![]() |
Bu rekabetin iki olumlu sonucu oldu. Birincisi, kendilerine yer bulamayan çizerler Gırgır’dan ayrılmak zorunda kalarak farklı dergiler yayımladılar, bu dergiler sayesinde yeni çizgi romanlar ve yeni yetenekler ortaya çıkabildi. İkincisi, Gırgır’ın yıldız çizerlerinden biri yorulup kısa bir ara verdiğinde devreye giren çizerler ve çizgi romanlar, seleflerini aratmayacak ölçüde nitelikli olmak zorundaydı. Beklemenin baskısı ve mevcut çizgileri aşabilme hedefi iştahı artırıyor, derginin yedeklerini hırslandırıyor, bu da beraberinde nitelikli işleri getiriyordu.
Bu bekleme ve rekabet düzeninin en parlak sonuçlarından biri En Kahraman Rıdvan’dı.
Nuri Kurtcebe, Gaddar Davut’a kısa bir ara verdiğinde onun yerine başlayan En Kahraman Rıdvan, tam anlamıyla bir halef-selef örneğiydi. Bülent Arabacıoğlu, kenarda fırsat bekleyenlerden biriydi. O güne değin Gırgır’da yer bulmuş olsa da derginin genel akışı içinde yön verici bir çizer değildi. Üstelik Oğuz Aral’dan çok etkilenen Gırgır çizgicilerinin aksine farklı bir üsluba sahipti. Yıllar içinde giderek belirginleşen biçimde frankofon çizgicileri andırıyordu.
Şöyle söylersem yanlış olmaz: Hem seksenli yıllarda hem de sonrasında Arabacıoğlu kadar açık ve berrak, Fransızların deyişiyle ligne claire’e yakın çizen, her bakımdan Avrupalı duran çok az üreticimiz vardır. Sayılarının bir elin parmaklarını geçtiğini sanmıyorum. Burada rastlantısal bir benzerlikten değil, bilerek, isteyerek ve geliştirerek oturtulmuş bir çizgi tercihinden söz ediyorum.
1980 yılında Gaddar Davut’un yerine başlayan En Kahraman Rıdvan’ın ilk sayfasındaki açılış cümleleri şöyleydi: “Bu ezilmiş domates kılıklı dünya, bir beter dünya idi… Bu beter dünyada haksızlar, kötüler, hırsızlar, üçkâğıtçılar ve Ceyar hep orta hakemin kararıyla galip geliyorlardı (…) ve bir gün Salı’yı kırk beş geçe tüm bu kötülüklere karşı amansız bir savaş açmaya karar verdim.”
Başlangıç itibarıyla tipik bir Gırgır çizgi romanıydı. Serüven edebiyatının epik dili alaşağı ediliyor, kötülerle savaşmaya karar veren aptal kahraman modern bir Don Kişot olarak takdim ediliyordu. Rıdvan, naif ve çocuksu bir hayal âleminde yaşayan, bütün temiz kalpliliğine rağmen bönlük ölçüsünde saf, sakar, sarsak ve beceriksiz bir gençti. Sevdiği çizgi romanlara; Tommiks’e, Teksas’a, Kızılmaske’ye ve Mandrake’ye öykünüyordu. Eyleme ve serüvene atılırken onlardan aldığı ilhamla “Kukuriikuu!” diye bağırıyor, nara atıyordu.
Komik bir tesadüf sonucunda büyük olayların ve meselelerin içine düşüyor, bütün aptal kahramanlar gibi o hengâmenin içinden bir şekilde kötülere galebe çalarak, her defasında onları alt edip sağ salim çıkıyordu.
İlk serüvenin sonunda Rıdvan tip olarak değişti. Hapse düştüğünde tıraş edilen uzun ve seyrek saçları bir daha uzamadı, daha sivri olan burnu yassılaşarak yüzüne yayıldı. Asıl önemli değişim ise çizgilerdeydi. Arabacıoğlu, tarama ucunu daha ekonomik kullanmayı öğrenmiş, kare içi tasarımında tiplemelerini biraz daha büyütmüştü. Ayrıntılı genel çizimleri tercih ediyor, sokağı, caddeyi resmediyor veya büyük insan kalabalıklarının bir arada olduğu panoramik sahneler kuruyordu. Hızlı bir kurgu içinde aksiyonu hikâyenin temeline yerleştiriyordu.
Rıdvan’ın en önemli karakter özelliği inadıydı. Basiretsizliğine rağmen vazgeçmiyor, kavgayı ve uğraşı hiçbir biçimde bırakmıyordu. Gırgır kahramanlarının aksine kadın düşkünü değildi. Kendine model olarak seçtiği çizgi roman kahramanlarının erkek çocuklarına özgü geçici “kız” ve kadın sevmezliği onu da belirlemişti. Kötülerle savaşırken kadınlara ayıracak zamanı yoktu.
![]() |
Arabacıoğlu, Kurtcebe’den aldığı sayfaları üç yıl sonra, 1983’te yine ona bıraktı. Altı ay kadar süren Apollo Ahmet yeni bir çizgi romandı ama Gaddar Davut kadar ışığı ve potansiyeli olan bir hikâye değildi. Oysa En Kahraman Rıdvan, Gırgır okurunun sevdiği, rağbet gören bir çizgi roman olmuştu. Yeniden yayımlanmaya başladığında 1986 ortalarına kadar aralıksız çizildi. Arabacıoğlu, sonradan bir iki kısa hikâye çizse de Rıdvan’a asıl dönüşünü 1989’da, Gırgır’dan ayrılıp Hıbır’a geçtikten sonra yaptı.
En Kahraman Rıdvan, özellikle 1983-1993 yılları arasında, öncesinde yükselen, sonrasında azalan bir ivmeyle, ülkenin en popüler bir iki çizgi romanından biriydi. Arkaik ve trash denebilecek bir bilimkurgu evrenine, Sakıp Sabancı, Turgut Özal ve Rıdvan Dilmen gibi döneminin ünlülerini önemseyen yüksek bir magazin ilgisine; erotik komedileri çağrıştıran bir cinsel cazibeye ve süratli, bu süratin hakkını veren bir ardışıklığa sahipti.
Gırgır üreticilerinin hemen hepsinde az ya da çok görülen, kimi zaman artıp kimi zaman azalan çizme arzusu ve bıkkınlık Arabacıoğlu’nda neredeyse hiç yoktu. En azından sayfalarında görülmüyordu. Her zaman ölçülmüş, iyi hesap edilmiş, temposu düşmeyen çizgilerle üretiyordu sayfasını. Son anda yetiştirilen tek tek sayfalardan çok, sanki bütünü önceden yazılmış, çizilmiş ve tamamlanmış serüvenler teslim ediyordu.
Arabacıoğlu’nun çalışma disiplini her zaman yüksekti. Şöyle bir kıyaslama açıklayıcı olabilir: Gırgır döneminde pek çok çizgi roman üretildi. Kimileri popüler oldu, kimileri yıllarca hatırlandı ama hiçbiri En Kahraman Rıdvan kadar uzun süre çizilmedi, hiçbiri onun kadar çok serüvenle günümüze ulaşmadı.
Rıdvan’ın “en kahramanlığı”, kötülere karşı kazandığı zaferlerden çok, Türkiye’de süreklilik kazanabilmiş az sayıdaki mizah çizgi romanından biri olmasındaydı.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder