Perşembe, Ekim 29, 2020

Bulaşma


Biri “komik” dediğinde muhatabı “trajikomik” diye el artırır. Trajediyle mizah, ezelden beri hısım akrabadır.

Birinin başına acı bir şey geldiğinde üzülmekle birlikte içten içe sevindiğimiz de olur. Başkasının acısı bize kendi durumumuzu hatırlatır, acımayla birlikte bir üstünlük hissi de verebilir. O üstünlüğün içinde gülme de vardır, mizah da. Yaşıyoruzdur, rezil olmamışızdır. Hele trajedi, güçlü ve başına geleni hak ettiğini düşündüğümüz birinin başına gelmişse haz daha da artar. Hem trajedi sürsün isteriz hem de insani olarak bu acıyı paylaşırız.

Aldığımız eğitim ve bize doğru diye belletilen iyilik inancı, başkasının acısından keyif almayı ayıplar. Ama o eğitime ve iyilik inancına nanik yapmak da içimizden geçer. Üzüntümüzün sahte olması gerekmez; insan aynı acıya hem üzülüp hem sevinebilir. Trajikomik olan biraz da hissettiklerimizdir. Birinin düştüğü durumdan gözümüzü alamıyoruzdur ama kendimizi yalnızca onun için üzülüyor gibi gösteririz, kendimizi de kandırırız.

Sosyal medyada “linç” filan deniyor ya… Trajik kimi olayları konuşmak için fırsat kollandığını, şehvetle konuşulup kıs kıs da gülündüğünü, trajedinin mizahileştirildiğini galiba hepimiz fark ediyoruz. Bazen espri yapmaya bile gerek kalmıyor; acının ayrıntılarını tekrar tekrar anlatmak, yeni bir ayrıntı bulup dolaşıma sokmak yetiyor. Keder ortaklığı, revanşizm ve tahkir, garip bir karışım olarak konuşmalarımıza bulaşıyor. Birinin acısını paylaşıyoruz ama o acının gündemden düşmesini de pek istemiyoruz.

1 yorum:

  1. Birinin başına acı bir şey gelir ve bir anlığına sevinirsin. Sonra insanlığına söversin. Hani iyi bir insansın? N'oldu? Şu linç denen akım da bir an önce bitsin diye bekliyorum.

    YanıtlaSil