Çarşamba, Eylül 25, 2013

Milano Usulü Western




I
• "Milano usulü western" terimi bana ait değildir, bir arkadaşımdan duyduğum, hoşuma gittiği için kullandığım bir yakıştırmadır.
• Bonelli çizgi romanlarındaki western tarzını anlatmak için kullanılmıştır.
• Milano usulü western'in spagetti western ile uzak yakın ilişkisi yoktur. Bir yakınlık kurmak icap ederse, bu yakınlık Hollywood ile kurulmalıdır (bakınız rahmetli john ford ve rahmetli bonelli).
• Milano usulü western'i iki ayrı kalıptan okuyabiliriz: a. Zagor b. Teks
• Yakınlarda çıkan Magico Vento, Teks'e değil Zagor'a yakındır.
• Fantastik ve korku, Milano usulü western'in önemli parçalarıdır.
• Judas'ın başarısız olması, Milano usulü western olmamasına bağlıdır.
• Zagor'un eline altıpatlar yakışmaz, finaldeki kavgaların adamıdır.
• Milano usulü western senaryoları bir baba-oğul yarışıdır, kuşak çatışmasıdır.
• Manfredi, Dylan Dog ve Ken Parker okumuş okuyucularla uğraşmak zorunda kalmıştır. Magico Vento, Milano usulü western'in son ürünüdür.

II
• Teks'in spagetti westernler ile bir ilişkisi yoktur. Yapılan, çizgi roman severlerin ünlü bir türle sevdikleri bir kahramanı birbirine yakıştırmalarıdır.
• Birbirlerine yakıştırılan çiftlerin birlikte olacaklarının garantisi var mıdır?
• Bonelli, üretirken çocukları ve gençleri hesap eder, Leone, erkekleri ve Hollywood'u.
• Leone, Ford estetiğini tersyüz eder. Bonelli, esseGesse'yi.
• Teks yüzünden Kaptan Swing vardır (ya da Çelik B(i)lek nostaljidir artık Swing'in düğününde).
• Teks, geleceğe bakarken her şeye rağmen iyimserdir. Tommiks geleceğe bakmaz, zaten iyimserdir, o anı yaşar. Eastwood ise Leone "iyisi" olarak iki kaşının ortasına yiyeceği kurşunu hesaplar daima.
• Teks'te göğüslerine kan fışkıran tombul kızlar, mastürbasyon yapan kötü adamlar, ahırla barın bir arada olduğu mekânlar yoktur. Teks, "otantik" western folklorunu pekiştirir.
• Teks'te bir radyo oyunu kadar çok konuşulur. Leone ise bir opera kadar uzatılmış sahneler kurar, konuşan müziktir.
• Leone yalnız ve az konuşan kahramanları sever. Teks ise hem konuşkandır hem de yanında dostları olmadan hiçbir yere gitmez. Nerdeyse her eylemini yanındakilerle tartışarak yapar. Leone'nin derdi Hollywood'la hesaplaşmak olduğu için kahramanlarına ne paylaşmayı ne de başkalarına güvenme duygusu vermiştir.
• Teks solcudur, spagetti kahramanları ise sağcı. Milano usulü westernler’de toplum kirlenmiştir ama çıkış arayan idealistlerle karşılaşırız. Leone ise idealizmi bir yalan olarak görür.
• Teks politikacıları sevmeyen bir solcudur. Onu anarşist saymak yanlıştır.
• Ken Parker, Teks'e karşı bir meydan okumadır. Edebiyata yakın olduğu için çizgi roman olarak kaybetmiştir.

III
• Ken Parker, anlamaktan yorulmuş bir seyyahtır.
• Ken Parker, Milano usulü western’in en iyi "iyi adamıdır". Western diyarlarını dolaşırken Mesih kadar iyi olduğu hikâyeler yaşar. O, insanların güzel şeyler yapabilme yeteneğine inanan bir idealisttir.
• Ken Parker şiir okuyan tek Milanolu’dur [Bu onu Oğuz Atay kahramanı yapmaz].
• Berardi, “size bir film anlatacağım” diye öyküsüne başlayan bir Hollywood senaristidir.
• Ken, Teks kadar yumruk atamaz, öyle bir kavga onu ağlatmaya yetebilir.
• Soyunan, Ken'le sevişen kadınlar görürüz. Teks'i eşcinsel bulanlar Ken Parker'ı gerçekçi mi bulmaktadırlar? Kahramanın bir kadınla sevişmesi Milano'da tabu yıkmaktır. Henry Miller ne derdi ki bu karelere...
• Ken Parker, "hiç de kahraman değil" klişesinin Türkçe'deki ilk fumetti örneğidir.
• Berardi, ta en başta bir Judas öyküsüyle başlar diziye. Takipler, soygunlar, silahşorlar, posta arabaları, trenler... Sonra insanları anlatır, kareler bir duygudan diğerine geçmeye başlar. Cehennem zebanisi Teks'in bayıltıcı yumrukları, daldan dala uçan Tarzan Zagor'un hareketleri değildir bunlar. Konuşarak ve bazen susarak "konuşur" bizimle.
• Çizgi roman edebiyat değildir diyenleri haklı çıkarırcasına az satmıştır Ken.
• Oyuncunun aslası yoktur, rolü neyi gerektiriyorsa onu yapar diyen bir oyuncudur Robert Redford.
• Çizgi roman okuru anti-entelektüelisttir denebilir mi?
• Berardi'nin Julia'sı Aksoy'da kapanırken 150 tane satmış. 150 mektup yazmak istiyorum.

IV
• Zagor, Afrikalı ağaçlar arasında bir beyaz adamdır. Sherwood'lu Robin kadar İngiliz, İrlandalılar’ı sevecek kadar İtalyan’dır.
• Çiko, ne kadar Sanço ise Zagor da o kadar Don Kişot'tur.
• Zagor, laboratuvardaki "kaza sonucu" süper kahraman olmayan ve 19. yüzyılda yaşayan tek süper kahramandır (okuyana nanik hakkı tanıyorum).
• Süpermayk, Milano usulü western'in en sempatik kötüsüdür. Yazarını ve Zagor'u yenerek yaşamayı becermiştir.
• Zagor, Bonelli'nin en çok yürüyen kahramanıdır. Teks'i atlarla hatırlarız, onu yürürken... Magico'yu otururken (tm)...
• Zagor'un çılgın bilim adamları, deneyler yapan, hayaller peşinde koşan serüvencileri hep yabancıdır. Darkwood her türlü zenginliğin ve bin bir maceranın membaıdır. Dış mihraklar, her öykünün değişen düzen bozucuları...
• Zagor'un, Zagor bir kadınla öpüştü diye eğlenen / sevinen okuyucuları vardır. Diana'nın memelerini konuşanları hiç saymıyorum.
• Zagor, Teks kadar İspanyolca bilmez, tercümanı olduğundan olmalı...
• Milano usulü western'in en hareketli öyküleri Zagor'undur. Kareler bir hareketten diğerine geçer. En çok öfkeleneni, şaşıran ve bağıranı (kendini kaybedeni) Zagor'dur. Jestleri, tavırları ve mimikleri en çok değişen, en çok Akdenizli olan odur.
• Mephisto ve Hellingen hısım, akrabadır. Baba-oğul olduklarını iddia edenler bile vardır.
• Mister No, Zagor'un öteki yüzüdür. Serüvenin başında ve (daha çok) sonunda gülen Zagor, yirminci yüzyılda içkiyle hasbıhal eden, güleç yüzlü bir "âşıktır" artık. Mister No, bir hayat firarisidir, Çiko'su dilinde.
• Zagor İtalya'da "artık" az satıyor, bizde "çok". Niye? Bir mektup da o çokluğa bırakıyorum.

V
• Kit Karson, Milano'nun en ünlü / muteber karamsarıdır. İlk western filmlerinin (sirk cambazlarını andıran) süslü ve frapan oyuncuları gibidir kıyafeti.
• Amcadır. Kit Amca derken bile içimiz ısınır ona. Bonelli, Karson'a okuyucunun sesini vermiştir. Merak ve endişe soruları onun ağzından çıkar. Sam Amca'ya sakalı dışında benzemez.
• Karson, Bonelli'nin yaşlı "Pardayan"ıdır. Marazi karamsarlığıyla güldürür okuyucuyu. Teks'in manşeti Kit Karson'un varlığıdır. Onsuz geçen öykü, emekli olmuş askere benzer.
• Mister No, Karson'un marifetli torunudur. Zagor'u görseydi, "Kim bu soytarı?" diye sorardı mutlaka.
• Karson, Milano'nun "erkek kardeşler birliği"nin en yaşlısıdır. Çizilmiş onca sayfayı, okunup atılmış dergileri ve emekle anlatılan öyküleri temsilen durmaktadır. Kit Amca, Fumetti Müzesi’nin danışmanıdır.
• Nevrotik kadınlardan ve kitaplardan korkar en çok.
• Kötü adamı mimlemekte Teks kadar tecrübelidir. Kavgada mutlaka konuşur Teks'le. "İhtiyar deve", payına düşen Teks kaynaklı yakıştırmadır.
• Teks'ten çok onun için endişeleniriz. Robin'i öldüren tahammül fersa Amerikan tüccarlığı Karson'a kıyar mı diye aklımıza takılır. Allah’tan Teks çok satmaktadır.
• Milano kozmolojisinde kehanette bulunan, kabristandan söz açan, keyfiyet düşkünlüğü yapan ve kasveti bozanlar komiklerdir. Büyülü Rüzgâr'ın Poe'si, aç kalmış bir Çiko ya da minyatür bir Karson'u andırır. Magico çıkana kadar "edebiyat" ve "yıllar" geçmiştir Milano'dan. Mürekkeplidir Poe'nin sözleri.
• Teks'i gülerken hatırlamak için Karson'a ihtiyaç duyarız (2. baskı).
• Teks çocuklar için çizilmiş olsaydı, çocuklar en çok iki Kit'i severlerdi.
• Ak saçlı bir şeytan çizilseydi, Karson'a benzerdi muhtemelen. Karson'un, Teks'e sürekli şeytan demesinin nedeni ne?

Serüven, Çizgi Roman Araştırmaları Dergisinin 2.Sayısında mahlasla yazdığım bir yazı (2004).

İlham Veren Resimler

















Pazartesi, Eylül 23, 2013

Zamanın Ruhu ve Olimpiyat'a İnenler


Zamanın ruhu diye bir şey varsa, dün akşam Olimpiyat stadında yaşananlar aynen bunu yansıtıyordu. Maç bitiyor, sahada öyle adam akıllı bir gerilim yok. Galatasaraylı bir oyuncu kırmızı kartla ihraç edilmiş, oyun bitimine bir kaç dakika var, rakip takım aleyhine serbest vuruş kullanılacak. Sahaya seyirci giriyor, öyle bir kaç kişi değil, önce onlarca, sonra yüzlerce...Daha da sonra bir iki bin kişi...Anlaşılır gibi değil...Sporcular soyunma odalarına giriyor, polisle taraftar arasında arbede çıkıyor ve maç tatil ediliyor.

Hatırlayanlar olacaktır, Beşiktaş 2004 yılında Samsun'la oynamış, beş oyuncusu kırmızı kart cezası yiyerek maç tatil edilmişti. O maçta bile sahaya giren olmamıştı. Ne oldu da bu kadar insan sahaya girdi?

Maçtan sonra yazılanlara baktım, Gezi hesaplaşmasının bir başka merhalesini okudum diyelim. Anlaşıldığı kadarıyla AKP'liler, çıkan arbedenin sorumluluğunu Gezi olaylarında aktif rol alan Beşiktaş'ın ünlü taraftar grubu Çarşı'ya ihale etmişlerdi. Oysa, sahaya inenlerin geldiği tarafa ve yayılıma bakılırsa Çarşı, o tarafta olmadığı için sahaya inenler arasında değildi. Yine sosyal medyada yazılanlara göre AKP Gençlik örgütleri tarafından kurulan 1453 isimli bir taraftar grubu ile yine Beşiktaşlı olan başka gruplar arasında maç sırasında kavga çıkmış, sonra da onlar sahaya inmişlerdi. Buna göre AKP, bir komplo düzenlemiş ve Çarşı nedeniyle Beşiktaş'ı cezalandırmıştı.

Beşiktaş ceza alacak, nerden bakarsanız bakın, bir beş altı maç seyircisiz oynayacak, para cezası alacak vs Aklı başında bir taraftar, sahaya inmez, inerse takımının ceza alacağını, bu ceza nedeniyle takımını seyredemeyeceğini bilir. Galatasaraylı oyuncular tahrik etmiş, kızmış vs bunlar da bahane değil... Taraftar profilinin düşüklüğü ortada, e yaptılar, daha önce de buna yakın şeyler olmuştu denebilir...Yukarıda Samsun maçından bahsetmiştim, bu kadar olmamıştı, o devir başka devir, geçti gitti o günler mi diyeceğiz...

Doğrusu akşam olanları anlamadım önce...Anlamlandıramadım. Sonradan kafama dank etti... Zamanın ruhu diye bir şeye inanırım. Huzursuzluk, otoriteye isyan, garip bir cesaret, meydan okuma, ergen öfkesi...Ne dersek diyelim... Girdiler işte sahaya...Mantık arayacaksak önce o iklime bakmalıyız. Çarşı yapmış, Kasımpaşa Stadından oynanmasın diye numara çevrilmiş, komplo kurulmuş, Ceza kesilmiş vs Bunlar olabilir de olmayabilir de...

Şu iklimde birisi çıkıp olanı biteni de ifşa etse kimse inanmayacak durumda...Bu da o iklimin sonucu...

Şeytan İşi

















Related Posts with Thumbnails