Çarşamba, Ağustos 12, 2026

Zaman, ölüm kalım, hır gür...

Birileri söyleyince fark ettim; dilimden düşmüyormuş, gerçekten de sık sık “Hayat kısa” diyorum. Bunun altında karamsarlık ya da sürekli ölüm düşüncesi yok elbette. Daha çok zamanın hızla akıp gittiğini vurgulamak var. Başkalarına söylüyorum ama galiba asıl kendime hatırlatıyorum. Günler boşa geçmesin istiyorum. Bu yüzden enerjimi, bana anlamsız gelen tartışmalarda tüketmek istemiyorum.

İnsanların önemli bir kısmı ya sürekli eleştiriyor ya da yıllar önce yaptığı tek bir işin etrafında dönüp duruyor. Oysa ne bitmeyen eleştirilerin ne de geçmiş başarıların insana yeni bir şey kattığını düşünüyorum. Bir ay sonra, bir yıl sonra kimsenin hatırlamayacağı kavgaların içine girmeye değer mi? Ben değmediğine inanıyorum.

Bu hissiyatı belki de ta çocukluğumdan taşıyorum. Çok kavga edilen bir çevrede büyüdüm. Gürültünün, öfkenin ve bitmek bilmeyen hesaplaşmaların ne kadar yorucu olduğunu erken yaşta öğrendim. Bu yüzden bugün kavgalardan kaçabildiğim için değil, mümkün olduğunca uzak durmak istediğim için geri çekiliyorum. Her zaman başarabildiğimi söyleyemem ama asıl niyetim hep bu.

Üstelik yaş ilerledikçe ölüm de ihtimal olmaktan çıkıp hayatın doğal bir parçasına dönüşüyor. Sanırım “Hayat kısa” sözümün bir başka kaynağı bu farkındalık. Vaktim azalıyor Mıstık abi…

Bu yüzden bir ilke gibi, yaptığım işlerle de fazla oyalanmak istemiyorum. Tamamlanmış her iş artık geçmişte kalsın istiyorum. Onu sürekli anlatmanın, onun etrafında dolaşmanın bana bir faydası yok. Yeni işlere, yarın yapılacaklara bakmak gerekiyor. Geriye sadece üretilenler kalıyor…

Hayallerim elbette var. Ama onları pek anlatmayı sevmiyorum. Belki eskiden beri biraz uğur saydığımdan, belki de gerçekleşmeden konuşmanın enerjisini azalttığını düşündüğümden… İş bitene kadar susmayı tercih ediyorum. Biraz romantik bir tarafı olabilir bunun. Belki de bu da aynı ilkenin bir uzantısı: anlatmak, bir bakıma oyalanmanın başka bir biçimi.

Ve galiba, söylemesem olmaz, asıl inandığım şey ilham değil, çalışmak. Düzenli ve ısrarlı çalışmanın sonunda bir şeylerin mutlaka değişeceğine inanıyorum. Devam etmek, takılıp kalmamak, beklememek, kahretmemek, rutine devam etmek ve saire…

Futbol dünyasının klişe bir sözü var ya: “Önümüzdeki maçlara bakacağız.” Aslında yaratıcı üretim için de geçerli olan, hiç de fena olmayan bir şiar gibi geliyor bana. Biten işi geride bırakıp sıradakine odaklanmak gerekiyor.

Sanatçıların sıkça düştüğü bir tuzak var. Kendilerine yeterince değer verilmediğini, hak ettikleri ilgiyi görmediklerini düşünürler. Bunun insanı yıprattığını inkâr edemem ama orada oyalanmayı da doğru bulmuyorum. Takdir de tekdir de başkalarının işidir. Senin işin çalışmaktır.

Türkiye'de neredeyse herkes Orhan Pamuk'u eleştirir. Edebiyatını beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz; bu ayrı mesele. Ama şu soruyu sormakta fayda var: Onun kadar disiplinli çalışan kaç yazar var? Gerçekten kaç kişi var?

Biz büyük sözler söylemeyi seven bir toplumuz. Hepimiz az ya da çok bundan payımızı alıyoruz. Oysa işin hemen akla gelmeyen bir tarafı daha var: masaya oturmak, ter dökmek, aynı cümlenin üzerinde saatler geçirmek, gerektiğinde dünyayla bağlantıyı kesmek… Asıl mesele orası. Çünkü üretmek, uzaktan göründüğü kadar kolay olmuyor. Ve günler zaten kısa; boşa geçirecek vaktimiz yok. [2012]

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails