Cumartesi, Mart 23, 2013

İsyankâr Bir Hallenme ya da Ergence Bir Neşe



Mizah dergilerinde üretilmiş en başarılı on tane çizgi romanı saymaya kalksak sanıyorum okur, koleksiyoncu ya da üretici pek çok insanın listesine Kemal Aratan'ın çizdiği Bi Gece Daha çalışması girer. Vakti zamanında Pişmiş Kelle dergisinde yayınlanmıştı, özgünlüğünü ve sürekliliğini bence büyük ölçüde dergiye borçluydu. Dergi, popüler mizah yayıncılığının kalıplarını kullanmakla birlikte marjinal ve avangart işlere yer veriyordu. Yayın yönetmeni Engin Ergönültaş'ın editöryal tercihleri ve serbest fikirliliği sayesinde yeni şeyler, bugün mainstream olmuş anlatı biçimleri ve espriler dergide o tarihlerde hayat bulabilmişti. Galiba ilhamın ihtiyacı olan şey huzur ve sükunet. Bi Gece Daha da böyle bir mecrada nefes alıp verebilmiş çalışmalardan biri oldu.

Dergi çalışanlarının, onların arkadaş çevresinin, gelip gidenlerin, eşin dostun okurların anlattığı hikâyelerden oluşuyordu Bi Gece Daha. Her bölümün başında, ilk karede dergi çalışanlarını baskı öncesindeki gecede biraraya gelmiş olarak görüyorduk, herkes bir yandan kendi işini tamamlarken bir yandan da laflıyordu. Birisi bir hikâyem var veya biri anlatmıştı diyerek lafa giriyor, böylece onun anlattığı hikâyeyi okuyorduk. Sonra bir başkası, sonra bir diğeri geliyordu. Lafın karnı yok misali hikâyeler birbirini takip ediyor ve o haftanın köşesi tamamlanıyordu. Nasıl hikâyelerdi? İki üç kare içinde biten kısa ve tok fıkralar olarak görülebilirler. Mutlaka minimal tercihlerde bulunan, abartıyı bile önemsizleştiren, bir rastlantıyı, hayal kırıklığını, beşeri bir utanmayı, rutini, çocukluk hatırasını, arzuyu, kaçamağı, eski bir aşk hikâyesini, nemrut bir amcayı, otoriteyi alaşağı eden, taşrayı, kenar mahalleyi resmeden şeyler betimleniyordu.  O gün gülüp geçtikleri ama geçmişte utanıp sıkılıp hicap duydukları, dumura uğradıkları şeyleri anlatıyordu hikâyeciler. İsyankâr bir hallenmeyi, ergence bir neşeyi veya... Geçerken şahit oldukları, duyup da çok güldükleri şeyler de olabiliyordu ayrıca. Hikâyelerin belli bir türü ve planlanmış bir yönü yoktu. Aralıklarla kadınlar anlatıcı olsa bile muhabbet erkekler arasında dönmekteydi ve erkekler arasında dönen muhabbetin doğal dolantısı cinsellik, argo ve hınzırlıktı kaçınılmaz olarak. Eğleniyoruz düsturu okura da aksediyordu. Hikâyeler değişse de asıl hikâyeciler dergi çalışanlarıydı. Kendilerini anlatıyor ve Aratan'ın çizgileriyle resmediliyorlardı. Mahremiyetin ifşasının, dergi mutfağının ve çizerlerin dünyasının betimlenmesinin okurla ilişkiyi yakınlaştıran bir sonucu var elbette.

Çizgi romanın bu denli kişiselleşmesi Batı'da da tartışıldı. Eleştirilere bakılırsa çizgi romanın serüvenden-büyük hikâyelerden uzaklaşması, kendi içine kapanması türün marjinalleşmesine vesile oluyordu. Ya da düşen satışların bir nedeni olarak mesele ediliyordu. Bugün, özellikle grafik roman akımına karşı haksız bir eleştiri olarak halen yinelenmekte. Satışların düşmesiyle ilgili çok sayıda başka neden gösterilebilir ama hikâyelerin minimalleşmesi ya da kişiselleşmesi olsa olsa bir zenginlik sayılabilir. Satış elbette ki çoğu zaman tek belirleyici;  piyasa, üslubu ve anlatı türünü keskin ölçülerde biçimlendiriyor. Yukarıda Bi Gece Daha ancak Pişmiş Kelle gibi satış baskısı olmayan bir dergide yayınlanabilirdi dedik, şöyle de diyebilirdik:  mizah dergileri satışlarının yüzbinli rakamlardan onbinlere indiği yıllarda böyle bir anlatı üretilebilirdi, daha önce değil. Kişisel, kendisini hikâyesinin merkezine alan sarkastik  bir anlatı Gırgır'da yayınlanamazdı veya hevesten öteye gidemez, bu kadar uzun ömürlü olamazdı.  Albüme gelince, böylesi bir toplamanın nostaljik bir tarafı olmuş. Metin Demirhan'ı görüyorsunuz örneğin, Faruk Bayraktar'ın ne kadar komik olduğunu hatırlıyorsunuz. Diziye önemli katkısı olan ama görünmek istemediği için çizilmeyen büyük yazar Engin Ergönültaş'ın hangi hikâyeleri seçtiğini düşünüyorsunuz.  Abilerin ve gençlerin anlattıklarının farklılığını izliyorsunuz, neyi anlatmaktan zevk aldıklarını çıkarsamaya çalışıyorsunuz vs 

Kemal Aratan, daha ilk işlerinden itibaren büyük bir yetenek olduğunu belli ediyordu. Çizgisini bir bukalemun gibi birbirinden farklı üsluplara uydurabilen, çizmekten zevk aldığını hissettiren benzersiz bir usta oldu. Çizgili dergiler geniş kadrolarla çıkarlar, çizerler arasında yaşanmışlığa,  maharete ve yaşa göre bir hiyerarşi kurulur. Herkesten herşeyi çizmesi istenmez. Biri ya da birkaçı genel toplamdan farklıdır. Kapağı biri çizer; vakit daralırken-baskıya giderken  yapar bunu, hızlı, güzel ve farklı çizeceğini bilirsiniz. Gösterişlidir, yenilikçidir, derinliklidir, uyumludur, pratiktir. Kapağa baktırır o çizer. Gazete tezgahında dikkat çekmesi istenir. Kemal Aratan, baktıran ve dikkat çeken, cezbedici çizgilere sahip bir çizer oldu hep. Sabah bilmeyen ömürlerdendi. Geceleri, masa başında kamburunu çıkartarak senelerce çizdi. Öyle ki o olmadan büyük bir mizah dergisi düşünülemezdi. Çizerliğin şahikası varsa, oralarda bir yerde gezindi. Kişisel olarak çizerken en çok mutlu olduğu çalışmanın Bi Gece Daha olduğuna inanıyorum. Yeknesaklaşmadan sürdürülmüş ve bırakılmış bir şey, hakikaten de kişisel hatıralara denk düşüyor üstelik. Okurken siz de hissedeceksiniz, sayfaları çevirirken kıkırdayan çizerleri duyabiliyorsunuz sanki. Ter kokusunu, sigara dumanını. Güzel iş.

Radikal Kitap, 22.3.2013



Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails