Cumartesi, Ekim 27, 2012

Karagöz'den Yana Olan Adam





Aziz Nesin, geçim sıkıntısıyla durmaksızın yazdı, malumunuz. Hiç yazamadığı, yazacak yer bulamadığı yıllar da oldu elbet. Kırklı yıllardaki Tan gazetesi ve Markopaşa deneyimlerinden sonra dramatik seneler geçirdiğini anılarından biliyoruz. Evliliği bozuluyor, çocuklarıyla bir başına kalıyor, parasızlık içinde kıvranıyor. Komünist yaftasından dolayı Babıali'de iş bulamıyor,  bıkıp usanmadan kapıları zorluyor, vazgeçmiyor. Başka işler deniyor ama aklı,  en çok alkış ve küfür aldığı yerde, yazarlıkta. İnsan hangi işi yaparsa yapsın, gün geliyor en iyi yaptığı işe dönüyor.

Mizaha yatkınlığı var, bu konuda başarılı bir geçmişi de olmuş. İşsizken hayıflanmış, mevcut mizah dergilerinin vasatlığına bakıp kendiyle kıyaslamış, öfkelenmiş olabilir. Gel gör ki vasatlığı görebilmek öngörü ister. Kimsenin durumdan bir şikayeti  yoksa vasatlık diye bir sorun da olamaz. Dönemin en önemli mizah dergisi Akbaba'nın sahibi Yusuf Ziya'ya hükümetten, örtülü ödenekten aldığı paralar yetiyor, bu yüzden de dergiyi biçimsel olarak değiştirmeye kalkışmıyor. Onun derdi, içerik değil siyasi iktidarla olan mesafesi çünkü. Aziz Nesin, çaresiz kalınca, Markopaşa'da eleştirdiği ve alenen küçümsediği rakibi Yusuf Ziya'dan iş istiyor. Üzücü bir durum bu. Nesin, 1953 ya da 1954'te Akbaba’da çalışmaya başlıyor. Bu başlangıç tarihi Ortaç’a göre 1952; Nesin’in kendi yazdığı kitaplarda ise bir ya da iki yıl sonrası olarak değişiyor. Nesin, imzasını kullanarak, 1957-1974 yılları arasında 332 hikâyesini Akbabada yayınladı. Büyük bir rakam bu.  1957 öncesindeyse Ortaç'ın endişeleri yüzünden çeşitli mahlaslarla hikâye, fıkra, taşlama ve çizgi roman senaryoları yazdı. Nesin Yayınevi, Aziz Nesin'in (kimileri takma isimle) yazdığı çizgi romanları albümleştirmeye karar vermiş. Bilmem Ne Adası (çiz. Nehar Tüblek) ve Berber Nonoş  (çiz. Yalçın Çetin)  önsözlerine bakılırsa beş kitapla nihayetlenecek dizinin ilk iki kitabı. Hayırlı bir iş olmuş.

Küçük bir eleştirim var, keşke çizgi romanların derginin hangi sayılarında (ve yıllarında) yayınlandığını künyede belirtselerdi. Çok zor olmazdı, Bilmem Ne Adası 1956 , diğeri 1956-57 yıllarında tefrika ediliyor. O dönemin şöyle bir özelliği var. Hemen bütün karikatüristler (çoğu ilk kez olmak üzere) çizgi roman üretmeye başlıyorlar. Akbaba da modayı izliyor, Nesin süratle senaryo işine giriyor. Milliyet'te Turhan Selçuk'la birlikte Abdülcanbaz'a da başlar o yıllarda. Bence o Abdülcanbaz'ın yayınlanması gerekiyor, bizim bildiğimiz olumlu bir kahraman değildir ilk serüvenlerinde. Keşke telif izinleri alınabilse, hem dizi zenginleşmiş hem de meraklısı Nesin'in Abdülcanbaz hikâyesini okumuş olur.

Aziz Nesin, dergilerde yayınlanan hikâyelerini kitaplaştırırken (hatta kitaplaştıktan sonra bile) hikâyelerini sürekli yeniden yazan (ve değiştiren) bir yazar oldu. Onun için aslolan dergi ya da gazete değil kitaplardı. Çok yazıyordu. Eğer iyi bir Nesin okuruysanız, bazı hikâyeleri sayısız kez kullandığını fark edersiniz.  Kitapların önsözünde belirtildiği gibi, bu çizgi roman senaryolarını sonradan Karagöz oyunu biçiminde yeniden ele aldı örneğin. Albümler, doğrusu parlak çizgi romanlar değiller. Yalçın Çetin, çizgi romanın anlatım geleneğine daha yakın bir tarza sahip. Kareler arası ardışıklık, karakter devamlılığı, arkaplan derinliğini sürdürmeye çalışıyor. Nehar Tüblek ise başarılı bir karikatürist ve kendine özgü bir dünyası olmasına rağmen çizgi romancı değil. Görünen o ki, kim kimdir izleğini yansıtamamış. Günü kurtarmak adına veya yine geçim sıkıntısından olabilir, her iki çalışma da hızlı çizilmişler. Hal bu olunca çizgiden çok senaryoyu konuşmak sanıyorum daha anlamlı. Aziz Nesin, Türkçe mizahın omurgası olmuş bir yazar. Uzun yıllar yazdıklarıyla bir anlatım tarzını yaygınlaştırdı. Özellikle Berber Nonoş, ellili yıllarda sık başvurulan bir parodiye dayanıyor. İki dolandırıcı arkadaş, zengin olmaya çalışıyorlar. Böylesi bir başlangıçta formül belli: hikâyenizin temeli aldatma üzerine kurulu olacak, bir kötülüğü anlatacaksınız ama bu naif kötülük, kapitalizm karşısında pirü pak kalacak. Buna göre onlar belki dolandırıcı olabilirler ama dahil oldukları sosyete baştan ayağa yozlaşmıştır, gösteriş budalasıdır, israftan ve akıllara ziyan paralar harcamaktan geri durmaz. Bönlük ölçüsünde modaya tapar, cahildir; kolay kandırılır çünkü kültürel sermayesi yoktur; tüketmekten ve kendi aralarında rekabet etmekten başka bir şey bilmez. Bu klişede dolandırıcılar cezalandırılabilir ama asıl eleştiri yeni zenginlere yöneliktir. Aptallığın teşhiri ve zenginlerin madara edilmesi hep hoşa gitmiştir. Mizah klişesiz yürümez. İki dolandırıcının sosyeteyi dolandırarak bir moda çılgınlığı yaratmasındaki espri nedir? Tüketim çılgınlığı mı? Zenginlerin cahilliği mi? Kullandıkları uydurmasyon dil üzerinden yabancı hayranlığı mı? Hepsinden azar azar galiba. Bu bakımdan pedagojik bir hikâye bu, hatta kaderci. Etme bulma dünyası mı diyelim yoksa herkes hak ettiğini yaşıyor mu? Finalde, sosyete parasını, sevimli üç kağıtçılarımız özgürlüklerini yitiriyor. 

Batı Avrupa modernleşmesinde her türlü adlandırmayı ekseriyetle orta sınıf yapar. Burjuvazi, yukarıdakileri ve aşağıdakileri, aristokrasi ve alt sınıfları, lümpen proletaryayı kıyasıya eleştirir, diline dolar. Bizdeyse aynı kıvamdaki adlandırma ve eleştirileri, sivil ve askeri bürokrasi yaptı. Bir yanda aşırı batılılaşmacılar diğer yanda cahil halk vardı, geçen yüzyılın ilk çeyreğinde Bihruz Bey ve Herif denildiğinde herkes neyin kastedildiğini biliyordu. Aziz Nesin'in en önemli farklılığı da bu noktada belirginleşiyor, Bihruz Bey çeşitlemelerine veya Sosyete kadını gibi nitelemelere sıkça başvurdu ama Herif gibi (Apaş, Hırt, Kırro, Kazma vb) adlandırmalarla alt sınıflara yönelmedi.  Yusuf Ziya Ortaç gibi alt sınıflardan korkmadı, tiksinmedi. İyi eğitim almadıklarını düşünmekle birlikte onları eğitimsizlikle suçlamadı. Çizgi roman senaryolarının Karagöz oyunlarına devşirmesi tesadüf değil. Karagöz'den yana oldu hep...Nesin'in etkisini yitirdiği doksanlı yıllarda mizah dergilerinde Karagöz yandaşlığı gereksizleşti, sosyete değil alt sınıflar seyir malzemesine dönüştüler. Nesin varken ve yokken kıyaslaması mizah tarihi ve edebiyat açısından ilginç.

Radikal Kitap, 26.10.2012

2 yorum:

Tolga Cucen dedi ki...

Hocam, son donemlerde basilan tum toplama/derleme albumlerde ayni problem var; hadi soyle 1 sayfalik bir tarihce/inceleme metnini gectim maalesef birazcik ozen gosterilip orjinallerin nerede, hangi dergi/gazetede vs yayimlandigi ile ilgi bir not bile dusulmuyor.

Halbuki o kadar zor olmasa gerek.

Levent Cantek dedi ki...

Haklsınız...

Related Posts with Thumbnails