Perşembe, Ağustos 27, 2009

Her şey Olacağına Varır (mı?)

Son bir yıldır Türkiye’de çizgi roman satışları geriledi; yeni yayınların yaşama şansının azaldığı, hemen her yayın için kapanma riskinin arttığı bir dönem yaşanıyor. Karamsar olmak için çok sayıda neden mevcut. Yerli üretime dayanmayan bir piyasa olduğu için arz ve talebi belirleyen kıstaslar, satışları artırıcı bir değişim yaratamıyor. Mevcut çizgi romanlar aktüeli (ya da hayatı) izleyen yayınlar değiller. İthal edildikleri için ticari sorunlara tepki vererek kendilerini yeniden biçimlendirme imkânları yok. Türkiye’de çizgi roman, koleksiyoncu tercihleri ile kabız bir nostalji arasında sıkışmış durumda.

Ne yapılabilir? Çözüm, mutlaka hayatı ve günü yakalayan yerli üretimlerle gerçekleşebilir. Bu basit cevap sorunu çözmüyor elbette. Çizgi roman üreterek geçinmek mevcut koşullarda -ve bu satış rakamlarıyla- mümkün değil. Çizgi roman, ancak asıl iş yanında sürdürülebilir bir “uğraş” olmak zorunda.

Üstelik Türkiye’de çizerler maddi karşılık garantisi olmadan çizgi romanla uğraşmak istemiyorlar. Türkiye’de yazarların, romancıların yaptığını her nedense yapmaya yanaşmıyorlar. Bu üretimsizliğe ve kıtlığa rağmen üreticilerin para tercihini kapristen çok “ayıp” saymamız gerekiyor. Hem çizgi romanın küçümsenmesine kederlenip hem de önce parayı düşünmek ve özveriden kaçınmak ayıp değil de nedir?

Romancıların “yazmadan duramadıklarından”, “yazmazsa öleceğinden” söz ettiğini duyarız, okuruz. Oysa çizgi romancılar başka bir dünyanın insanlarıymışçasına telifi düşünüp çizmekten vazgeçebiliyorlar. Onların, edebiyatçılar gibi varoluşsal sorunları yok mu acaba? “Bu hikâyeyi çizmezsem hayatımda bir şey eksik kalır” diyemiyor mu çizerlerimiz. Hadi, “parayla saadet olmaz” diyen Yeşilçam yalan söyledi; eh, bu işin içinde hiç mi aşk yoktur alla’sen ? Parayı aklına getirmeden, anlatmaktan-çizmekten haz duyarak, işe kendini katarak bir albüm çıkartılamaz mı? Çok mu zordur bu?

Çizgi romanla ilgili yeni bir çıkış yolu üretilebilecekse eğer… Bu romancıların yaptığı gibi uzun soluklu, maddi çıkar beklentisiyle üretilmeyen çalışmalarla gerçekleşebilir. Şöyle söyleyelim: Türkiye’nin en önemli romanları telif düşünerek mi yazılmıştır. Elbette, hayır… Türkiye’de romancılar geçim sıkıntısı çekmemiş midir? Elbette, çekmiştir, çekiyorlar… Uzatmayalım, bırakın duyguyu, mantık da bunu gerektiriyor. Tefrika geleneği bitmiş, dergiler tıkanmış, alan marjinalleşmiş durumda. Çizgi romancılar, alışık olmadıkları kitap dünyasının koşullarına uyum sağlamak zorundalar…

Fedakârlık isteyen, zamanı tırmalayan, maddi karşılığı hatırlanmadığı için daha samimi ve heyecanlı olan albümler, çıktıkça-çoğaldıkça Türkiye’de çizgi roman yeni bir yola girebilir…

Hem ya tutarsa…

[Serüven Sonbahar 2006 için yazılmış, önsöz-takdim yazısı. Kapak Cem Dinlenmiş'e ait]

3 yorum:

Bahri Gördebak dedi ki...

Size aynen katılıyorum. İnsanların amatör bir ruhla girişmeleri gerekiyor bu işe. Bazı durumlarda arz talebi doğuruyor çünkü. Para kazanmak da zaman içinde mümkün olabilecektir işten, yeter ki satacak bir şeylerimiz olsun.

Ben bu ülkede gerçekten eksik olan şeyin, grafik roman kültürü olduğunu düşünüyorum. Tabii ki dizi çizgi roman üretimi de yok denecek kadar az, o da ayrı bir konu.

Edebi olan ile görsel olanı birleştirebilecek insanlarımızı çalışmaya davet ediyorum.

Bu ülkede televizyon reytinglerinde ihmal edilen ciddi bir kitle var. A-B grubu denen ve Batı kültürüne de, çizgi romana da aşina, şehirli ve okumuş bir kesim. Bunları çoğu şu sıralar otuzlu yaşlarındalar. Bu kitleyi hedef seçersek, hedefi eninde sonunda vururuz diye düşünüyorum.

Bahri Gördebak dedi ki...

Bu arada, "Çizgi romancılar, alışık olmadıkları kitap dünyasının koşullarına uyum sağlamak zorundalar…" demişsiniz.

Bu benim kafamı da kurcalayan sorunlardan biri. Mesele şu ki, benim genelde takıldığım, dolaştığım kitabevlerinde çocuklar olmaz. Çocuklar kitabevlerine gitmezler. Çocuk kitapları satılır, ama onları da yetişkinler alır çocuklara. Kitabevleri çocuklara bir şeyler satmak için en doğru yer değil bence.

Ben küçükken, çizgi romanlar, meşhur İtalyan çizgi romanları da, Amerikalılar da gazete bayilerinde satılırdı. Ben de beni bakkala gönderdikleri zaman okuduğum çizgi romanın yeni sayısının çıkmış olup olmadığına bakardım. Ben çizgi romanı bakkaldan alırdım. Artık ne bakkal var, ne çocukların gideceği böyle bir ortam. Dolayısıyla çizgi roman da yok.

Çocukların okuyacağı bir şeyler yapılabilir hala, ama çocukların ulaşması da gerekiyor bunlara. Bu nasıl olur, bilemiyorum. Ama düşünülmesi gereken bir konu olduğunu düşünüyorum. Belki çizgi roman gibi yayınları satan dükkanlar çoğalsa, ki bunlardan çok az var, bu iş çözülebilir.

Ama o zamana kadar, bence çizgi romanı kitabevine giden insanlar için yapmak zorundayız. Bunlar da en küçüğü lise çağında olan bir kitle. Hatta büyük şehirlerde çoğunluğunu üniversitelilerin ya da daha büyüklerin oluşturduğu bir kitle. Çocuklara artık ulaşamıyor çizgi roman.

Tanıdığım birçok çocuk var, ama çizgi roman okuyanına rastlamadım. Sadece bu işle ilgilenen birilerinin yanında büyüyen bir çocuğun şansı bu. Diğer çocuklar sadece interneti ve televizyonu biliyorlar. Yabancı çizgi romanları bile çocukların okumadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bahri Gördebak dedi ki...

Bu yazıyı blogumda yayınladım.

Saygılar.

blog bağlantısı

Related Posts with Thumbnails