Pazar, Aralık 16, 2018

Haset ve Pusu


1985'ten beri yazdıklarım bir yerlerde yayımlanıyor. Çeyrek yüzyıldır da kesintisiz olarak bir telif gelirim var, yazarak hayatımı kazanıyorum. İlk öğrendiğim şeylerden birisi, beni beğenen kadar beğenmeyenlerin de olacağıydı.

Bir şey yazıyorsanız, yaptığınız işi beğenmeyenler mutlaka olacaktır. Eleştirme hakları vardır. Üstelik beğeni görecelidir, zamana, kişilere, beklentilere göre değişir. Asabiyet göstermenin, defans yapmanın, kahırlanmanın pek anlamı yoktur.

Hele ki sosyal medyanın bu denli bizi belirlediği bir çağda... İşe güce bakıp devam edeceksiniz. Kim ne derse desin, ne olursa olsun, yaptığınız işler geriye kalıyor diyeceksiniz. E siz de bu işi seviyorsunuz ki uğraşıyorsunuz, durmayacak, takılmayacaksınız.

Sosyal medya dedim, insanları ilgi çekmeye teşvik eden bir atmosferi var ve sakin, aklı başında, ölçülü birini bile "bağırmaya" zorlayabiliyor. Her gün yüzlerce örneğini görebiliyoruz. Abartılı, taparak ya da teperek bakan, başka türlü olamayan çocuk zekalı salvolar okunabiliyor.

Bir iki kez yazdım, yukarıda yazdıklarımı kimse söylesem, onaylanıyorum ama nedense hiç şaşmıyor, biraz yaklaşınca, yakından tanıyınca şunu fark ediyorum. Konuştuğum insanın sevmediği birinin internet hesaplarını takip ettiğini öğreniyorum. Hem o kişiden nefret ediyor hem de takip ediyorsun.

Bazen, beni eleştirmek, yerin dibine batırmak için özellikle takip edenlerle de karşılaşıyorum. Taciz de ediliyorum. Cevap vermek, haddini bildirmek kavga etmek filan değil derdim. Bana özgü bir durum da değil. Herkesin hayatında birileri var böyle.

Deşifre etmek için yaşamak diye bir şey sanki bu...O sağcıyı, o solcuyu, o yeteneksizi, o sefili, o kötü yazarı, o yalakayı, o boş tencereyi niye iz-ler-sin? Hata yapmasını, açık vermesini niye bek-ler-sin? Niye buna bu kadar zaman har-car-sın?

Hiç anlamıyorum, kim anlatırsa anlatsın anlayamam da...

Öte yandan benim itirazım da laf salatasından başka bir şey değil. Herkese normal geliyor bunlar...

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails