![]() |
Önce o yıllarda yazılı basında yaşanan değişimden söz
edeyim. Ellili yılların sonunda en çok satan gazetemiz yüz bin civarında
satıyor. Hürriyet’ten söz ediyorum. Matbaalar günlük olarak bundan fazlasını
basamayacak kadar eski ve demode. Üstelik, basılan gazeteleri tüm ülkeye
dağıtabilecek yeterli bir ulaşım sistemi yok. Yollar kötü, aktüel bir yayını
günbegün bir yere ulaştırmaya değecek bir karlılık da yok. Ama altmışlı yıllarla
birlikte pek çok şey değişiyor. Gazetelere basın dışı sermaye ziyadesiyle ilgi
göstermeye başlıyor. Matbaa teknolojileri yenileniyor ve asfaltlanan yollar
artıyor.
Dergi ve gazeteler çok satmaya başlayınca reklam pastası
da büyüyor. Akbaba’nın sahibi Yusuf Ziya Ortaç’ın bu durumu görmemesi mümkün
değil. Yeni döneme ayak uyduramayan bir önceki on yılın en önemli gazete ve
dergilerin birer birer kapanmaya başladığını da biliyordur. Eskiden devletten
aldığı aboneliklerle dergisini yaşatabilirken maliyetlerin arttığını, ayakta
kalabilmek için büyümek gerektiğini de hesap etmiş olmalı.
Denemiş diyelim, ayak uydurmaya çalışmış… Sonuçlara
bakılırsa hayal ettiği gibi reklam alamamış, çıkan sayılara bakılırsa büyük bir
değişim yaratamamış.
Peki, 2.500 lira ne büyüklükte bir para? Dönemin
ücretleriyle kıyaslayınca daha anlaşılır oluyor. Türk-İş’in 1962 tarihli
derlemesinde İstanbul’daki basın mensupları için aylık asgari ücret 350 lira
olarak belirtilmiş. Akbaba’nın tek bir tam sayfa reklam için istediği bedel, bu
ücretin yedi katını biraz aşıyor. Burada ülke çapında geçerli tek bir asgari
ücretten değil, belirli bir şehir ve meslek için saptanmış ücret tabanından söz
ediyoruz. Elbette 2.500 liranın tamamı da çizerin cebine girmiyor; çizimden klişeye
ve dergide ayrılan yere kadar bütün hizmetlerin toplam fiyatı bu.
Tüketici fiyatlarındaki artışla hesapladığımızda aynı
tutar, Ağustos 2026 parasıyla yaklaşık 105 bin liraya, ekim başındaki kurla da
2.130 dolara karşılık geliyor. Bu rakam, o reklamı bugün aynı fiyata
yaptırabileceğimiz anlamına gelmiyor; yalnızca paranın alım gücünü gözümüzde
canlandırmaya yarıyor.
İlanın ilginç tarafı, yaratıcı emeğin nasıl tarif
edildiği. Akbaba, okurun tanıdığı yazar ve çizerleri müşterinin hizmetine
sunarken onların maharetini de bir satış gerekçesi yapıyor. Bize kalan fiyat
tarifesi, derginin ne kazanmayı umduğunu gösteriyor, gerçekten ne kazandığını
öğrenmek içinse başka belgelere ihtiyacımız var.
Ne diyelim Mıstık Abi, mizah tarihinin bir de böyle fiyat
tarifelerine yazılmış tarafı varmış…

Reklamcılık açısından çok düşük bir meblağ bu. Satış düşüklüğüyle ilgili büyük ihtimal.
YanıtlaSilÖyle görünüyor
Sil