Cuma, Temmuz 09, 2021

Marlon'un kiloları


Gazeteler, aralıklarla kitap yayımcılığı yaparlar ama gazetecilikle kitap yayıncılığı, gazetecilikle editörlük sahiden çok farklı işlerdir. Gazetelerin çıkardığı kitaplar, reklam ve dağıtım güçleriyle ilk anda çok satsa da kısa sürede kaybolur ve unutulup giderler.

Yukarıdaki görsel, Hürriyet Yayınlarından 1978'de yılında çıkan Dul kitabından...Arka kulakta bir şeyler yazılmış, okursanız, magazin diliyle asparagas ve palavra anlattıklarını göreceksiniz... Yazarın bir başka romanı (bu kitap değil yani) filme uyarlanacakmış, rollerden biri için Marlon da düşünülüyormuş ama hayli kilolu olduğu için oynama ihtimali düşükmüş...

Kitapla, romancının edebiyatıyla ilgili tek bir yorum yok...Bu yaşıma kadar hiç şaşmadı, esen rüzgar misali, haldır haldır girişip...depoda kitap çürütmekten ilerisine gidemiyorlar. Gaz,toz, bulut...Tarzları bu, bildikleri bu... ellerinden başka türlüsü de gelmiyor... bunun yanlış olduğunu akıllarına dahi getirmiyorlar, bunu bir sorun olarak göremiyor, kitabın kendisine popüler bir ürün olarak bakmaktan kendilerini alamıyorlar.

Perşembe, Temmuz 08, 2021

Ortaç

Yusuf Ziya, hep kapının eşiğinde. Dünyalığa dünyalık gerek. Sorsan üflüyor, bu dünya kirli, bu dünya dumanlı, kötü. Penceresi mağdur. Ya ben sana sarılayım ya da sen bana. Hep süvari, hep kaptan. Kırklarda CHP mizah ödülü, halkevi kahkahası. Ellilerde ne çektik biz şu Cehape’den ilenmesi. 27 Mayıs’ta Kahrolsun Menderes! borazanı. Örtülü Ödenek’ten kim para almadı ki savunması. Kim eğilmedi ki devletin karşısında. Hiçbir mevsim ısıtmıyor ellerini. Vitrinlerde yaşatılan şerri hile. Kendini zaman sayan başyazı.

Salı, Temmuz 06, 2021

Adem ile Havva

Fotoğrafı geçenlerde satın aldım, yönetmenliğini Nejat Saydam'ın yaptığı Çıldırtan Arzu (1968) filmindenmiş... Adem ile Havva adıyla  biliniyor, içinde geçen hepi topu üç beş dakikalık "cennet" sahneleri sebebiyle biliniyor demek daha doğru, ki ben de filmi o sebeple izledim. Fikret Hakan Adem'i, Sevda Ferdağ da Havva'yı oynamış, Tanju Gürsu ile Salih güney, Habil-Kabil, Turgut Özatay da Şeytan olmuş. 

Doğrusu, dini bir film sanıyordum, meğer değilmiş, "cennet" bir rüya sahnesi gibi anlatılmış bir şeymiş... Garip ve kafası karışık bir film seyrediyorsunuz, bir yerden sonra "kopuyor", ne yapmak istemişler, niye yapmışlar diye bakakalıyorsunuz. 

Bilenler için yazıyorum, Hoş Memo havasında bir fantezi var filmde, birbirleriyle didişen, hafif deli, ağzı bozuk, kolay öfkelenip kolay kahreden karakterler görüyoruz.  Hiçbirini tek duyguya indirgeyemiyoruz, her konuşma ve eylem, bir öncekini yanlışlayan tutumlarla geliştirilmiş... 

Ana hikayeyi din mitolojisine bağlamak istemişler desem, o da değil... Ta en başta Hayri Esen'in sesiyle "din" ve "ders" havasına giriyoruz, bir imamın ağzından "vettekullahe leallekum" duyuyoruz. E o kadarla kalıyor. Bir biçimde ahlak ve adalet tartışması yapıyorlar sanki ama bunu da unutuyorlar ... Üstelik tezat bir biçimde kadınların ve erkeklerin bol bol soyunduğu bir hikaye bu, dönem için erotik demek gerekiyor... 

Fikret Hakan, marazi bir coşkuyla sağa sola koşturup höykürüyor, dövüyor sövüyor. Adem buysa Adem niye bu kadar "deli" anlayamıyoruz. Allah selamet ve zihin açıklığı versin derler ya... Öyle bir kıvamda (ve sanıyorum seyirci mutlu son istiyor kabulüyle) film bir yere varıyor...

Film tuhaflaştıkça, alelacayip bir Adem ile Havva hikayesi izleyeceğim vehmine kapılan Levent de hayal kırıklığına uğruyor, fotoğraf güzel diyerek, köşesine çekiliyor.

Pazartesi, Temmuz 05, 2021

Mezar başında

Cenazelerde mutlaka rastlamış olmalısınız, insanlar tabutla selfi çekiyorlar, şaşırıp kalıyoruz. Her gün "ajans" gibi "haber" üreten cep telefonu kullanıcılarının günü kurtaran ve manşetini arayan arsızlığı denebilir mi buna? 

Yukarıdaki fotoğraf, muhtemelen otuzlu yıllarda bir mezar başından... Definden sonra mı yoksa bir yıldönümünde mi çekilmiş orasını bilemiyoruz. Sanki iyi kıyafetlerle gelmişler, ölüye mi fotoğrafa mı titizlenmişler belirsiz... Hatıraları olsun istemişler. Selfiye benziyor mu, evet benziyor. 

Selfi dedik, hatıra dedik...İnsan niye fotoğraf çeker ya da çekerdi? Önem verdiği bir şeyi saklamak, önemini belirginleştirmek ve geleceğe bırakmak için mi? Bir fotoğrafçı arkadaş, tabii ki romantize ederek, "ben çekmezsem kaybolacak gibi geliyor" demişti. Hepimizi motive eden güdüler ve hisler farklı... En son Gülten Akın'ın cenazesinde gördüm "tabutla" selfie çektirenleri, onlar kaybolacak hissiyle çekiyor olamazlar, ışığın etrafında pervane olanları andırıyorlardı çünkü...
 

Pazar, Temmuz 04, 2021

Dikdur

Dik dur eğilme...yolundan geri dönme... Hoh hoh... Dikdur diye bir marka olur mu ya diyerek, gülerek yazıyorum, ne düşünmüşler acaba..

Cuma, Temmuz 02, 2021

Ergönültaş

Mendilden bayrak yapmış çocuklar, koştukça tıplatıyor atardamarını memleketin “tüm eserlerinden”. Akıllarda vurdulu kırdılı bir film, Suzi’nin çilleri. Tütün, şiir ve hoyratlık. Alışılmış ıstıraplar, yukarı akan dereler. Yoksul mahalle peyzajı. Yürüdükçe kanayan Edip Cansever, trenden inen Egemen Berköz. Büyük rıhtıma dayalı azınlık gemisi kenar mahalleler. Yağmurun en çok yağdığı evler, mutluluk yalan! Hele ümidin taşocağındaki kadınlar. Engin Ergönültaş, büyük hikâyeci, peri tozu. 

Perşembe, Temmuz 01, 2021

Geçer


Bir ara, geçim derdiyle, bir özel üniversitede ders veriyordum, 2008 filan olmalı. Konuşuyorum, öğrencilerin bir kısmı ne desem yazıyorlar, dikkatimi çekti, Özal diyorum, kalemler oynuyor. Sonra anladım ki çocuklar Özal kim bilmiyorlar, yaşları itibarıyla görmemişler ki onu, benim herkes nasıl olsa biliyor diye öylesine anlattığım bir isim , sınav sorusu olabilir endişesiyle defterlere geçiriliyordu.

ANAP, 1991 yılında iktidarını devretmişti de Limon o günlerde yukarıdaki kapağı yayımlamıştı. Şimdi tarihi vesika oldu, kim kimdi, ne olmuştu, unutuldu gitti, anca işte yaşlılar aramızda laf çeviriyoruz. Ne çok konuşulurdu rüşvetti, ihaleydi, bankaydı, vergi kaçırmaydı...

Bizim için yeni değil bu hikayeler. Para konuşturur denir ya...İlla ki konuşturuyor.

Geçer bugünler diyenlere "geçmiyor" işte filan da diyoruz... Eskilere bakınca daha iyi anlıyorum, aynı dönemler değil, aynı insanlar değil ama hakkaten geçiyor...

Onmuş babanın gün yüzü görmüş bebeleri değiliz ya... Çeke sündüre gidiyoruz ama geçiyor, geçecek. İlkokuldayken 1'den 5'e kadar notlar vardı. Pekiyi (5), İyi (4), Orta (3), Geçer (2), Kaldı (1) olurdu... Geçer dediğim öyle geçer yani...Muhabbetle



Related Posts with Thumbnails