdi. Genç muhalifler eğitimli ve zekiler, bu siyaset, bu kültür, bu tartışma biçimi, bu medya, bu televizyon yetmiyor onlara. Alay ederek, büyüklenerek, küçümseyerek, oflayıp puflayarak, kadüklüğe katlanamayarak bakıyorlar çevrelerine.

Böyle bir mizah, siyasetle pek karşılaşmamıştı, insanları o sebeple şaşırttı. Mizah dergilerinde yaşıyordu diyebilirsiniz ama onlar 50 bin civarında satıyorlar. Gırgır'ın çok sattığı dönemlerde, örneğin 12 Eylül sırasında dergiler bu kadar az sattığında kapatılırdı. Bu mizah, görünen o ki sosyal medyada ve sokaklarda yaşayacak, o genişlikten faydalanacak, fırsat buldukça faş edecek.

Bianet sordu, cevapladım
Meraklısı için not: Görsel, 21 Eylül 1980 tarihli Gırgır'ın kapağı. 

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails