Salı, Ocak 13, 2015

Keşke hayatı ve tarihi daha çok hikâyeleştirsek


Ülke tarihinin önemli siyasi olaylarını hikâye olarak anlatamadığımızı düşünüyorum. Epik bir akışkanlık, hamasi bir dil ve piyesvari bir teatrallikten fazlasını çıkaramıyoruz. Yayıncılar, yapımcılar, bürokratlar, geniş anlamıyla üreticiler tarihe bakarken çocuksulaşıyorlar. Krallar olmadan tarihi anlatmak bize ya nafile geliyor ya da günah raddesinde suç. Onlar olmadan hikâyeler tatsız, yavan, yetersiz bulunuyor. Sıradan insanların hükmü yok bizim için. Dönüp dolaşıp marş söyletiyoruz onlara, geçit törenine sokuyoruz. Tarihin kahramanı binbir çeşit versiyonuyla Ulubatlı Hasan oluyor ve hiç şaşmıyor. Öğretmenleri, imamları, devrimcileri, şehitleri, askerleri, sanatçıları sloganlarla sunuyoruz. Başka türlüsü hoşumuza gitmiyor, bizi kesmiyor. Bu kadar gökdeleni boşuna yapmıyoruz, her yerden görünsün, hayran olunsun istiyoruz. Meramım yanlış anlaşılmasın, ah vah etmiyorum, biz böyle anlatmayı seviyoruz demek istiyorum. Gezi Ayaklanmasını anlatabilecek miyiz örneğin? Romantize edilecek, poster havasında bir dönemden diğerine devşirilecek orası muhakkak ama Gezi için nasıl bir hikâye aklediyoruz acaba? (...)

Yazının tamamı için link

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails