Cumartesi, Ocak 05, 2013

Kadınsız Şehrin Kadınları









Nahid Sırrı Örik, son çeyrek yüzyılda yeniden keşfedilen yazarlarımızdan. 1960 yılında ölmüş birisi için epeyce geç bir tarihte hatırlandı aslında. Özellikle Kıskanmak romanıyla ilgi gören, konuşulan bir yazar haline gelen Nahid Sırrı'nın hemen her kitabı yayınlanıyor artık. Hatta ne yazdığı da yeni bir yazarmışçasına merak ediliyor. Her dönemin kendine özgü beğeni kalıpları olur, Nahid Sırrı yaşadığı dönemde beğenilen bir yazar değildi. Edebiyat tarihi kitaplarına bakarsanız hakkıyla irdelendiği söylenemez, ansiklopedik ve derlemeci bir tutumla ismen geçer, belli başlı kitapları sıralanır o kadar. Nahid Sırrı, pek çok romancımız gibi gazetelerde köşe yazıları yazar, romanlarını ve hikayelerini önce gazetelerde tefrika ederdi. Romanları malum da köşe yazılarının  da ilgi görmediği, hatta aralıklarla küçümsendiğini rahatlıkla söyleyebilirim.  Sözcük tercihleri, nostaljik tutumu, seçkinci kibiri ve bazen kendi devranında yaşıyor oluşu eleştirilmiştir. Cinsel tercihlerinden dolayı dışlandığı da tahmin edilebilir. Yusuf Ziya Ortaç'ın hoyrat bir dille, sözüm ona hicvederek "Kırıtarak gelirken uzaktan Nahid Sırrı / Sanırım pantolonlu ceketli bir kız gelir" diye yazdıklarına bakılırsa 'erkek Babıali'de' yaftalanıp  yalnızlaştırıldığı aşikardır. Rivayet odur ki bir süre yaşadığı Ankara'dan ayrılmasının sebebi de benzer bir saldırı ve dışlamadır. Öyle ki Nahid Sırrı deşifre olup Ankara'dan ayrılmak zorunda kalmıştır.

Nahid Sırrı nasıl bir yazar? Mutsuz bir adam herşeyden önce. Kimseyi sevmediğini okuruna hissettiriyor.  Sadece sevmemek de değil iğrenmek demek lazım buna. Kadınları, erkekleri, yoksulları, memurları, azınlıkları sevmiyor. İyi insanlara inanmıyor, herkesin bir hesabı olduğunu düşünüyor. Dönüp dolaşıp bize entrikayı resmediyor. Kumpas kuran, kendini korumaya alan, daimi bir şüpheyle hayata bakan karakterler anlatıyor bize. Habis, iki yüzlü, sadakatsiz, zehirli bir dünyası var Örik'in. Dışlanmış biri olduğu için mi bu kadar öfkeli? Bunun kesin bir cevabı yok ama bunu gözardı etmek de mümkün değil.

Gece Olmadan romanı yirmili yıllarda Ankara'da geçiyor. Belirli bir kahramanı var denemez, roman karakterler arasında geziniyor. Önce kendine koca arayan bir İstanbullu kadınla karşılaşıyoruz. Nahid Sırrı'nın sevdiği türden bir çözülmenin ortasında bu genç kadın. Konakta yaşayan, hiç çalışmamış güzel bir kadını tanıtıyor bize, baba vefat etmiş, ailenin gelirleri giderek azalmış. Semiha, güzelliğini kullanarak zengin ve yaşlı bir koca arıyor kendine. Yarım kalan teşebbüsünden anlıyoruz ki evli bir adamı ayartmakta beis görmemiş. Üstelik annesi ve erkek kardeşi, Semiha'nın ne yapmaya çalıştığının farkındalar. Roman, bu takdimden sonra başlıyor, Ankaralı Musevi bir tüccarı gözüne kestiren Semiha, kardeşinin aracılığıyla Ankara'ya gidiyor, memurluğa başlıyor ve ailenin yanında kiracı oluyor. Bu noktada devreye Yahudi ailesinin kadınları giriyor. Yeknesaklaşan evlilikler, aldatmalar, metresler, göz yummalar, bankalarda açılan hesaplar, hediyeler anlatılmaya başlıyor. 

Ankara'nın gündelik hayatında, aslına bakarsanız bürokratik elitlerin sosyalleştiği yerlerde çok az kadın olması pek çok romancımızın ilgisini çekmiştir. Eksiklik ve yoksulluk bahsinde o küçük bozkır şehrinin kadınsızlığı da yaralayıcıdır. Nahid Sırrı, kadınsız şehrin Yahudi kadınlarını konuşturuyor. Erken Cumhuriyet dönemi romanlarında azınlıklar ya yoktur ya da öfkeyle iğrençleştirilerek anlatılır. Yahudi ailesi hakkaniyetle anlatılmıyor doğal olarak, hakir görüldükleri, kolayca ikinci sınıf sayıldıkları söylenebilir ama Örik'in tuhaf bir dengesi , mesafeli-gezinen, katılaşmayan bir dili var.  Asıl derdi din ya da milliyet değil, insanların sefaleti ve doymazlığı. Melodramatik bir dili var ama mutlu bir evliliğe inanmıyor. Cinsellikten söz açıyor ama er ya da geç güdükleşeceğini biliyor. Sürekli para meselelerini dillendiriyor ama asıl meselenin arzuyla ilgili olduğunu bir biçimde vurguluyor. Siyasetle ilgilenmiyor ama geçerken öyle bir şey anlatıyor ki bilerek sustuğunu ya da büyük siyaseti küçümsediğini hissettiriyor. Romanın kahramanlarından Josef, 'bari vekillerle sefirler gibi yataklı tren' ile git diyen, savurganlığına kızan karısına uzunca bir cevap veriyor:

"Vaziyeti kavrayamıyorsunuz. Uzun seneler ikinci ile değil, hatta üçüncü ile seyahat ettim. Üçüncüye yine binebilirim. Fakat artık Ankara eski Ankara değil, hatta milli mücadele zamanının Ankara'sı değil. Hatta cumhuriyet'in ilk zamanlarının Ankara'sı da değil. Ben de    eski Yasef değilim. İş icabı temas edebileceğim, insanların bir kısmı eskiden ikincide seyahat ederken şimdi yataklıda gidip geliyorlar. 'Vay hain Yahudi, kurumuna bak, yataklıdan aşağısı herifi kurtarmıyor' derler diye çekinip ben yataklıya binmiyorum ama eğer birinciye de binmezsem bu sefer de 'ne hasis Yahudi, milyoner oldu, halbuki herif hâlâ ikinci ile gidip geliyor. Bu kadarı Çingeneliğinden mi yoksa binbir dalaveresinin fark edileceğini düşünüp parasızlık komedyası oynamak isteyişinden mi orasını da Allah bilir artık' diye türlü tefsire kalkışırlar. İşte bu iki ihtimali göz önünde tutup birinci ile seyahat ediyorum".

Yahudilerin cimriliğine ilişkin önyargıyı kullanmakla birlikte Yahudi karakterini tek bir boyuta indirmiyor, bu uzun diyalog bir azınlığın yaşarken neleri hesap etmesi gerektiğini de gösteriyor. Nahid Sırrı karakterleri o denli hesapçılık içindekiler ki, hemen her diyalogta, iç düşüncede bir muhakeme okuyoruz. Asıl kahramanlar hep kadınlar olduğu, erkekler ekseriyetle bir flaneur gibi gelip geçtiği için hesap ederken en çok onlara rastlıyoruz. Kadınlar, hele yaşlandıkça daha çok kaybetme korkusu çekiyorlar, erkeklere güvenmiyor, genç kadınları sevmiyorlar. Bazen De Laclos'u ya da Sade'ı andıran kumpaslar kurabiliyorlar. Nahid Sırrı, kadınlara bakarken Hüseyin Rahmi kadar mutlak bir husumet göstermiyor. Yahudi'nin tren biletindeki gibi her hareketlerinin sonucunu irdeletiyor, arada kaldıklarına işaret ediyor. Varsa güzellikleri yoksa pragmatizmleri en önemli sığınakları. Gece Olmadan, Nahid Sırrı'nın başarılı anlatılarından değil ama yazarın tüm klişelerini içeriyor. Doksan yıl önceki Ankara'yı anlatması ayrıca ilginç.

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails