Pazar, Nisan 06, 2014

Papazın Evi Nasıl Seğmen Oldu?




Bugün, 23 yıl sonra büyüdüğüm mahalleye, çocukluğumun geçtiği yere, Keçiören'e gittim. İki yıl Adana'yı saymazsak, doğumumdan 1991 yılına kadar orada yaşadım. İtiraf etmem gerekirse sıtkım sıyrılarak ayrılmıştım, ailem taşındığı için gitmiştim ama, ben de istemiştim bu "hicranı". Sonra, bile isteye gitmedim, Keçiören, 1984'te Belediye yapılınca, eh Melih Gökçek ilk başkanlığına burada başlayınca bizim oralar bir başka güzel (!) olmuştu. Gitmiyordum. Sevdiğiniz bir yeri güzel hatırlamak istersiniz ya, ben öyle istiyordum. Oraların günbegün mezbelelik olduğunu biliyor,  adımımı atmıyor, uzak duruyordum.

Bugün gittim. İlk söyleyeceğim şey şu, uzun süredir, bu kadar kalabalık bir yer görmedim. Biliyorsunuz Keçiören, Türkiye'nin en büyük ilçesi. Büyüdüğüm yerlerin bu kadar kalabalık olması, daha en baştan bana çok koydu. Dağlara taşlara ev yapılması, her yerin asfalt olması içimi daralttı. Nereye baksam beton, araba, market ve yine araba vardı.  Bütün sokaklar arabalar için genişletilmiş, apartmanların bahçeleri resmen yok edilmişti. Ben Gazino'da büyüdüm, öyle dar sokaklı bir mahalle değildir bizim orası, halâ da değil...Ama genişletmişler, apartmanların önündeki park yerlerini sokağa katmışlar. Katsınlar ama bahçeleri de katmışlar. Ben Lise'ye giderken her evin bahçesinden Leylak kokusu gelirdi, artık öyle bir şey mümkün değil. Gazinodan Yuva'ya doğru yürürken en az bin tane Badem ağacı vardı. Artık yok. Yine şanslı sayılırım, büyüdüğüm evin yanındaki esasen İş Bankasına ait olan arazi park olmuş ve pek çok ağaç o sayede kurtulmuş. Yol genişletmesi sırasında kesilen ceviz ağaçlarını, kaysı ağaçlarını, dut ağaçlarını ise tek tek sayabilirim.

Bugün iyi bildiğim sokakları, okuduğum Çizmeci İlkokulunu, Hüseyin Güllüoğlu Ortaokulunu gezerken değişen sokakları, binaları inceledim. Bir yer yirmi yılda bu kadar değişiyorsa orada tarih sevgisi, hemşerilik bilinci, aidiyet duygusu filan olamaz. Sahiden olamaz, bunca sene dağa taşa asfalt altmışlar, evler yolun seviye olarak üstündeyken altında kalmışlar, merdivenle inilen bahçeler vardı, iptal edip düzlemişler.

Keçiören, Ankara'nın sayfiyesi sayılırmış. Ankaralılar havalar sıcaklayınca buradaki bağ evlerine göçeder, okullar açılana kadar burada kalırmış. Yaşadığım yerin adının Gazino olması da bu yüzden, burada bir yazlık gazino vardı. 1970'li yıllarda insanlar dondurma yemeye giderlerdi. Tenhaydı, çok sessizdi. Sahiden çok yeşildi. Çiftasfalt denilen yolun sağı solu ortası ağaçtı. Arabalar ağaçların arasından geçip giderdi. Yine Gazino'da bilinen bir park vardı, kışları kapanırdı filan. Duruyor elbet ama çevresini saran, sesi, tozu engelleyen, gölge veren lükstrümleri kesmişler. Nedenini bilemedim, hadi ondan geçtim, daha yeşildi, daha mermer olmuş...

Kentsel dönüşüm buralarda da kendini göstermiş, 60'lı yıllarda yapılan evler yıkılıp yeniden yapılmaya başlamış. Öyle hoş binalar vardı ki yenisini yaparken sıçıp batırmışlar... Ülen diyorsun azıcık hatıra bırakın, siz doğmadan burada yaşayan birileri vardı...

Resimdeki bina ilkokulumdan. Papazın Evi derlerdi, bir Ermeni evi anlayacağınız...Malum, Keçiören yüz yıl önce Ankara'nın Ermeni yerleşim yerlerinden biri. Papaz'ın Evi, Çizmeci ilkokulunun içindeydi, kırk yıl önce, hafif zeka özürlü çocuklar orada eğitilirdi. Papaz deyişi evvelden kalma, ahali öyle derdi, orası için kiliseydi diyenler de çıkardı, ben çocukken mahallede Ermeniler vardı ama tek tüktü. Daha doğrusu Müslüman olmayan ve Ermeni olduğunu söyleyen Ermenileri kastediyorum.   

Uzatmayayım, bina Milli Eğitime aitti... Gidince farkettim, bina restore edilmiş, anaokulu olarak kullanılıyormuş,  aslıyla ilgisi olmayan biçimde restore edilmiş, böyle değildi diyelim. Adını da "Seğmen" koymuşlar, tam Ankara olmuş. Ne yapmışlar, her yerde rastladığımız "Türk Evi" havası vermişler, benzetmişler... Hani argoda dayak yemiş birisine denir ya "fena benzetmişler" diye aynen öyle benzetmişler...


Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails