Pazar, Temmuz 03, 2011

Avrupalı Bir Japon Hikâyesi

Okko, 12 yüzyılda, Ortaçağ Japonya’sında geçen bir aksiyon çizgi romanı. Bir Ronin etrafında gelişen bir hikâye gibi gözükse de Okko, tek kahramanlı ya da kahramanın yapıp eyledikleriyle gelişen bir anlatı değil. Diziye adını vermiş olması veya kapaklarda öne çıkartılmasına rağmen asıl kahraman gibi durmuyor hikâyelerde. Ondan korkup çekiniliyor, gücü ve tekinsizliği bir efsane gibi konuşuluyor ve fakat konuşulduğu kadar eylemliliğin içinde yer almıyor. Serüven geleneğini hatırlatarak söylersem, finalde kötü adamı alteden ve her şeyi sonlandıran çatışmanın jön prömiyeri olmuyor. Okko’nun dışında Nabura adlı gizemli yenilmez bir savaşçı, sarhoş bir din adamı ve hikâyeyi bize anlatan, sonradan keşiş olduğunu öğrendiğimiz genç bir balıkçıdan oluşan bir kahraman kadrosu var anlatının. Hepsinin bir gücü ve etkisi olduğunu düşünürsek, fantezi edebiyatının ve bilgisayar oyunlarının doğrudan etkisini görebiliriz. Okko’nun tek kahraman etkisinin azalmasını da pekâlâ buna bağlamak mümkün. Okko, Hub imzasını kullanan Humbert Chabuel’in (doğ.1969) çalışması. Olgunluk yaşında, 2005 yılında Okko’yu çizmeye başladığını, öncesinde televizyonlarda çalıştığını, reklamcılık yaptığını, video oyunları sektöründe mesai harcadığını biliyoruz. Okko’yu tasarlarken serüven edebiyatını sahiden sevdiğini gösteren ayrıntılar seçmiş.

Ronin İmgesi
Ronin, bilindiği üzere, efendisiz savaşçı (Samuray) anlamına geliyor. Japon tarihinde, derebeyleri yanlarında besleyebilecekleri ölçüde savaşçı tutuyorlar. Savaş olmadığında, kıtlıkla karşılaşıldığında veya gelirleri azaldığında Samurayların bir kısmı serbest bırakılıyor veya masrafları azaltmak adına uzun yolculuklara gönderilebiliyor. Bazen onur kırıcı bir suç, aşikâr bir hata veya ahlaki düşkünlük de samurayların efendisiz kalmalarına neden olabiliyor. Samuray hikâyelerine bakılırsa, dâhil olduğu hiyerarşide yükselemeyeceğini anlayan kimi savaşçılar, efendilerinden izin alarak dışarıya çıkıyor, ün kazanmak için başka türden bir yola giriyor. Bu kısa özet bile sanıyorum, serüven edebiyatının efendisiz savaşçıları, Ronin’leri neden sevdiğini açıklıyor. Otoriteyle bağını koparmış, saygınlığını yitirmiş, gittiği her yerde korku ve endişe yaratan silahlı bir adamı düşünün. Ronin’in kelime anlamının denizdeki dalgalar gibi savrulan insan olduğu söyleniyor. Bir seyyah gibi köyleri gezen, itibar arayan, bulduğuyla yetinen bir avare, aylak ya da kırsalın flaneur’u da denebilir… Üzerinde kıyafet gün be gün epriyen, kılıcından başka değerli bir şeyi kalmayan yoksul(laşan) bir adam aynı zamanda…

Aşina Tiplemeler ve Manga Melezliği
Hub, Ronin’in yanına şövalye hikâyelerinin sarhoş din adamını katmış. İçkiyle din ya da din ile cinsellik arasında tezatlık kurmak, din adamlarını hicvetmek, modern – seküler serüven edebiyatının sevdiği trüklerdendir. Hub, fazlasını yapmış, bunu fantezi edebiyatının büyücüsüne (Merlin) doğru evriltmiş. Miyazaki ile yaygınlaşan çevreci mistisizmine de başvurduğunu hatırlatalım. Noshin, doğanın ruhlarıyla irtibat kuran, onları kullanan alelacayip biri. Doğanın aynı zamanda güzel ve korkutucu, neşeli ve öfkeli olabileceğini gösteriyor. Fantezi edebiyatı, ruhaniliğe saygı göstermeden insan olunamayacağı telkinini verir. Ruhanilik, bir biçimde anlatının merkezindedir. Kimi tapar kimi yokmuşçasına davranarak inananlarla alay eder ama o ruhanilik olağandışı bir aktörmüşçesine hikâyelerin özellikle finalinde belirleyici olur. Büyücü Noshin gibi gizemli devadam Noburo da Japon folkloru kadar şövalye hikâyelerine, örneğin Robin Hood’un Little John’una yapılan bir gönderme. Noburo, zebanileri veya gulyabanileri betimleyen bir Oni maskıyla dolaşıyor. Daha ilk albümde ölmediğini görüyoruz, nasıl olduğuysa bir muamma olarak bırakılıyor, cevaplanmıyor. Hub’un iyi yaptığı en önemli şey anlatısını frankofon çizgi romanı ile manga arasında bir yere çekerek melezleştirmesi. Balonların kullanım biçimi manga tarzını hemen hatırlatıyor. Hikâye anlatıcısı Tikku’nun tipleştirilmesi de bu çerçevede düşünülmüş. Okko’nun Fransa’da epeyce manga yayınlayan Delcourt’tan çıkmasını tesadüf sayamayız. Hikâyelerde de bu melezlik kullanılmış. Türkçede Toprak Devri adıyla yayınlanan ikinci serüveni Japon halk hikâyelerinin tekrara dayanan (bir manastırdan diğerine gidilen, modern anlatılarla kıyaslanırsa sayfalarca-anlamsız biçimde oradan oraya sürüklenen) kurgusunu başarıyla kotarmış. Kişisel olarak önce neden bu denli “uzattığını” anlayamadım sonra fark ettim ki Hub, Japon otantizmini yansıttığını, o döneme özgü lirizmi ve şiddeti resmettiğini göstermek istiyor. Mutlaka enformatik, anlatıcı seyrinin dışına çıkan ve hatta bazen düğümü açıklayan bölümler kullanıyor. Bunlar da belgeselci tutumla ilgili muhtemelen.

Başarılı bir çizgi roman Okko. Hikâyeden çok tiplemeleriyle başarılı ve ayrıksı demek gerekiyor belki de. Her bölümde gözalan, garip bir gerginlik taşıyan birileriyle karşılaşıyorsunuz; seçilmiş, estetize edilmiş folklorik öğelerle haşır neşir oluyorsunuz. Hikâyeden çok bunlar akılda kalıyor. Çok daha fazla şey anlatılacağını ima etmesi, hikâyenin geçtiği zamanın yıllar sonrasından bölümler aktarması bir dünya ve anlatı evreni yaratılmaya çalışıldığını gösteriyor. İyi çizilmiş, iyi renklendirilmiş Avrupalı Japon hikâyesi okumak isterseniz Okko iyi bir seçim.

Birgün Kitap, 2.7.2011

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails