Pazar, Ağustos 03, 2014

Tefrikalar


İnsan eski gazetelere bakınca unutulan yazarları, bugün hatırlanmayan romanları daha kolay farkediyor. Vakti zamanında ne yazsa yayınlanan yazarlar var: Simenon, Istrati, Guareschi vd. Sahiden yazdıkları her şeyin ilgi çektiğini farkediyorsunuz.

Sonra konuşulan isimler var: Bitlisli William Saroyan, Kayserili Elia Kazan gencecik yetenek Françoise Sagan...Nobel kazanan Sartre...Faulkner mesela eskisi kadar konuşulmuyor, niyesi belirsiz...Yerlilerden Peride Celal, İlhan Tarus veya ne bileyim Burhan Arpad sanki daha çok kalırlardı gibi geliyor. Nahid Sırrı Örik, daha çok biliniyor bugün, oysa o günlerde çok da önemsenen biri değil...

Biraz da romantik bakıyoruz  galiba, örneğin Oğuz Atay ya da Tanpınar'ın hiç bilinmediğini, yüz verilmediğini söyleyerek sempatimizi çoğaltıyoruz. Halbuki biliniyor ve takdir ediliyorlar, o kadar değil, abartmayalım.

Bazen şöyle şeyler söylenir, iyi roman geleceğe kalır şu bu... Tam bir palavradır. 

Başka bir yerden lafa gireyim.

Bazıları iyi hikaye anlatır, bazıları iyi edebiyat yapar, ikisi birbirinden farklıdır ama ikisinden de iyi kitap olur.

İyi edebiyatsa o kitap geleceğe kalır'ın garantisi yoktur, iyi hikaye de geleceğe kalabilir ama bu onu iyi edebiyat yapmaz.

Bir kitabın geleceğe kalabilmesi sadece edebi niteliğiyle ya da iyi hikayesi olmasıyla da ilgili değildir, siyasetle ve zamanla da ilgilidir.

Örneğin Suzan Sözen, kimbilir, 27 Mayıs olmasaydı, Türk Sagan'ı olarak çok satacak ve okunacaktı...Köy Enstitülü yazarların esamesi okunmuyor, çoğunluğu kötüydü ama hepsi de kötü değildi ya...Kaybolup gittiler. 101 Temel Eser adı altında yaşayan romanlar var, ona rağmen bilinmeyenler...Mükerrem Kamil Su, büyük tefrikacıdır, çok satar bir yazardır, 101 içinde, hatırlanmıyor.

Hatırlanmak, satışı artırıyor...Satış, hatırlanmayı kolaylaştırıyor, o da tamam ama geleceğe kalmak, anlatılabilir değil...Birbiriyle çelişen çok örnek var.

Uzun meseleler...

[Aşağıdaki örnek sunumla, romanın ilk çıkışıyla ilgili bir meseleye dair bir örnek bence: Bozkırdaki Çekirdek, döneminde tartışılmış, ayrıksılığı nedeniyle halen hatırlanan bir roman. Cumhuriyet'te tefrika edilirken farklı biçimde, hatta neredeyse romanla ilgisiz biçimde duyurulmuş . Neyi hesap etmişler diye düşündürüyor. Roman yayınlanırken öğretmen okur uyarılıyor, yumuşak geçiş aranıyor muhtemelen...Okur dediğin daha çok öğretmenler zaten, hele 60'lı yıllarda. Bozkırdaki Çekirdek iyi edebiyat mıydı, iyi hikaye miydi, geleceğe kaldı mı bu tartışma hepsi ayrı konu. Çok satmış değil ama bir benzeri yok, öğretmenlerin tabu olarak çok sevdiği ve inandığı bir meseleye değiniyor ve bir ters köşe yapıyor. Bugün nasıl hatırlanıyor, hadi kabul edelim, romanı bir rejim ve CHP eleştirisi sayan çok. Nerede yayınlanmış, 60'lı yıllarda kendini rejimin bekasına adamış, CHP'ye yakın bir gazetede, Cumhuriyet'te...Cumhuriyet risk alıyor ve bugün romanın ilk yayıncısı olduğu bile hatırlanmıyor. Risk dediğim şey, tartışma garantisi demek, diğer yandan romanın yaşamasını artıran bir unsur. Bozkırdaki Çekirdek, Cumhuriyet'te yayınlanmasa belki de bu kadar tartışılmayabilirdi, bu da uzun mesele, bunu da geçiyorum]


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails