Pazar, Ağustos 24, 2014

Dağlar Raspotini Gavur İmam



Geçtiğimiz günlerde, başka bir iş için, bir nedenle Murat Sertoğlu'na bakarken afalladım. Hani şöyle kitabı dallarsanız ya, işte o ara oldu bu, evirir çevirirken birden şaşırdığımı farkettim. Bu ne sertlik dedim ve kapılıp okumaya başladım.

Beni afallatan, okuma hevesi uyandıran şey saf kötülük anlatıyor olmasıydı, romanda geçen kimse iyi değildi. İlk kez okuyor değilim, ama şunu hatırladım, çocukluktan bir his kalmış bende, tam anlayamadığım bir şey, dahil olamazdım Murat Sertoğlu'nun anlattığı serüvene.

Şimdi anlıyorum ki "gâvur" olmazsa anlattığı şeyde iş karışıyor, herkes sert, güvenilmez ve şiddet dolu oluyor. Çok ciddi, "iyilik geçici kötülük kalıcıdır" diyen hikâye çıkıyor ortaya.

İlgimi çeken 1951 yılında Son Telgraf'ta haftalık olarak tefrika edilen Çakırcalı Mehmet Efe'ydi. İyi bir çizer olmakla birlikte mesleğinde dirayet göstermemiş Mehmet Tekdal çizmişti. Sertoğlu, bu tefrikayı sonraları genişleterek kitap olarak yayınlamıştı. [Defalarca yayınlandığı için her yerde bulunabiliyor.]

Ben aşka geldiğim için hemen okumadığım bir başka Sertoğlu romanı aradım. İki kıstasım vardı, birincisi anlattığı hikayenin kötü adamı Türk olsun istedim. İkincisi, son dönem Osmanlı topraklarında geçen bir serüven Sertoğlu'na daha rahat eleştirme imkanı tanıyordu. Onu da keşfetmiştim.

Eski kitap satış sitelerinden birinde Dağlar Raspotini Gavur İmam'ı buldum. Sipariş ettim. Cumartesi geldi, iş güç arasında bugün heyecanla bitirdim. Basın reklamlarına bakılırsa 1959'da, yıl sonunda basılmış, 1960'ta dağıtılmış.

Dağlar Raspotin'i bütünüyle ticari gerekçelerle eklenmiş, romanla ilgisi olmayan bir kere bile kullanılmayan bir adlandırma.

Sansürün etkisini gözardı ediyor değilim. Raspotin (Rasputin) demiş ama cinsel şiddetin ya da o açıklıkta bir erotizmin anlatılması mümkün değil o yıllarda. O kıyılarda nasıl gezinmiş diye merak etmiştim. Gezinmemiş...

Hapisten kaçan bir idam mahkumunun, bir dağa köyüne tayini çıkmış imamın yerine geçmesiyle başlıyor roman. Gavur İmam adı oradan, Afyonlu azılı katil, köyde bir süre eyleştikten sonra kadına-kıza musallat olmaya, adam öldürmeye başlıyor ve Gavur İmam adını alıyor, dağa çıkıyor. Seri katil gibi gibi önüne geleni öldürüyor, soyuyor ve korkutuyor.

Sertoğlu, tefrika yazarı. Bir sonraki günü merak ettirmek, anlattıklarını aralıklarla özetlemek, lafı ve heyecanı uzatmak konusunda hem deneyimli hem de memleket ölçüsünde maharetli biri. Zevaco'yu temel alarak yazıyor, diyaloglar, etkiyi pekiştirici betimlemeler ve şaşırtmayı önemseyen yazarlık iştahı had safhada diyelim.

Gavur İmam güzel mi? Evet diyemem, başka türlü olabilirmiş, bir potansiyeli varmış, olamamış. Yazarlık sürati işi epey sekteye uğratmış, romanı baştan tasarlanmadığı da belli oluyor. Yavaşlaması gereken yerler  var, Sertoğlu son sürat geçmiş oraları. Gavur İmam'ın şiddetinin hikayeyi sürüklediğine inanmış olmalı.

Peki ne ilginç? Entrikası ilginç. Fırsat buldukça serüven tefrikası okuyorum. Ortak bir karakteristik bu. Karakterler sürekli olarak birbirlerinden şüpheleniyorlar. Kurnazlar, haset ediyorlar, kıskanıyor, gıybet yapıyorlar. Sertoğlu da bunu yaptırıyor karakterlerine.

Yine Sertoğlu yazdığı için söylüyorum, Battal Gazi de bunu yapamazsınız. Battal, en nihayetinde çeker kılıcı susturur ahaliyi. İlgi çeken tefrikalar da buralardan çıkmaz zaten. O hamasidir, pedagojiktir, millidir, falandır filandır.

Gavur İmam'da arada efelikle, ahlaklıkla, namusla ilgili laflar ediliyor ama hikayeyi sürükleyen herkesin plan yapması...Geveze olması, para konuşması, birbirine inanmaması...

Uzun mesele, girmeyeceğim, memleket edebiyatında kötülük bahsini kurcalamak gerekiyor, onu iyi biliyorum....



Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails