Perşembe, Eylül 06, 2012

Taşralı Bir Osmanlı Kızının Harikulade Serüvenleri


Fahişe’nin Faslı, bizim "güdük" çizgi roman tarihimizde edebiyattan çizgi romana uyarlanan başarılı çalışmalardan biri. Öykü, Erica Jong’un Fanny (Being the True History of the Adventures of Fanny Hackabout – Jones) adlı, gerçekten neşeli bir romanının kimi bölümlerine dayanıyor. Çizgiler ise şanssız olduğunu düşündüğüm bir çizerin, Soner Tuna’nın elinden çıkma. Şanssızlık bahsini açmalı: Tuna, çalıştığı mizah dergilerinin çizgi olarak duruşuna uymayan bir üsluba sahipti. O nedenle dergilerde uzun müddet yer alabilmiş değildir. Çizginin komikleştirilmesini gerektiren mizah dergiciliği anlayışı ile Tuna’nın gerçekçi-fotoğrafik çizgisinin bir araya gelmesi bazen tesadüfler, bazen de zorunluluklar nedeniyle mümkün olmuştur. Ya çalıştığı dergiler ekonomik sıkıntıdadır ya da geçici olarak çizgi roman açığı vardır. Tuna, aralıklarla da olsa, neredeyse her mizah dergisinde öykü çizdi ama hemen hiçbirinde ekonomik olarak rahat ve huzurlu olmadı. Çoğu edebiyat uyarlaması olan çalışmaları ya kısa sürede yayından kalkıyor ya da yerini o sayfaların asıl sahiplerine bırakıyordu.

Fahişe’nin Faslı, düşük satışlar nedeniyle sürekli kapanma tehdidiyle varolan bir dergide, Deli’de yayınlandı. Öykü, neredeyse 6 aya yakın bir süreye yayıldığı için, Tuna’nın üslubunun "duygusal" değişimlerini de içeriyordu. Bazen iştahlı, çizmekten zevk alan bir çizer olarak görünürken, kimi zaman da bıkkın ve sabırsız kareler bıraktı bize. Romanın ikinci kısmının çizgi romanda farklı bir çizgiyle, mürekkebi sulandırarak anlatılması ise ilginçti. Fanny romanında Londra’ya gitmek isteyen, o büyük şehir hakkında özlem ve arzuları olan insanlarla karşılaşırız. Tuna, romanı uyarlarken fetişleştirilen büyük şehir imgesini doğal olarak İstanbul’a dönüştürmüş. İstanbul’da başlayan bu yeni bölümü farklı bir çizgiyle anlatmak istemesi, basit bir arkaplan değişikliği değildi. Taşrada, ormanlar içinde veya geniş ovalarda geçen ilk kısım daha çok beyaz boşluklarla bezenirken, ikinci kısım Madam Evdoksiya’nın evinde (kapalı mekanda), "karanlıkta", siyahın farklı tonlarıyla geçiyor. Bu değişimi siyah-beyazdan renkliye geçiş olarak okuyabilmek de mümkün elbette.

Tuna’yı anlatırken onun ilk çizgi romanlarının erotizm temalı olduğunu, bütün üretimlerine bakıldığında, aynı temanın ağırlıklı bir yer taşıdığını söylememiz gerekiyor. Erica Jong ve Fanny’yi seçmiş olması da aynı ilginin bir parçası elbette. Fanny’nin özelliği, 18. yüzyıl İngiliz romanlarını yeniden yorumlayan, oldukça esprili, bir o kadar da "eleştirel" ve erotik bir roman olması. Türkçe’de de bilindikleri için Tom Jones ile Fanny Hill’i hatırlatan ayrıntılar içeriyor. Tuna’nın uyarlaması, bu nedenle, daha önceki çalışmalarıyla kıyaslanamayacak ölçüde mizaha yakın oldu.

Öyküyü özetlemek gerekirse, anlatıcı olan kadın, bir taşra kasabasında doğmuştur. Genç yaşta yörenin zenginlerinden biriyle evlendirilir. Kocasını sevmeyen kadının en büyük hayali İstanbul’a gitmek, orada yaşamaktır. Bir gün saçlarını keser, erkek kılığına girer ve soylu atı Karaoğlan’la birlikte (sonu genelevde bitecek) maceralı bir kaçış yolculuğuna başlar. Çevresini erkek gibi gözlemleyen ve erkek olmanın nimetlerinden faydalanan genç kadın, bir handa kendi cinsinden biriyle sevişmek zorunda kalır. Oynadığı rol sayesinde, kendi cinsinin özelliklerini keşfedecektir. Handa atı çalınınca, bir arabayla seyahatini sürdürür. Yolda haydutların saldırısına uğrarlar. Fanny romanında Şen Dostlar Çetesi namlı ünlü haydut reisi Lancelot Robinson’un adı Murat olarak değiştirilmiştir. Genç kadın, arabadaki Arap Uşak Süleyman (Barbadoslu Paul) ile birlikte Murat’ın çetesine – zoraki – katılır. Çetedeki görevi soyguna yataklık etmektir. Çırılçıplak olarak kendini, gelen yolcu arabalarının önüne atmakta, insanlar ona yardım için durduklarında soygun başlamaktadır.

Eşcinsel olan Murat, Süleyman’a ilgi duyarken, genç kadın bu mağrur reise aşık olmuştur. Aşk üçgeni, kabuslar, fanteziler ve eşcinsel bir ilişkinin resmedildiği karelere aktarılır. Çete, zaptiyelerin baskınına uğradığında genç kadın kaçmak zorunda kalır. Öykünün, İstanbul’da geçen ikinci kısmı da bu kaçışla başlar. Tuna, ikinci kısma geçerken ilginç bir kare kullanmış: bir önceki karede çatışmayı uzaktan izleyen genç kadın, "Murat ne olur ölme!" derken, devam karesi, çizim masasında oturan çizerin sorusuyla açılır: "Ne dersiniz? Murat’ın ölmesi daha mı iyi olur acaba?". Öykü anlatıcısı kadın cevaplar: "Yoo! N’olur öldürme onu… Belki bir gün karşıma çıkıverir yine".

İkinci kısım, İstanbul yolunda, erkek kılığında yürüyen kadınla açılır. Sonrası geneleve düşmesiyle gelişen hikayelerdir. Fanny romanını kısmen uyarlayan Tuna, bu iki kısmı birbirine bağlamaya gerek duymamış, romanda Fanny ile yeniden karşılaşan Lancelot/Murat, Tuna’nın uyarlamasında yer almamış. Bu iki ayrı öykü gibi duran uyarlama için, ilki Tom Jones, ikincisi Fanny Hill bölümleri olmuş denebilir.

Fahişe’nin Faslı, çizgi olarak Tuna’nın etkilendiği çizerlerden biri olan Manara’dan esinlenilmiş kareler içeriyor. Ancak, aynı kareler, gerek devamlılık, gerekse kurgunun işleyişi itibarıyla akıcı ve dengeli bir yapıya sahip. Öyküyü başarılı kılan büyük oranda Erica Jong’un ironik dili ancak onu yerelleştiren memleketle harmanlayan Tuna’nın mahareti yabana atılır türden değil. Fahişe’nin Faslı, Soner Tuna’nın tartışmasız en iyi çalışması.

[Serüven Sayı:2'de Edebiyat ve Çizgi Roman dosyası için yazmıştım]

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails