Pazar, Şubat 11, 2024

Çizgilere Derkenar 34

Fotoğraf üzerinde fırça ve gazlı kalemle yapılmış esprili bir tahrifat. Ortada oturan bir dönemin ünlü siyasetçilerinden, Başbakanlık yapmış Mesut Yılmaz, muhtemelen kendisine gösterilen karikatürleri inceliyor. Sol tarafında Tekin Aral olduğu ve Yılmaz baktığı şeye gülümsediği için bunu söylüyorum. Sağında oturan ise ünlü fotoğrafçılardan Suavi Sonar... Bu üçlü nasıl ve hangi vesileyle biraraya gelmiş bilmiyoruz. Espri ise Yılmaz'a giydirilmiş padişah kostümünde elbette. Yazılı basının ve mizah dergilerinin popüler olduğu dönemlerden kalma bir hatıra...Bana seksenli yılların ikinci yarısı gibi geldi. 

İlk çizgi romancılarımızdan Şahap Ayhan'ın terekesinden çıkma eskizlerden... Muhtemelen fotoğraftan ve eskiz kitaplarından çalışmış-modellemiş, kadın çizimleri yaparak elini alıştırmak istemiş... Bu tekrarlar ve benzetme uğraşının zaman içerisinde kendine özgü bir üslubun içinde erimesi beklenir. Çizimlerin asıl amacı budur. Eskizlerin kırklı yıllardan kaldığını tahmin ediyorum. Şahap amca uzun yıllar kendine özgü bir dille erotik çizgi romanlar yapmıştı. 

Ses dergisinin Atmaca ilavesi (1982)... O yıllarda o kadar çok dergi ve gazete, mizah ilavesi verdi ki... Üreticisi çoktu, ilgi gördüğü, satış getirdiği düşünülüyordu...Ses de kalkışmış-denemiş diyelim... ,

Bu kapağı niye seçtim derseniz eğer... Okursanız, yanlış yerleştirilmiş (çünkü kim konuşuyor belirsiz) ve yazılmış balonu nedeniyle seçtiğimi tahmin etmiş olmalısınız... Ne ilaveyle, ne üretenlerle derdim ve kastım yok. Genel bir ruh halinden,  kimseye tuhaf gelmemesinden, sorun görülmemesinden söz ediyorum.

Eski dergiler, karikatürler ve çizgi romanlar, dil hatalarıyla doludur, iş temposu-yetiştirme telaşı nedeniyle yanlış yazımlar olabilir, her zaman mümkün böyle bir şey, bunu anlarım ama bir derginin kapağı üretilirken ister istemez birden fazla insanın dahli olması gerekir. Üreteni, baloncusu, yazı işleri müdürü, ilave yöneticisi, yan masada oturanlar ve hatta çaycı bile görüyor olmalı bu balonu....nasıl düzeltilemez veya nasıl görülemez faslı şaşırtıcı. 

Kimsenin, dergi çıktıktan sonra bile bunu farkına vardığını veya önemsediğini düşünmüyorum. İnsanlar, sorun ederlerse çözebiliyor ve dikkat kesiliyorlar...

Cumartesi, Şubat 10, 2024

Seyrüsefer Defteri 157

True Detective Sea4 Ep1 ve 2'yi seyrettim (31 Ocak).++ Dream Scenario (2023) fikir güzel, sonra temposu düşüyor, Borgli bunu özellikle yapıyor olmalı Syk Pike de böyleydi çünkü (30 Ocak).++ State of Play (2009) nasıl kaçırmışım bilmiyorum, ilham verici bir yoğunluğu ve temposu var, BBC işiymiş, yanii dedirtiyor (29 Ocak).++ Senaryo Kampı ve grip (19-28 Ocak).++ The Kominsky Method Sea1 Ep.7 ve 8'i seyrettim (18 Ocak).++ La comtesse noire (1973) Jesus Franco işi bir erotik vampir filmi, türün meraklılarının rağbet gösterdiği bir anlatı, pulp estetiği için iyi örnek diyelim, fazlası yok (17 Ocak).++ Je ne suis pas un homme facile (2018) tüketilmiş bir fikir, finali ilginç olmuş (16 Ocak).++  After Life Sea1 Ep.4, 5 ve 6'yı seyrettim (15 Ocak).++ 60 Minuten (2024) Avrupa işi martial, gerilimi zamana bağlamışlar ama gerilim bizi kesmiyor, çat çut olup bitiyor (14 Ocak).++ The Kominsky Method Sea1 Ep.4, 5 ve 6'yı seyrettim (13 Ocak).++ Gibi Sez2 Ep.5 ve 6'yıseyrettim (12 Ocak).++  Shield For Murder (1954) kötü polis hikayesi, havuz sahnesine bayıldım, ilginç filmmiş (11 Ocak).++ Forst Sea1 ve 2'yi seyrettim (10 Ocak).++ The Kominsky Method Sea1 Ep.1, 2 ve 3'ü seyrettim (9 Ocak).++ Exodus: Gods and Kings (2014) kimi sahneleri cidden iddiası ölçüsünde çok başarılı, gerisi İnanç Dünyası formatında (8 Ocak).++ Year One (2009) Genesis mizahı mı diyelim, National Lampoon mu bilemedim, sevimli salaklıklar silsilesi (7 Ocak).++ Gibi Sez2 Ep.3 ve4'ü seyrettim (6 Ocak).++ After Life Sea1 Ep.1, 2 ve 3'ü seyrettim (4 Ocak).++ The Flash (2023) on yıl önce bu senaryo Flaş'la filan harcanmazdı, bugün iddiasızlığı ölçüsünde eh yani diyelim filme (3 Ocak).++ Birthright Outlaw (2023) tv işi gibi ailemizin westerni olmuş (2 Ocak).++

Cuma, Şubat 09, 2024

Küçük muamma

1985 yılında Günaydın gazetesi Ratip Tahir Burak'ın otuz-otuz beş yıl önce yayımlanmış Koca Yusuf çalışmasını yeniden tefrikalaştırmıştı. İki nedenle ilginçti, birincisi, Ratip Tahir 1977 yılında vefat etmişti, varislerinden izin alınmış olmalıydı. İkincisi, eserin ilk yayını Hürriyet'teydi. Haldun Simavi, Hürriyet'le, kardeşiyle rekabet halindeydi, ayrıca izin alması gerekiyordu. Sonuç daha ilginçti, çünkü yukarıda çizgilerini paylaştığım çizgiler Ratip Tahir'den kopyalanıyordu. Niye orijinalin kullanılmadığını ve kopyalandığını bilemiyoruz, iyimser olarak şu söylenebilir, belki orijinaller yoktu, gazeteden kopyalanmak zorunda kalınmıştı veya olası telif davalarından kurtulmak için bir yol diye düşünülmüştü. Hasılı kelam garipti. 

Karşılaştırma yapabilmeniz için ilgili sayfanın ilk basımından (internetten bulduğum) bir örnek paylaşıyorum.

Çarşamba, Şubat 07, 2024

Bond

Başak Yayınevi, altmışlı yıllarda, başta Bond olmak üzere pek çok pulp polisiye-casusluk romanının eli yüzü düzgün bir yayıncısıydı. Bir ara James Bond'u haftalık çizgi roman dergisi olarak da yayımlamıştı, kitap yayıncılıkları ile kıyaslanırsa, bu işte pek de başarılı olamamış, çok sürdürememişlerdi. Emin olmadan yazıyorum, en fazla on beş sayı sürmüş bir seri çıkarttılar. 

Bilmeyenler olabilir, James Bond filmlerinden önce çizgi bant olarak çıkmaya başlamış, dikkat çekici bir ilgiyle karşılaşmıştı. Hatta Sean Connery, çizgi roman uyarlamasındaki Bond'a çok benzediği için role seçilmişti. 

Başak, sadece malzemeyi paylaşabilseydi uzun ömürlü bir yayın olurdu, çünkü iyi çizilen, iyi hikayeleri olan başarılı bir içeriği vardı Bond'un. Yani yukarıda paylaştığım vasat kapağa, "Bond Dayağı" gibi yakıştırmalara hiç gerek yoktu. Serüven, işi yaşatabilecek ölçüde güçlüydü.

Bir yirmi yıl sonra Ali Recan, diziyi bir kere daha yayımladı. İlkinin bir tık üstüne çıktı diyelim. 1977 tarihli Horak'ın çizdiği Deniz Ejderi (Sea Dragon) ile başladı. 1978 tarihli Türkmenistan Harekatı adıyla yayınlanan The Xanadu Connection ile sürdü. Sonra 1964'e döndü ve Kurt Kanı adıyla McLusky'nin çizdiği On Her Majesty's Secret Service kullanıldı. Hemen ardından da İnsan İki Kere Yaşar'la (You only live Twice, 1965-66) sonlandı. Neyi, neye göre seçtiler anlamak mümkün değil elbette. Yüksek ihtimal, telifsiz yayımlandığı için elde ne varsa o kullanıldı. Çizgi bant, 1958 ile 1984 arasında günbegün yayımlanmış, yıllarca dergi olarak sürdürebilir ciddi bir birikimden söz ediyoruz... 

Benim kuşağım, James Bond çizgi romanları bu seriyle okuyabildi. Sonradan gazete çizgi romanlarına daldıkça Bond'u başka biçimlerde de okudum. Notlarıma bakmadan, hafızadan yazıyorum, en çok Cumhuriyet'te yayımlandı mesela.

Bu aralar Bond okuyorum da...


Pazar, Şubat 04, 2024

Şeker ve ben

Geçtiğimiz eylül ayında genel bir sağlık kontrolünden geçtim. Uzun ve yorucu senaryo çalışmalarından sonra bunu yapıyorum, çünkü yaşım ilerledi, dikkat edeyim istiyorum. Karaciğerimde şekere bağlı hafif bir yağlanma olmuş, doktor çok büyütmedi, değerlerim sınırdaydı filan ama ben şekeri hayatımdan çıkarmaya karar verdim. 

Yakın çevrem bilir, hamur işine ve tatlıya karşı bir zaafım var. Bir süredir ölçüyü kaçırdığımda küçük baş ağrısı çekmeye başlamıştım, çoğalınca bu ağrıyı yürüyerek geçiriyordum. Fazla geldiği, bünyemin sinyal verdiği aşikardı. Üstelik ailede yüksek tansiyon, şeker ve kalp hastalık olarak vardı. Doktor "azaltsan yeter" demesine karşın, aklımdaydı, vesile olsun istedim ve başladım "savaşa..." 

Ekmek, pide ve içindeki şeker olan hiç bir şeyi yememeye-içmemeye karar verdim. Şunu düşündüm, burayı gülerek yazıyorum, lahmacun yemek istiyorum, bu kararı alırsam ve başarırsam, ileriki yıllarda, ölçüsünde yiyebilecek ve sevdiğim bir tadı hayatımdan çıkartmayabilecektim. 

Garip bir şeymiş, çünkü vücut bu değişime başlangıçta direnç gösterdi, ikinci gün sert bir baş ağrısı ve baş dönmesi başladı, dördüncü günden sonra toparladım. Bağımlılık ile ilgili bünyenin tepkisiymiş... Çok çay içiyordum, çayı kestim, son beş ayda iki ya da üç dilim dışında hiç ekmek yemedim... Kola içmezdim ama gazoz ve diğer gazlı içecekleri bıraktım. İlk ayın sonundan itibaren sadece haftada bir gün lahmacun ve pide benzeri bir şeyler yemeye başladım. Onu da oğlumla buluşup sinemaya gidiyoruz, film çıkışında yediğimiz yemekle bunu birleştirdim. Win plus win gibi bir şey oldu yani... 

Doğrudan tatlıya hiç yanaşmadım, üçüncü ayın sonunda sadece bir kere bir süt tatlısı yedim mesela. Sürecin sonunda sütlü olmayan herhangi bir şey, örneğin çikolata yiyemez oldum. İnsanın ağız tadı değişiyormuş... Şöyle söyleyeyim, şeker dışında bir perhiz yapmadığım halde altı kilo verdim. Şeker bir bağımlılık olduğu için hayatımda ilk defa aralıklarla tansiyonum çıkar oldu, bir süre onunla da uğraştım falan filan...

Bunları niye anlattım, metabolizmamız çok güçlü aslında, kendini yenileyebiliyor, tedavi edebiliyor, şeker sahiden zararlı bir şey, bu süreçte anladım ki, "keyif verici bir maddeden" farkı yok, zarar veriyor insana... altı yıldır her gün yürümeye çalışıyorum, doğru bir karar verdiğimi biliyorum, şekeri bırakmak da sağlığımla ilgili bir başka doğru kararmış, bunu anlamış-yaşamış oldum. 

Cuma, Şubat 02, 2024

Rizz


Rizz, karizmadan türetilmiş yeni bir sözcük, doğal çekicilik, partneri etkileme yeteneği anlamında kullanılıyor daha çok. Videolu, fotoğraflı, makyajlı bir çağda yaşadığımız için insanlar birbirlerine çekicilik tüyoları veriyormuş, heşteglenen rizz, en çok da bu fasıldan ilgi görüyormuş. Etkileşim almak hepimizi çok belirliyor, daha çok görülmek, beğenilmek, farkına varılmak istiyoruz.

Akademi, yayıncılık-editörlük-yazarlık, senaristlik derken otuz yıldır profesyonel olarak kültür sanat endüstrisinin içindeyim. Popüler olanı sakince izlemek, neden rağbet gördüğünün anlamak işimin bir parçası oldu hep. Rizz'in bu kadar çok kullanılması ve ilgi çekmesi, siyasetin, sanatın, moda ve gündelik hayatın dönüşmesiyle alakalı bir açmaz. 

Yakınlarım bilir, insanların birbirlerini salak bularak yaşadıklarını düşünürüm, kendileri dışında herkesi eksik, yanlış, yetersiz ve yeteneksiz buluyorlar. Sosyal medyada herkes, herkesin yanlışını-defosunu göstererek-küçümseyerek yaşıyor. Ne ki, rizz moda oluyor, 2023'ün sözcüğü seçiliyor. Nasıl beğenilirim, dikkat çeker, tanınırım iştahıyla akla ve dile düşüyor. 

Perşembe, Şubat 01, 2024

Ankara Canavarı

Suat Derviş'in mahlasla yayımladığı bir polisiyesi kitaplaştırıldı, bilmiyordum, okumak istedim. Sadece polisiyesi için değil, Ankara'da geçmesi, dönem olarak iyi bildiğim yıllar olması filan pek çok neden çıktı okumak için... Görür görmez aldım, üstelik kitap ilk yayınından birkaç yıl sonra çizgi romana da uyarlanmış, ona da yer vermişler, beni canevimden vurdular....

Nedense kitaba önsöz ya da sonsöz yazılmamış, romanla-dönemle ilişkili bir malumat paylaşılmamış. Editöryal olarak buna anlam veremedim. 

Roman, 1948'de tefrika edilmiş, bilmeyenler olabilir, hanımefendi, o yıllarda Reşat Fuat Baraner ile evli, 1944 Komünist tutuklamalarıyla hapse girmiş bir parti liderinden söz ediyoruz, Biz o yıllarda memleket olarak (Tan Baskını, DTCF Olayları, Kars Ardahan, Zincirli Hürriyet, Markopaşa falan filan) tam bir anti komünist coşku içindeyiz. Bir avuç solcuya eziyet edip duruyoruz. 

Derviş,  anlaşıldığı kadarıyla, hapiste olan eşini ziyaret için Ankara'ya gidip gelmeye başlamış, geçim derdiyle gazeteleri de dolaşmış, roman da o yılların iddialı bir yerel bir gazetesi olan Kudret'te çıkmış... Kudret nasıl bir gazete derseniz, bu nokta Baraner ve Derviş için önemli, ilk söylenebilecek olan anti komünist bir gazete olduğu, CHP'ye muhalefet ediyor, Demokrat Parti'nin muhalefetini yetersiz bulan, sonradan Millet Partisi olacak bir oluşumun yayını gibi duruyor. Reşat Fuat'ın eşini gazeteye sokmaları ilginç olmuş... Hatice Hatip ismini kullanmış. 

Roman pek parlak değil, polisiyesi bir tür snap ending ile bitiyor, ki o en önemli zaafı... Derviş'in romanı neden unutmak istediği (veya neden ciddiye almadığı) anlaşılıyor.

Gelelim çizgi romana, ilginç olan o zaten. Uyarlama, dört yıl sonra 1952'de çıkmış, benim hatırladığım kadarıyla Kudret'in yayıncısının bir başka gazetesi olan Son Telgraf'ta tefrika edilmiş. İlk  yayınında ilgi çektiği için mi yinelenmiş, yoksa Zehra Ergezen dostane ve ailevi bir yakınlıkla böyle bir uyarlamaya kalkışmak mı istemiş? Gerekçesi muammalı. Suat Derviş, o yıl yurt dışına çıkıyor, not olarak düşeyim... 

Ergezen, çizgi romanla ilgili sürekliliği olmuş bilinen bir "ressam" değil, sahne kuramadığı, balon yazamadığı, arkaplan düşünemediği, kare içi istiflemesini yapamadığı görülebiliyor. Diğer yandan, tam da o yılların soap opera çizgi romanlarını izlediği, iyi tetkik ettiği, işini ciddiye aldığı da söylenebilir. Yelpaze'yi, Şevki'yi izliyormuş örneğin.... Sürekli çizebilseymiş amatörlüğünü aşabilirmiş... Kimmiş, Suat Derviş ile yakınlığı var mıymış merak ettim. Yazan ve çizen olarak iki kadının ismini yanyana görmek, hele o yıllarda, Erkek Babıali'de "küçük bir mucize" gibi bir şey çünkü...
Related Posts with Thumbnails