Cuma, Nisan 17, 2026

Makyaj

Önemli oyuncularımızdan Hazım Körmükçü’nün söyleşisinin yer aldığı derginin ünlü kapak fotoğrafı (1935). O yıllarda sahiden şöhretli, adı tiyatroyla neredeyse özdeşleşmiş bir isim. Ne var ki söyleşisinde geçim sıkıntısından söz ediyor, hak ettiğini alamadığını anlatıyor. O fasla girmeyeceğim, sanatla geçinebilmek hiçbir zaman kolay olmadı.

Ben fotoğrafın kendisine bakıyorum. Bir dönemin tiyatro zihniyetini neredeyse tek başına anlatıyor. Yapay renklendirme, sonradan eklenmiş gibi duran kaşlar, uçları sivriltilmiş bıyık, çalışılmış sert bakış… Hepsini seviyorum. Bu makyaj, bu belirginleştirme kimseye tuhaf gelmiyor, ne üreticisine, ne seyircisine, ne gazetecisine, ne de Hazım’a. Aksine, olması gerektiği gibi görülüyor. Yani normal.

“Teatrallik” dediğimiz şey tam da bu: oyuncunun ilgiyi üzerinde tutmak için abartıya yaslanması. Dikkat çekmek, etkilemek, görünür olmak… Ama bu çaba bazen hikâyeden kopmayı da beraberinde getiriyor. İlk sinemacılarımızın tiyatro kökenli oyuncularla çalışırken yaşadığı gerilim biraz buradan doğuyor. O yerleşik “normalliği” kırmak, başka bir gerçeklik kurmak istiyorlar.

Aradan geçen doksan yıl bize bir ayrıcalık sağlıyor: o tuhaflığı görebiliyoruz. Oysa Hazım’ın çağdaşı olsak, muhtemelen hiçbir şey garip gelmeyecek, aynı normalliği paylaşacaktık. Bu yüzden tiyatro makyajını hep bir metafor olarak aklımda tutarım. Hayat da böyle işliyor. “Gerçek” dediğimiz şey sabit değil, değişiyor, biçim değiştiriyor, eskidiği yerde yeniden kuruluyor. Ve çoğu zaman, tam da o kurulduğu anda, herkese son derece doğal görünüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder