Pazar, Mart 27, 2011

Siyah Beyaz Bir Kanun Koyucu

Teks’in aylık dergilerinin dışında yeni bir albümü çıktı. Ünlü İtalyan yayıncı Bonelli, çizgi romanlarını her yüz sayıda bir renkli yayınlayarak bir tür kutlama yapar. Bizde çıkan Teks’in yeni albümü de bu özel sayılardan, orijinal seride 100, 200 ve 300.sayılarda çıkan renkli serüvenlerin bir araya getirilmesinden oluşmuş. Teks’i izleyenler, dizinin etkileyici serüvenlerinin daha uzun ve çok sayfalı hikâyelerden çıktığını bilirler. Doğrusu, renklendirilmiş hikâyelerin renkli olmaları dışında özel bir önemi yoktur. Kaldı ki renk kullanımı da öyle ahım şahım bir nitelikte değildir. Renkli sayıların konuşulurluğunu sağlayan şey, yüz sayıda bir yinelenen, koleksiyoncu ilgisini artıran nadideliğidir.

Teks’in öncülük ettiği Bonelli çizgi romanları -açık bir hayranlıkla- Hollywood’u modelleyen bir anlayışa sahiptir. Çizgi kahramanların yüzleri ünlü sinema oyuncularından seçilmekle kalmaz, senaryo kalıpları ve anlatım dili, Hollywood hikâyeciliğini izleyerek istiflenir. Öte yandan hemen her öykünmede olduğu gibi Bonelli senaryoları da giderek başkalaşmış ve kendi içinde kuralları olan başka bir geleneğe dönüşmüştür. Teks’in de dâhil olduğu western türünün farklılığını vurgulamak için, bu tarza, üretim yerini temel alarak “Milano Usulü Western” demek gerekiyor. Teks’te tekrar eden, sık başvurulan kimi karakteristiklerden söz ederek, bu geleneği de konuşmuş oluruz sanıyorum.

Teks ve arkadaşları, her hikâyenin başında, bir kasabaya, kaleye ya da şehre görevli olarak davet edilirler; çağrıldıkları bölgede ya da tesadüfen bir yerden geçerken bir suç şebekesiyle karşılaşırlar. Teks hikâyelerindeki “suç” hakkında okuyucu, daima Teks’ten daha fazlasını bilir. Teks evreninde “gizem” yoktur, okur resmedilenlerle “evreni” kolaylıkla anlayabilme imkânına sahiptir. Tahripkâr ve habis kötüleri Teks’ten çok daha evvel okuyucu görür. Görür görmez de tanır. Okur, entrikadan haberdardır. Teks’in işin içinden nasıl sıyrıldığını izler. Entrika demişken, aşk ve sevda gerekçeli bir çatışmaya rastlanmaz bu evrende, senarist Bonelli işin ciddiyetini bozduğunu düşünüyor olmalı ki kadınları nadiren katar anlatılarına, erkekler arasında geçer her ne oluyorsa. Kötü adamların suçları rastlantısal olarak değil, polisiye bir çıkarsama (!) sonucu ortaya çıkar. Gelişigüzel açığa çıkan “suç ve suçlular” kesinlikle ikinci dereceden kötülerdir ve büyük kötüye giden yolu kolaylaştırırlar. Kötünün mağlubiyetiyle sonuçlanan serüven süreci ölüm ve öldürme olmadan yaşanmaz, aksiyon olmadan Teks de olmaz. Teks, yanında dostları olsa bile tüm olayların tek çözücüsü ve akıl yürütücüsüdür. Ekip haline gelmeleri ya da Teks’in telgrafı ile toplanmaları, düşmanın eşitsiz bir biçimde kalabalık olması yüzündendir. Suçlu kesinlikle “gerçekçi” yöntemlerle ve bu gerçekçiliği besleyen kan ve ölümlerle ortaya çıkarılır. Büyük kötü/suçlu, mutlaka özgüvenli ve narsist biridir. Teks kendisine ulaşana kadar elindeki bütün kozlarını kullanır. Teks, namlı, ne yapacağı tahmin edilen “bela” bir heriftir, onu hafife almak ilânihaye pahalıya mal olur... O sebeple biteviye tuzaklar kurulur ona, “yollar” zorlaştırılır. O dikenli yol, ne kadar çetrefilli olursa o kötü, an be an katmerlenen amansız bir “kötü” olacaktır ve Teks’in öfkesine değecek biridir. Okuyucu nezdinde öç almayı meşrulaştırdığı gibi endişe de yaratmalıdır.

Teks’in karşısında asla tek suçlu yoktur, neferler ve yardakçılardan oluşan bir hasımlar cephesi yer alır. Çevresi ne denli kalabalık olursa olsun o kötünün, vakt-i zamanı gelince, her halükârda ve kesinlikle, Teks’le “teke tek” kavgaya gireceğini biliriz. Suçlular, bütün serüven romanlarında olduğu gibi örgütlüdür; bunlar, para için bir araya gelmiş serseri ve haydutlar (“pislikler”) olduğu gibi bir tarikatın sadık üyeleri de olabilirler. Para için suça bulaşanlar işler ters gidince (zira Teks olaya karışmıştır bir kere) kaçmaya çalışırlar ancak (ihanetin sonu ölümdür), bizzat örgüt tarafından cezalandırılırlar. Organize olanların önemlice bir kısmı Afrika ve Asya kökenli “üçüncü dünyalı” tarikatlardır. Böylelikle şiddetin yanına “büyü ve egzotizm” katılmıştır. Aklı kıt battal muhafızlar, paryalar, sinsi yardımcılar, tehdit, şantaj ve çıkar çatışmaları dolaşır sayfalarda... Kara büyü ve tarikat göndermelerinin Allah sevgisi ya da yardımseverlikle bir ilgisi yoktur elbette. Bir parantez açarak Teks hikâyelerinde “din adına cinayetler işleyen” kötüler yoktur diyelim. Para ve iktidar hırsı, kötülüğün esbab-ı mucibesidir, bir “ideal” uğruna savaşan varsa bile onlar yalnızca kandırılmış “maşalardır”. Suçların esasını mülkiyet haklarına tecavüz ve yasalara uymamak oluşturur.

Teks’in yöntemlerinden en çok eğitimli şehirliler ve liberterler hoşlanmaz. Teks, “doğa”dan gelir, özgür bir adamdır-şehrin değer yargıları onu pek ilgilendirmez. Bu yüzden eylemleri nedeniyle –ve kelimenin dar anlamıyla- bir devrimcidir, çünkü kanun koyucudur. Ne var ki bu “düzene” karşı “bu düzeni biliyor ve onu bu biçimiyle reddediyorum” diyebilecek bir marjinal de değildir. O bir kanun koruyucu ve ahlâkın temsilcisidir. Teks, çizgi roman dünyasının en çok konuşan kanun adamıdır. Hikâyelerde planlar, tuzaklar ve yapılması gerekenler hakkında uzun uzun konuşulur. Fasılalarla espriler yapmakla birlikte ciddi ve perhizkâr bir adamdır, onu gülerken hatırlamak için yakın bir arkadaşına, Karson’a ihtiyaç duyarız. Teks’te edebi dalgalanmalar, derin insanî çözümlemeler bulunmaz. Ne Teks kendini sorgular ne de kötü adamlar. Hikâyeler kolay, akıcı bir zihin uyarıcıdır.

2001 yılında ölen muteber senarist Bonelli’yi Teks olmadan tahayyül edemediğim (ve bilebildiğim düşüncelerini dolaylı ya da dolaysız Teks üzerinden aktardığı) için olabilir, yıllar içinde, kendisi hakkında ispat edemeyeceğim bir yargı oluşmuştur bende... Hani sanki öyle biridir ki dünyaya karşı alenen gazaplıdır, öfkeli bir mektuptur yazdıkları. Teks, enikonu intikamdır hayattan ve elbette Bonelli’nin rüyasıdır. Yıllar önce, İtalyan Panorama dergisinde fotoğraflarını görmüştüm Bonelli’nin. Yaşlı bir adamdı artık. Kovboy kıyafetleriyle turistik bir gezinin ortasındaydı, bilmiyorum belki de ilk kez Vahşi Batı’yı görüyordu, ta İtalya’dan kalkıp hep anlattığı o uzak diyarlara gitmişti. Sert hatları, çatık kaşları mühürlüydü yüzüne. Bir rahip gibi yaşamış küskün ve nadir konuşan biri gibi göründü gözüme. Bir eğlencede dahi ciddiyetini bozmuyordu, çocuklaştığını kabul etmeyecek kadar vakurdu!! Belinde içi “yalancı” kurşunlarla dolu bir altıpatlar taşıyordu! O sert adamın içinde her attığını vurmak isteyen bir çocuk vardı. Dünyaya bir kurşun daha!

Radikal Kitap, 25.3.2011

2 yorum:

kutuge dedi ki...

Ustaya yakışan bir anlatım olmuş, şık,ironik ve keyif verici.
Bir de
orijinal adı Tex olan kahramanımızın adını neden
Te"x" yerine yıllardır Te"ks" yazdığımızı kısaca açıklasaydınız.

Güzel dilimiz Türkçe'nin cömertliğini
değişim görmeyenlerden
"X"-Men de "Ks"Men görseydik.

Selam ve saygılarımla.

Levent Cantek dedi ki...

Yazdıklarınıza denk düşen, İlginç birşey oldu...Radikal Kitap editörleri, yazıyı sayfalarken Tex/Teks meselesini sordular.. Kapakta başka metinde başka vurgu olması dikkatlerini çekmiş... Teks olarak kalmasını istedim...
Selamlar, kolaylıklar

Related Posts with Thumbnails